Ramazanın Gülleri

Ramazanın Gülleri

Ramazanın Gülleri

16.07.2014 - Misafir Köşesi
Ramazanın Gülleri

Recep Garip kitaphaber okuyucuları için yazdı...

 

Çocukluğumun geçtiği ilk Ramazan, ilk oruç ayı doğduğum köy olan Tarsus'un Sanlıca köyüdür. Henüz aklımızın yeni idrak ettiği yıllar, ilk çocukluk yıllarım. Komşu çocukları ki her birisi akrabalarımızdır (amca, dayı, teyze çocuklarıdır). Sanki her birimiz anlaşmış gibi oruca niyetlenirdik. Sahura kalkar, iftar öncesi sessizleşir, ezanın okunacağı saatleri beklerdik. Henüz ilk elif ba okumalarımızı (Kuran okuma ve sureleri ezberlememizi sağlayan Mahmut hocam nur içinde yatsın) nar çubukları eşliğinde sürdürürdü. Yaramazlıklar yapan bizlerin kulakları nar çubuklarıyla çırpılırdı.

 O yıllarda köyde aynı yaşıt olan bütün çocuklar istisnasız oruç tutardık. Bizim oruçlarımız iltifatlar görür, ebem (ninem), annem, tarafından satın alınırdı. Bütün çocuklar birbirlerine anlatırlardı. Dün ben orucumu babama sattım. Dayım aldı, benimkini dedem satın aldı gibi anlatırdık. Kaç lira topladıklarımızın hesabını yapardık. Bu bir teşvik olmalıydı. Sonraları öğrendik bunları. Sonraki yıllar çocuklarımıza aynıyla bizler de uyguladık. Oruçlarını satın aldık. Güneyin sıcak ikliminde Anadolu yüreği kekik kokulu ayranlar eşliğinde saçlarda pişirilen çöreklerin sıkmaya çevrilişiyle iftarlarımız taçlandırılırdı.

 İlkokul yıllarımızda teravihlere köyün camiine gider, ezan, kamet ve salaları vermek için yarışırdık. Sahi her akşam uzun uzun salalar verilirdi. Neden şimdi salalar fazla duyulmaz oldu? Henüz yeni kuran okumayı sökmüş, dili dönmüş ama kuran okumak için, ezan, kamet getirmek için yarış halinde çocuklardık. Teravihler bizim için şenlik yeriydi.

Her ramazanı Şerifin iftar öncesi setikli hamurdan hazırlanan sıkmalar her evde mevcuttu. Sıkmasız iftar yapılmazdı. Çocukluğumda kalan en önemli oruç öykülerinden birisi sıkmalardır.

Ortaokul ve liseli yıllarım Adana'da geçti. Adana büyük şehirdir ve şehrin hükmüne uymak mecburiyetini öğrendik. Şehirde yaşamanın da kendince bir dili, tarzı, giyimi, anlayışı, nezaketi olmalıymış meğerse. Şehirli olmak demek, okumuş, yazmış olmak demekmiş. Estetikten, şiirden, sanattan anlamak demekmiş. Şimdiler de buna aydın, entelektüel filan diyorlar. Anadolu insanı aslında daha çok eli maaşlı beli kayışlı insanlar tabirini kullanırlardı. Yine de irfan sahibi insan denilince bilge insanlar hatırlanılırdı. Bilge insan bilen insanmış meğerse. Çok okuyan, akıllı insanlarmış irfan sahibi olanlar.

Adana'da Ramazan'ın gülleri diye çörekler satılırdı. Her Ramazan gelince fırınlardan yarım oruç tutan çocukların öğle civarında annelerince satın alınıp uluorta her yerde değil evin gizli bir köşesinde (ev halkına gözükmeksizin) çocuklar karınlarını doyururlar ve hiç yememiş gibi ikinci oruçlarını akşama kadar tutarlardı. Bunlar hayatımızın en anlamlı oruçlarıdır. Oruca da, namaza da biz böyle alıştırıldık. Farkında olmadan oruç ve namaz hayatımızın merkezi oldu. Elhamdülillah.

Bir defasında annem buğday kavurmuş şalvarımın cebini doldurmuştum. Henüz 9-10 yaşlarında filanım. Secdeye gittiğimde nasıl olduysa cebimden bir miktarı döküldü. Namaz kılmayı bırakıp onları toplamakla vaktimi geçirmiştim. Çocukluğumuzun Ramazan'ında gençlik yaşlarına henüz tırmanırken teravihlerde toplu, yan yana kılmalar, üst katlarda sıra sıra dizilerek her çıtırtıda gülmeye aday bizler, birbirini dürtükleyen, güldüren, paldır küldür camiden dışarıya kaçarak teravihlerin yarım kaldığı anlar unutulur şeyler değildi. Biz camiyi böyle sevdik. O zamanlar kimi yaşlı amcalar kızar, kulaklarımızı çekerlerdi. Kimilerinin göz bebekleri bizi öperdi. Onları daha çok severdik. Koşar, dışarı gider, yeniden dönerdik hiç bir şey olmamış gibi saflara dizilir sessizce namazlarımızı kılardık. Her an gülmeye, kıkırdamaya hazır bir vaziyetimiz olurdu. Camilere biz böyle alıştık. Kovulmadık dahası. Kızan amcalara kızan başka büyükler olurdu. Çaresiz onlar seslerini çıkaramazlardı. Görmeden bizi kırbaçlayanlar olsa da bizi sevenlerin çokluğu camilere çekerdi.

Bayram sabahları olabildiğince yeni şeyler giydiren annelerimiz erkenden bizleri kaldırır sabah namazına gönderirdi. Bayram namazını kılmadan dönmezdik. Döndüğümüzde cami cemaatinin dağıttığı şekerlemeler gillikler ceplerimizi doldururdu. Bu gün "Ramazanın Gülleri" hala şehrimiz Adana'da yapılıyor mu, hala çocuklara anneler satın alıyorlar mı bilmiyorum. Ama bu gün bile kokusu burnumda, tadı damağımda duruyor. Bu akşam iftarda olsa da yesek diyesi geliyor insanın. Yörük çadırlarında iki saç arasında pişirilen küncülü mayalı zeytinyağlı tereyağlı ekmeklerin iftar sofralarında ki varlığı gözlerimin önünde duruyor. Büyüklerimizin ellerini öpmeyi ihmal etmezdik. Onların yanlarında yüksek sesle konuşmazdık. Büyüklerimizle berberken şakalaşmazdık. Yanlarına vardığımızda mutlaka selam verirdik. Büyüklerimizin yanında diz çöker otururduk.

İmam odasında gece sahura kadar bir büyüğümüzün anlattığı Çanakkale, Yemen, Malazgirt savaşlarını, peygamberimizin hayatını, vahyin gelişini, hicreti, dini kıssaları dinlerdik. Ramazan geldiğinde her akşam "bici biciler" camilerin çevresinde olurdu. Amcalar bize ikram ederlerdi. Şalgamlar, teravih sonrası müthiş keyif verirdi.

Biz ramazanlarda teravihleri şenlik içinde camileri kendi evimiz saydık. Biz çocukken çok güzeldik.

 

8 Temmuz 2014 İstanbul

Misafir Köşesi - 16.07.2014

,

1664

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

2010-2017 yılları arasında destek vermiş arkadaşlarımızın yazıları... İlaveten alıntı olmadan ya da talepleri üzerine daha önce yayınlanan yazıları misafir ettiğimiz kalemlerin yazılarını bu profilde paylaşmaktayız.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin