Postmodernizm; Belirsizlik Ve Merkezsizlik Paradigması

Postmodernizm; Belirsizlik Ve Merkezsizlik Paradigması

Postmodernizm; Belirsizlik Ve Merkezsizlik Paradigması

05.10.2020 - Ethem Erdoğan
Postmodernizm; Belirsizlik Ve Merkezsizlik Paradigması

Postmodernizm; ne olduğu, kapladığı alan ve bakış açısı tam olarak belirlenemeyen bir söylem olarak duruyor ortada. Hepimiz sıklıkla karşılaşıyoruz bu kavramla. Bu yazıda, “Postmodernizmin Poetikası” kitabı dolayımında postmodernizmi açık ifadelerle anlatmaya çalışacağız. Kitap Hece Yayınlarından bu yılın Ocak ayında çıkmış. Çevirisi Yunus Balcı tarafından yapılmış.

Postmodernizmin ne olduğu ve olmadığını daha anlaşılır bir perspektiften anlatarak, ilgili karmaşanın bir ölçüde giderilmesi öncülümüz olacaktır. Bir aksiyon mu yoksa reaksiyon mu olduğu üzerinde durularak, postmodernizme getirilen eleştirilere ve postmodernizmin getirdiği eleştiriler üzerinden bir metin kurmaya çalışacağım. Postmodernizm aklın gereği olan (modernizm) ve mutlak gerçekliği reddeden bir yapıya sahip olduğu için, tarihinin mutlak anlamda belirlenmesine de imkân vermemektedir. Çünkü sınırlar, mutlak gerçekler, evrensel anlatılara kuşku ile yaklaşımı, tarihini ve kendisinin ‘ne’liğini belirlemeyi de zorlaştırıyor. Postmodernizmin gerçekte ne olduğuna dair fikir birliği maalesef yok. Modernizme karşı olarak ortaya çıktığı gerçeğinden hareketle moderniteyle problemi olanların, onu suçlamak isteyenlerin ve modernitenin açmazlarının bir dökümünü çıkaranların çizdiği karşı çerçevedir.

Postmodern düşünürlerin dayanakları Nietzsche ve Heidegger'dir. Görünür olduğu zaman dilimi II. Dünya Savaşı sonrasına tekabül etmektedir. Postmodernizmin anlamsızlık getirdiği, analitik veya ampirik (deneysel) bilgiye hiçbir şey katmadığı gibi eleştiriler vardır. Aslında ucu açık ve çoğulculuğa dayanan yanı basit, yaşantısı neredeyse imkânsız bir reaksiyondur. Modernizmi anladıktan sonra, onun akılla kurduğunu (Gerçeklik, etik, evrensellik, hukuk vb) yapı bozumuna uğratıp sorun haline getirme işlemi postmodernizmdir. Postmodernizm; modernizmin homojenlik fikrine, ulus devlete, farklılıkların ve çoğulculuğun önemsizliğine karşıdır. Hatta modernite dine karşıt bir pozisyonda durmuş ve dinin yerini dolduracak olgu olarak bilimi koymuştur. Ancak bilim neden sorusuna cevap veremediği için bu konuda eksik kalır. (Nietzsche)

Kitaba biraz eğilince felsefe yerine kültür açısından metne yaklaşma gereği ortaya çıkıyor. Yazarın bize, çağdaş kültürel söylem üzerinden bir postmodern bakış sunması gerçeğiyle karşı karşıyayız. Yazara göre postmodern, kendi mekanizmasını somutlaştırmıştır. Bu realite postmodernin süreksizliği, çeşitliliği ve temsil yetisi olmayan karakterini ön plana çıkarır. En başta postmodernizm bir kültürel hareket olarak tanımlanır. (S.11) Yine aynı sayfada “güncel bir fenomen” tanımlaması yapılır. Eser için odak noktası olarak da “estetik ile teorinin örtüşen noktaları” alınmıştır. Dolayısıyla akıl ve bilinç eksenli bir metin ve kurgunun dışındaki metinler bize postmoderni haber vermektedir. Özellikle de anlatıda. Bu anlamda ilk notumuz; “Postmodernde diyalektik yoktur.” (S.13) Bu noktada şunları göz önüne almalıyız: Diyalektik; aklı doğru ve yöntemli bir biçimde kullanma, tartışmayı doğru bir biçimde yürütme sanatı, sav ve karşı savdan bileşime ulaşma yöntemi. İkincil olarak da “yaygın belirsizlik.” (S.15) Bu aşamada da; oluşmuş çerçeve ve kabullerin tartışmaya açılması söz konusudur. Bu yüzden yazıdaki değerlendirmelere de bu bağlamda bakılmalıdır. Diğer notlarımıza bu çerçevede girelim. “Postmodernizm bugün hem mevcut kültürel teorilerde ve hem de sanat üzerine yazılan yazılarda en üstte olan ve sürekli bir tanımlanma çabası içinde bulunulan kavramdır ve genellikle olumsuzlanmış büyük gösterişli söylemler ona eşlik eder. Biz onda devamlı olarak bir süreksizliğin, bozulmanın, yersizliğin, merkezsizliğin, belirsizliğin, bütünleştirme çabasından kaçmanın sesini duyarız. Bana göre postmodernizm bir karşıtlıklar fenomenolojisidir.”(sayfa 21) Yukarıda değerlendirdiğimiz şekilde akıl yürütme, sentez, kabullerin dışına çıkma gibi öncüller çok şeye ve en önemlisi merkezsizliğe yol açmaktadır.

“Postmodernizm basit bir şekilde çağdaş ile eş anlamlı olarak kullanılamaz.” (sayfa 22) Bizde geleneksel ve moda bir hatadır; her yeniye ‘çağdaş’ etiketi yapıştırılır. “Benim postmodern demek istediğim şey temelde çelişkili kesin bir şekilde tarihsel ve kaçınılmaz olarak politiktir. Bu çelişkiler geç kapitalist toplumun çelişkileri olabilir ama sebep her ne olursa olsun ‘geçmişin mevcudiyeti’nin postmodern kavranışında bir manifesto halinde yer almaktadırlar. Bu aslında her zaman için eleştirel bir elden geçirmedir, asla nostaljik bir geri dönüş değildir. Postmodernizmde ironinin etkin rolü burada yatmaktadır”(sayfa 23) Burası fazlaca önemlidir. Özellikle anlatıyı ‘anlatma’ modundan imgelem moduna ulaştıran, hikâyeyi öyküye eviren olgu.

“Çelişkileri ve çalışma biçimi yıkmaya çalıştığı sistemler ile birlikte yürüdüğü için postmodernizm muhtemelen yeni bir paradigma olarak kabul edilemez. Onun ciddi bir şekilde meydan okumasına rağmen liberal hümanizmin yerini alamadığı da doğrudur. Neredeyse tarif edilemez ve kesinlikle tuhaftır.” (sayfa 24) Yeni bir paradigma olarak kabul edilemez oluşu daha çok var olan paradigmayı silkelemek, yanlışlamak tavrı olduğu için. Mesela modernizm din, ahlak ve metafizik karşısına ‘bilim’i koymuştur; postmodernizm ise buna karşı çıkmakla beraber öneri sunmamaktadır.

“Dikkatin ana odağı anlatıdır. Yani, teorik olarak insanın inşa ettiği tarihi ve kurgu karşısındaki öz farkındalığı, geçmişin biçimlerini ve içeriğini yeniden düşünmek ve yeniden işlemek için temel teşkil etmektedir.” (sayfa 25)

“Postmodernizmin meydan okumak için var olma nedenlerinden biri olduğunu savunuyorum. Meydan okur ama reddetmez, homojen bir kimlik yerine farkındalığı ortaya koymaya çalışır. Elbette farklılık kavramının tipik olarak postmodern bir çelişkiye yol açtığı söylenebilir. Ötekiliğin aksine farklılık kendi tanımına karşı gelecek bir zıtlığa sahip değildir.” (sayfa 26)

Notlarımın tamamını yazıp yorumlamak yerine kitabın yazarının son yorumlarıyla yazıyı bağlamak istiyorum: postmodern değişmesi gerekli olanı, sanat ve hayatı sunmaktadır. Gerçekliğin Platon’dan beri sanatla sorunlu olduğu açıktır. Postmodern her ne kadar sorguluyor olsa da o gerçekliğin dünyasındadır. Yazara göre o sorguladığı şey de “gerçeğin apokaliptik cinayetidir.”(sayfa 402) Diğer yandan postmodern kültürün “apolitik özerkliği”ne de itiraz etmektedir. (sayfa 403). Yazar son söz olarak şunu söylemektedir: “Onun çelişkilerine cevap bulamayız ancak cevaplama sürecini mümkün kılacak sorular sorulmaya başladı.” (sayfa 405)

Bu kitaba da bu gözlükle bakabiliriz. Geleneği paramparça eden modernizm, modernin ‘akıl’ını alan ve olumsuzlayan postmodern… Şimdi bu kitap tek başına postmoderni sigaya ve hizaya çeken bir oyluma sahip. Gerçeklik, anlatı ve kurgu üzerinden sorgulama yapan bir olgunun, postmodernin en temelde edebi birikim üzerinden yaptığı değişimleri izlemek mümkün. Bu açıdan edebiyat ve sanatın her türlüsüyle ilgilenen herkes için önemli bir eserdir. Çeviri sıkıntısı, Türkçe hatası belirgin biçimde varlığını hissettirmiyor. Yunus Balcı’yı bu anlamda tebrik etmek, bu eser için Hece Yayınlarına teşekkür etmek gerekiyor.

Postmodernizmin Poetikası, güncel edebiyat ve sanatın her türlüsüyle ilgilenen herkes için oldukça önemli bir okumadır.

Postmodernizmin Poetikası

Linda Hutcheon

Çev. Yunus Balcı

Hece Yayıncıları

472 s.

Ankara 2020

Ethem Erdoğan - 05.10.2020

,

1930

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin