Romancılar, modern zamanın masalcılarından başka bir şey değild

Romancılar, modern zamanın masalcılarından başka bir şey değildir

Romancılar, modern zamanın masalcılarından başka bir şey değildir

10.07.2013 - Yakup Çak
Romancılar, modern zamanın masalcılarından başka bir şey değildir
Kitaphaber.com sitesi olarak yazarların ve kitaplarının gizemli dünyasına küçük bir gezinti yapmak için düzenlediğimiz söyleşilere, Yunus Emre'nin diyarı ve Türk Dili'nin Başkenti Karaman'ın yetiştirdiği, polisiye roman yazarlarımızdan, kısa zamanda adını duyuran Sayın Ahmet Küçükkerniç'i misafir ettik

Ahmet Bey, öncelikle kitaphaber.com.tr ekibi olarak hoş geldiniz diyoruz. Ahmet Küçükkerniç kimdir, kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Öncelikle bu fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim. Umarım okuyucuların merak ettiği soruların cevaplarını buradan sizin aracılığınızla verebilmiş olurum.
1972 yılı Konya doğumluyum. Yaklaşık otuz altı yıldır Karaman'da yaşamaktayım. Kamuda Devlet Memuru olarak çalışmaktayım.

Yazmak, sizin için ne ifade eder?

Yazmaktan çok, anlatmak benim işim. Yazarak anlatmak yani. Bir hikâyenin arasında, insanlara hayata dair küçük enstantaneleri anlatıp, genelde her yazarın yaptığı gibi farkındalık oluşturmak. Bundan şu anlam çıkmamalı; aklımızı meşgul eden fikirleri başkalarına empoze ederek, kafamızdaki kalıp insanı yaratmak değil... Büyüklere masallar gibi mesela. Her zaman ifade ettiğim gibi romancılar, modern zamanın masalcılarından başka bir şey değildir. Bizim işimiz kıssayı anlatmak olmalı. Okuyucu hisseyi nasıl alacağını bilir.

Kitapların dünyasına sizi çeken ve yazarlığa iten sebep nedir?

Okumak, belki de bu dünyanın en zevkli hobilerinden birisidir bana göre. Hobi diyorum, çünkü insan tabiatı gereği dayatmalara soğuk bakar. Okullarda yapılan en büyük yanlış da bence bu. Müfredat denilen dayatmacı anlayış, bugün çocuklarımıza kitap okumaktan çok, onlarla kitaplar arasındaki mesafeyi sürekli açan bir mekanizma.
Hobi olarak başlayan bir uğraşı, ileri safhalara taşıyarak ve belki biraz da profesyonelleşerek, hikâyeler oluşturma çabası, yıllar önce başlayan bir hayalin, yakın zamanlarda gerçekleşmesi olarak karşıma çıktı.


Sırasıyla, Kan Sıcağı, Ayrık, Yedi Kapı şu anda yayınladığınız kitaplarınız. Birkaç kelime ile kitaplarınızdan bahseder misiniz?

Kan Sıcağı teknik olarak ilk hikâyem. Teknik olarak dememdeki sebep, ilk yazdığım ve basılan anlamında. Kitap dünyasında basılan her eser kitap değildir maalesef... Kan Sıcağı'nın ilk baskısını elime aldığımda, birçok hata ile karşılaştım. Bu yüzden ilk baskısını, asla basılmış bir hikâye olarak düşünmedim. Ayrık'ı yayınlandıktan sonra, Kan Sıcağı'nı tekrar gözden geçirip, gereken düzeltmeleri yaptıktan sonra ikinci kez baskıya verdim.

Burada şunu özellikle belirtmek istiyorum; yazarlar hikâyelerini yazdıkları anda başka bir dünyanın kapıları açılır. Bu yüzden hikâyeye konsantre oldukları için, yazılanın teknik hatalarını gözden kaçırırlar. İşte yayınevlerindeki editörler bu noktada devreye girerler. Hataları, başka bir gözle düzeltmek onların işidir. Vasıfsız yayınevleri bu konuda tamamen yetersiz durumdalar. Çünkü vasıflı editörlerle çalışmamaktalar.

Hikâyelere gelince; Ayrık, geçmişte yaşanan bir adli olayın uzantılarının, günümüzde ortaya çıkmasıyla hareketlenen bir hikâye. Arada olmazsa olmaz aşk öğesini de barındırmakta. Okuyucuların neredeyse tamamından olumlu not almış bir roman. Basıldığı yıl, çok satan listelerinde ilk onda günlerce kaldı.

Kan Sıcağı ise, yerli bir seri cinayet hikâyesi. Fuarlarda karşılaştığım genç okuyucuların beğenisini kazanmış durumda. O da Ayrık gibi, çok satanlar listesinin ilk on sıralamasında günlerce kendine yer buldu. Okuyucu yorumları ise beğenildiği yönünde.

Yedi Kapı, diğer iki hikâyeden farklı bir hikâye. Tebrizli Şemseddin Efsanesi. 12. yüzyılda yaşayan Şems-i Tebrizi'nin son günleri, onu şehadete taşıyan süreç ve en önemlisi şehadetinden sonra gelişen olaylar... Bildiğiniz gibi, Şems ve Mevlana hakkında yazılan tüm hikâyeler, Şems'in ölümüyle sona eriyor. Yedi kapı'da durum farklı. Bir nevi devam hikâyesi. Polisiye Edebiyatı'nın kurallarından birisi devreye girdi; Katillere ne oldu? İşte Yedi Kapı'da bu soru cevaplanıyor.



Neden polisiye roman?

Polisiye hikâyeler, kitap okuma alışkanlığının ilk basamağıdır diye düşünüyorum. Çünkü halk olarak gizemli olayları merak etmek ve hatta kurcalamak gibi bir özelliğimiz var. Meraklı bir toplumuz yani. Bu yüzden, gizemli hadiselerin ele alındığı hikâyelerle okuma alışkanlığı kazanan okurlar, sürükleyici bir anlatımın verdiği zevkle, farkında olmadan okuma alışkanlığı kazanmış oluyor. Bunun realitesine zaman zaman tanık oldum.

Kitaplarınızda vermek istediğiniz mesajların okuyucuya ulaştığını görüyor musunuz? Geri dönüş konusunda neler söylemek istersiniz?

Mesaj verme kaygısı taşıyan bir yazar değilim. Başta da ifade ettiğim gibi, ben onlara bir masal anlatıyorum. Onlar ise hisseyi kendileri çıkarıyorlar. Bir bakıma onlara, kendilerini anlatıyorum... Argo tabirler kullandığımı, argo tabir kullanarak anlatan okuyucularım var mesela. Biraz düşündüklerinde, anlatılan karakterlerin kendilerinden bir farkı olmadığını görüyorlar. Ayna görevi benimki.

Okurlarınıza sunacağınız yeni çalışmalarınız var mı? Varsa ondan da biraz bahseder misiniz?

Kışa doğru "Kelebeklerin Göçü" adlı hikâyem yayınlanacak. Belki önümüzdeki yılın ilk aylarına da rastlayabilir. Devletin gizli, askeri bir projesinde çalışan mühendislerin yaşadıkları kovalamaca ve devlet içine sızmış yabancı istihbarat güçlerinin bu projeyi durdurmak yönündeki mücadeleleri ve... Geri kalanı hikâyenin sayfa aralarında.

Kitap yazmak dışında, yazı hayatınızda başka uğraşlarınız var mı?

Amatör düzeyde müzikle ilgileniyorum. Yaklaşık on yıldır ud çalıyorum, ama sadece kendimi eğlendirmek için. Hobi maksatlı yani.

Bizim yazarlarla yaptığımız bazı soruşturma sorularımızdan da sormak istiyorum.
Bir kitabı değerli kılan sebepler sizce nelerdir?


Öncelikle finalidir. Finali şaşırtıcı olmayan bir hikâye, okuyucu için zaman kaybıdır. İkincisi ise akıcı bir anlatımdır. Akıcı bir anlatım yakalayamazsanız, adınızın ne olduğunun hiçbir önemi yok. Okuyucular anında reaksiyon verir. Kitabın kalın olması, bir çok sayfadan oluşması asla bir kriter değildir. Gereksiz laf kalabalığı okuyucuyu yorar. Benim düşüncem bu.

Ödüller hakkında ne düşünüyorsunuz? Mesela Nobel edebiyat ödülü, bu ödül sizin için ne ifade ediyor?

Aslına bakarsanız umurumda olmayan bir konu bu. Ödül düşüncem hiçbir zaman olmadı. Bir okuyucunun, anlattığım hikâyeden memnun kalması benim için en has ödüldür. Verene de, alana da mani olmam. (Gülüyor)

Ahmet Küçükkerniç hangi kitapları okur ve bize tavsiye edeceği kitaplar hangileridir?

Özellikle şunları okuyorum diye bir takıntım yok. O çıtayı aştığımı düşünüyorum. Zaman içerisinde neyi merak ediyorsam, ilgim o yöne kayıyor. Tarihi hikâyeleri ve araştırmaları okuyorum şu aralar. Yeni hikâyemle bağlantılı olarak ise, gizli servislerin çalışma biçimlerini konu alan kitaplara da ilgiliyim. Yarın ne olur, bilemem.

Bütün yazarlara sorduğumuz bir soru; Yazmaya ilgi duyan genç yazarlara önerileriniz var mıdır? Bir yazarın ve okurun heybesinde sizce neler olmalıdır?

Yazar olmak ve para kazanmak için başlarlarsa baştan kaybederler. Çünkü bir kişi kendine sorulduğunda "Yazar'ım" diyorsa asla onun yazar olduğuna inanmamak lazım. Ona eğer okuyucuları "Yazar" derse o zaman yazar olur.

Bu işe girmek asla kolay değil. Kabul görmeniz yıllar alır. Aslına bakarsanız benim bile kendime olan güvenim tam anlamıyla oluşmamış durumda. İlk yıllar buz üzerinde olmak gibi. Düşmemek için ayağınızı yere sağlam basmalısınız.

Bu işe başlayanların yapacağı ilk iş, insan içine karışmak ve anlatacakları hikâyeler hakkında sağlam bilgi toplamak. Asla ve asla umutsuzluğa da kapılmamak.
Şimdilerde görüyorum. Sosyal medyada özellikle, bir kitabı yayınlanan kendine yazar diyor. Üç kitaba rağmen ben o cesareti kendimde göremiyorum.

Son olarak, Kitap Haber takipçilerine ve yazarlarına neler söylemek istersiniz?

Bana bu fırsatı verdikleri için öncelikle kitaphaber sitesine ve yöneticilerine teşekkür ediyorum.
Okuyuculara ise söylemek istediğim şey; Sizler okudukça, bizlerdeki yazma enerjisi katlanarak artıyor. Okuyucunun olmadığı yerde, yazarın lafı olmaz. Bu yüzden iyi ki okuyorsunuz ve bizlere yeni hikâyeler yazma fırsatı tanıyorsunuz. Bu yüzden hepinize sonsuz kere müteşekkirim.

Kitap Haber'in bu davetini kırmadığınız için ve verdiğiniz samimi cevaplar için teşekkür ederiz. Yakup Çak - 10.07.2013

,

2620

Yakup Çak Hakkında

Yakup Çak

1971 Karaman doğumluyum, ilkokulu kendi köyümde, ortaokulu da Karaman?da okudum, Lise?yi ise Konya Meram Ticaret lisesine gittim ama bitirmek nasip olmadı. Şu anda Konya da Özel bir ambalaj tesisinde çalışıyorum. Edebiyata olan düşkünlüğüm elimden kalemi bırakmama müsaade etmedi. Ve kendi imkânlarımla Sızak adında bir roman çıkardım. Halen şiir, hikâye, deneme ve roman alanında çalışmalara devam ediyorum.

Not: Fotoğraftaki şahıs kendisi değildir.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin