POST-MODERN TAVIR, GERÇEKLİKTEN KAÇIŞ ve FELGU

POST-MODERN TAVIR, GERÇEKLİKTEN KAÇIŞ ve FELGU

POST-MODERN TAVIR, GERÇEKLİKTEN KAÇIŞ ve FELGU

01.03.2021 - Ethem Erdoğan
POST-MODERN TAVIR, GERÇEKLİKTEN KAÇIŞ ve FELGU

Edebi metinler genellikle, nesnel gerçeklikte yer alan olay, durum, ilişki ve yaşantıları gerçek ve tecrübe edilmiş bilgilerimizle açıklanamayacak bir düzlemde yansıtır. Bunun bir sebebi cari algıdır. Modernizmin oluşturduğu sanatsal şablonun dışına taşan metin açıklanamayacak hale gelir. Diğer sebep de yazarın edebi metni oluştururken, bir nesne olarak gerçekliği seçip, hayal dünyasında yeniden düzenlemesine dayanır. Kurmaca dediğimiz bu yeni gerçeklik eserin içeriğini oluşturur. Asıl gerçeklikle (realite) yazarın hayal dünyasının kesiştiği noktadan sonra edebi gerçeklik ortaya çıkar.

Modern öyküler genellikle ve algının gereği olarak bir sanatsal çerçeveye oturur. Bu çerçeveden bakılarak öyküler tür temelli değerlendirilmeye ve ayrıştırılmaya çalışılır. Hatta yine bu pencereden bakılarak alt türler tespit edilir. Olay-durum ayrışması kadar; mektup öykü, anı öykü, portre öykü, teatral öykü, atmosfer öykü, gotik öykü vb isimlendirmeler yapılmıştır. Bu isimlendirmeler alandaki zenginliği gösterir. Günümüzde daha geniş bir perspektif olması hasebiyle; anlatının geldiği son durum açısından şunu da ifade etmek gerekiyor: Alt türlere ait özelliklerin bazı anlatılarda kesişmesi, üst üste binmesi söz konusu olabiliyor. Hatta bir adım ötesinde, modern ve post modern algıların kesiştiği noktalarda ortaya çıkan anlatılar var. Bu noktalarda yazarın niyetine bakmak gerekiyor.

Postmodern algı ya da düşünce –modernizmin tamamlayıcısı olarak görenler olsa da- modernizm algısına itirazdır. Bu itirazın içeriğinde; modern akıl, globallik, nesnellik vardır. Mesela modernizmin, geleneksel olanı, yeni olana tabi kılma tavrı; yerleşik ve alışılmış olanı, yeni ortaya çıkana uydurma eğilimi olup; akıl, nesnellik ve evrensellik bakış açısıyla da oldukça ceberuttur. Modern akıl derken; modernizmin aklı kutsama, aklı bazen dinin bazen ahlakın yerine koyma çabasından; hatta inanç ve ahlak yerine “kültür”ü ikame etmeye çalışmasından söz edilebilir. Bu içeriğin ürettiği şablonlaştırılmış, ezberletilmiş bilimsel ve sanatsal çerçeve Postmodern algı tarafından hedefe konulmuştur. Postmodern algının “merkezsizlik ve kuralsızlık” içeren bir sınırsız özgürlük sunduğu göz önünde tutulmalıdır. Postmodern algıyı biraz irdelemek gerekirse: Postmodern edebiyat, modern anlayıştan farklı olarak öz ve biçimde yeni bir yaklaşımı beraberinde getirir. Buna göre tür ayrımı ortadan kalkmıştır. Postmodernizm öncelikle modern sanat algısının en önemli kalelerinden biri olan bilinç akışına tepki olarak doğar; fakat aynı zamanda klasik (geleneksel) anlatıya da karşıdır. Modern sanat algısına göre eserde yorumlanma eylemi sınırlandırıldığı halde, postmodern eserde okuyucu, okuduğu sırada metni yeniden kur(gula)ma, yazma durumuna geçer. Modern sanat algısında eserin anlamlılığı esasken, postmodern eserler daha çok imge, çağrışım üzerinden kurulur ve retorik temellidir. Dil oyunlarına geniş yer verme ve zaman-mekan bütünlüğünden uzaklaşma görülür. Postmodern edebiyat algısında içerik olarak var olan geriye dönüşler, görüntü ve hatırlama şeklindedir, anlatım olarak klasikten çok farklı bir bağlamdadır. Dolayısıyla dönemi ve onun gerçekliğini düşünmek gerekiyor. “Her toplumun ve her çağın kendine mahsus sosyal, kültürel, dini ve politik şartları filozof ve düşünürleri hakikatle farklı biçimlerde irtibat kurmaya yöneltmiştir.” (Başaran, 2018) Abdullah Başaran’ın bu tespitine yazarları da eklemek gerekiyor. Çünkü yazarlar da gerçeklikle farklı biçimde irtibat kuruyor. Bu cümleden olmak üzere Postmodern edebiyat algısının içinde bulunulan günümüzde de ortaya çıkmış bulunan şu tespitlerin anlatılarda görüldüğüne şahit oluyoruz: öykü çok ön planda ama yazarlar birlikte hareket etmiyor, bir topluluk değiller ve bireysellik ön planda. Anlatı tek konulu-temalı, tek bakış açılı değildir. Çok yönlü, çok kültürlü, girifttir. Bütünlük değil parçalanmışlık öne çıkar. Somut ve soyut gerçeklik iç içedir. Tarih, yeniden üretilmeye çalışılır. Ciddiyete karşı alaycılık benimsenir. Postmoderne göre hayat bir oyundur. Hayatı kurmacaya dönüştüren anlatı da oyun içinde oyundur. Gerçek hayattan kişilerle kurmaca kişileri, efsane-masal karakterleri hatta çizgi film kahramanları birliktedir. Dil postmodernde amaç haline gelmiştir. Dille oynama, dilin imkânlarını sonuna kadar kullanma, gerek kültür dilinin gerekse sokak dili ve yerel dillerin anlatım imkânlarından yararlanma bu anlayışın en belirgin özelliğidir.

Anlatıda hem içerik hem biçim açısından birbirinden farklı eğilimler son yıllarda dikkati çekici derecede artmış durumda. Bu eğilimlerden biri de Ömer Çelik ve Gülşen Funda gibi yazarların farklı boyutlarda yararlandıkları postmodern anlatı eğilimidir. Postmodern anlatıda, üst-kurmaca, yazarın sesinin silikleşerek okurun üretici konuma geçmesi, metinler ve türlerarasılık, çoklu anlatım, senkronik olarak karşıt kullanımlar, söylencevari, masalsı hatta fablvari anlatım, geleneksel-modern ve popüler öğelerin bir arada olması, imgesel anlatım, zamanı ve mekânı yitiriş özellikleri, yazarların tercihlerine göre öykülerde de yer alır. Postmodern edebiyatta ön plana çıkan bu kullanımlar, Türk anlatısında 1960’lardan itibaren var. Bu anlayış özellikle 2000 sonrasında belirginleşiyor.

Felgu, 2020’nin Eylül’ünde Ketebe Yayınları etiketiyle çıktı. İki bölüm (Gök-Kök) ve 12 anlatıdan mürekkep 76 sayfa bir kitap. Kapak sarı bir zemin. Üstünde kitabın adı diklemesine yeşil renk yazılmış. Arka kapağa yeşil zemine sarı renkle bir tanıtım yazılmış.

Felgu içerik ve biçim düzeyinde girilen bir yenilik arayışını ifade ediyor. Bu arayış hatta buluşun kitabı Felgu, son zamanlarda okuduğum en ilginç kitap olma özelliğinde. Aynı zamanda modern ve postmodern özelliklere sahip görünüyor. Bu duruma “zamanlararası” diyebiliriz belki. Modern özelliklerden kastım; kitabın içeriğinin büyük ölçüde “gotik öykü”yü çağrıştırması. Bu tür öykünün karakteristiği ve geleneği batıda güçlü şekilde var. Şöyle; tekinsizlik, gizem, eskil-arkaik, olağanüstü durum ve olaylar, büyü, lanet, duygu çatışmaları… (Mull, 2008) Postmodern özelliklerden olmak üzere de söylencevari, masalsı hatta fablvari anlatım öğelerinin sembol ve imge düzeyinde bulunması, geleneksel-modern ve popüler öğelerin bir arada olması, imgesel anlatım, zamanı ve mekânı yitiriş özellikleri sayılabilir.

Yazarın durduğu yeri sanat psikolojisi açısından da görmek gerekiyor. Kurgu yapma şekli, gerçeklik karşısındaki tutumu, yaşananlara karşı tavrı ve sanata yükleyeceği görev tamamıyla yazarın sanat psikolojisini ortaya koyacak. “sanat, etkinlik ve görevi gereği yapıtın, sanatçının ve izleyicinin su kavşağına yerleşerek yapıtın bir psikolojisini, yaratıcılığın bir psikolojisini, düşlemenin bir psikolojisini önceden ayırt eder.” (Weber, 1995) Gülşen Funda’nın yaşanan gerçeklikten uzaklaşması Weber’in sözünde gizli sanırım.

Kitabın ilk öyküsü aynı zamanda kitaba isim olan Felgu. Felgu lafız olarak da sözünü ettiğimiz bir arayışın ön plana çıktığı bir öykü. Yazarın, hiç kimsenin söylemediği şeyleri, hiç kimsenin söylemediği şekilde söylemek, isteğinin bir dışavurumu bu öykü. Hatta tespiti tüm kitaba teşmil edebiliriz. “Felgu, mitlerden, destanlardan, efsanelerden, masallardan beslenen bir öykü anlayışını yansıtır. Kitapta masalların soyut dili ve felsefeye yaslı göndermeler baskındır. Hikmet arayışları, müphem kurgu masalsı anlatımı besler. Öykülere serpiştirilen simge ve sembollerle metin zenginleştirilir.” (Sultan, 2020) Post modern anlatı tam olarak bu: Kurgu ve içerikten çok anlatıma odaklanmak. Modernizm sanat algısının çerçevesinden böylece çıkıyor yazar. Post modern sanat algısının hem moderni hem de gelenekseli reddettiği malum. Yazar geleneksel anlatılardan da yalnız sembol ve imge düzeyinde faydalanıyor.

Yazar Kürşat Çelik ise yaptığı değerlendirmede yazarın gerçeklik algısı üzerine eğiliyor. Ama gerçekliğe modernizm penceresinden baktığını görüyoruz. “Mahir bir fotoğrafçı da olan Gülşen Funda, hikâyelerinde de lensini açık tutmuş. Dövme dövülürken, kartal avına çıkılırken, samanlık ateşe verilirken, defterler arasında kendini ararken daima açık bir makine. Her bir karesi anlatıyla dolu bakış, efsunlu âlemlerin, suya ağlamaların kayıtçısı.” (Çelik, 2021)

Yazarın dil hassasiyeti metinlerde bariz şekilde görünüyor. Şiirsel bir anlatı kurmaya özen gösterilmiş. Özellikle tekrarlar şiirdeki gibi bir müzik oluşturmuş. Ama dilin zorlandığına dair önemli olmasa da, bir-iki örnek de var. Felgu öyküsündeki “Dağlı orman, ormanlı dağ” kullanımları. “Üç gece, uzun bir geceydi.” cümlesi… “Aramak ve bulmak arasına…” ile başlayan şartlı bileşik cümlenin iki ayrı cümle yapılması… Kabuk öyküsünde geçen “kanadı toprağı yaran kökler gibi sağlamdı” benzetmesi… Ancak genel olarak dil kullanımı düzeyi makul. Ekstra bir durum olarak da, bazı kelimelerin yerelden alınıp metne girmesi söz konusu edilebilir. “Köyleri talayan” (S.43), “derma yazmak” (S.50) gibi. Bu durumlar dolayımında Yeni Şafak Kitap Ekinde bir soruya cevaben şunları söylemiş: “En önemlisi varlık, ad ile kazanılır. “Felgu” kelimesi yitip gitmesin istedim ben de. Bu dünyada ne yaptın sorusuna “Bir kelimeyi işittim ve ona sahip çıktım.” diyebilirdim böylece.” (Akbaş, 2020). Başka bir söyleşide de benzer ifadeler geçiyor. Felgu’nun kelime anlamını da yazar izlediği bir belgeselden yola çıkarak açıklamış: “Ay’a bakmakla ilgili bir hastalık” anlamına geldiğini ileri sürebilirim.” (Aplay, 2020). Bu cümleden olmak üzere; yazarın metinlerini görsel ifadelerle zenginleştirdiğini görüyoruz. İlk öyküde ay evreleri, Kabuk öyküsünde, sözlerin şekil olarak karşılıkları da ifade bakımından anlatıya dâhil olmuş. “Yazar öyküsünü semboller, imgeler uzak zamanı çağrıştıran isimler ve o isimlerin sahiplerinin kaderleri üzerine kurmuştu. Öykü karakterinin kadersel çizgisi Ay’ın evreleri üzerinden anlatılıyor. Gülşen Funda çağdaşlarının aksine öyküde bir damar arayışının peşinde.” (Sert, 2020)

Öykü yazarı Özlem Karapınar ise, Felgu’ya öne çıkan iki önemli tarafından; izlekleri ve kahramanları üzerinden yaklaşmış. “Gülşen Funda bize unutulmuş diyarlardan, vadilerden dağlardan, bayırlardan, ovalardan topladığı hikâyeler getiriyor. Bir yanıyla gerçek diğer yanıyla masal, bir yanıyla türkü diğer yanıyla ağıt, bazen bir vaveyla bazen kimselere söylenmemiş yürek yangınlarını getiriyor.../.. Göçerlerden, dövmecilerden, rüya yorumcularından, büyücülerden, düğümlere üfleyenlerden, sözün ruhunu arayanlardan, kartal avcılarından, şifacılardan anlatıyor.” (Karapınar, 2020-2021)

Şahsi kanaatim odur ki, Felgu’da; modern-gotik öykü ile postmodern imgeci anlatı arasında metinler okudum. Yazarın Halk Edebiyatıyla ilgili malzemeden yararlandığına da, gotik öykü malzemesinden yararlandığına da şahit oldum. İç içe geçmişlik, türler arasılık, sanatlar arasılık hatta zamanlar arasılıktan söz edilebilir. Diğer yandan, fantastik ve alegorik öyküler değerlendirmesi de yapılabilir. (Ez’in varlığı-yokluğu; “sesi sözle bir etme”). Kabuk öyküsünde, anlatıcı ile yazarın bir olması anlatıcı çeşitliliğine örnek olsun. “Gök, Taş ve Yüzü” öyküsü için iki farklı öykü kavramı kullanmak gerekiyor. İlk olarak metnin çerçeve öykü tarzında bir metin olduğunu söyleyebilirim. Bu anlatının içinde birden fazla öykü yerleştirilmiş. Bu yerleştirme yapı tarzı olarak “gevşek” yerleştirme. (Konu netleşsin için “Bin Bir Gece Masalları örneğini verelim). İkinci olarak da paralel öykü. Bu da, birden fazla öykünün anlatıda kesişmesiyle oluşan öyküdür. Elkan’la Aza’nın farklı öyküleri var. Sonra kesişen bir öyküye dönüşüyor.

Hâsılı; Felgu, masal, efsane, eskil-arkaik hikâyeler gibi bir birikimden beslenen; bu içeriğin içine gotik öykü unsurları eklenen bir post modern anlatı özelliğindedir. Türler arası, metinler arası ve zamanlar arası özellikler bir arada kullanılmıştır. Bu oluşum; öyküleme yapısı olarak zaman dizin, çerçeve ve paralel öykülemelerden oluşmaktadır. Öykülerin kompoze edilmiş yapısı “yarı açık form” (Yivli, 2019) şeklindedir. Çoğunlukla da baştan açık olarak düzenlenmiştir. Anlatıcı tecrübî olup, yerine göre, kahraman, tanık, uyarıcı şeklinde kendini gösteriyor.

Kaynakça

Akbaş, M. (2020, 12 16). https://www.yenisafak.com/hayat/sesimin-uctugunu-hissettim-3589919. https://www.yenisafak.com/: https://www.yenisafak.com/hayat/sesimin-uctugunu-hissettim-3589919 adresinden alınmıştır

Aplay, M. (2020, 12 1). https://felgu.wordpress.com/2020/12/01/postoykusoylesi/. https://felgu.wordpress.com/. adresinden alınmıştır

Başaran, A. (2018). Postmodern: Felsefe, Edebiyat, Nekahet. İstanlnbu: Dedalus.

Çelik, K. (2021, 1 8). https://www.gzt.com/post-oyku/zaman-kadar-eski-gun-kadar-yeni-3566808. https://www.gzt.com/: https://www.gzt.com/post-oyku/zaman-kadar-eski-gun-kadar-yeni-3566808 adresinden alınmıştır

Karapınar, Ö. (2020-2021). Felgu. Olağan Hikâye (2), 153.

Mull, Ç. P. (2008). Gotik Romanın Kıtalararası Serüveni. Ankara: Ürün Yayınları.

Sert, İ. (2020). 2020'den 40 Öykü Kitabı. Hece Öykü (130), 110-111.

Sultan, S. (2020, 12 26). Şaman dünyaya dalan bir daha çıkamıyor. Karar.

Weber, J.-P. (1995). Sanat Psikolojisi. (İ. C. Ersever, Çev.) Ankara: Ürün Yayınları.

Yivli, O. (2019). Öykü Nasıl Okunur. Muğla: Günce Yayınları.

Ethem Erdoğan - 01.03.2021

,

3059

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin