Ruhul Furkan Tefsiri - Tasavvuf Ehline Beyan Örtüleri, İlahiyat, Merve YÜKSEL

Ruhul Furkan Tefsiri - Tasavvuf Ehline Beyan Örtüleri yazısını ve Merve YÜKSEL yazılarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsin

Ruhul Furkan Tefsiri - Tasavvuf Ehline Beyan Örtüleri

19.08.2013 10:19 - Merve YÜKSEL
Ruhul Furkan Tefsiri - Tasavvuf Ehline Beyan Örtüleri

O, Trabzon’un bir köyünde, Tevhid’in simgesi minareye çıkıp her Ezan’ı Muhammedi’yi okuduktan sonra Rabbinden bir evlat isteyen bir babanın niyazıdır. Vera sahibi bir annenin rüyası neticesinde dünyaya gelen nurlu insandır. O, her büyük insan gibi başkalarının hidayeti için ömrünü vakfetti. O,ilmi derin bir alim, asrın karanlıklarını aydınlatan tasavvuf yolunun nurlu kandili bir Mürşid-i Kamildir. Kuran’ı Kerim’in Arapçasından bile okumanın yasak olduğu zor zamanlarda davasından vazgeçmeyen, Tevhid sancağını yere düşürmeyen, Şeyh Ali Haydar Efendi’nin; ‘’Sulbümden değil amma, yolumdan gelen evladımdır’’diye vasıflandırdığı bir güzel insandır. Bütün dünyanın muvafakiyetini takip ettiği bir dava adamı. Son olarak İslam’a hizmeti, Hicrî 15. Asrın müceddidi olduğu 2010 yılında dünyanın her yanından gelen, yüzlerce alimin katılımıyla gerçekleşen muhteşem bir merasimle bütün dünya tarafından tescil edildi. O; Eş-Şeyh Mahmud en-Nakşîbendi,el-Halidî, el- Müceddidî, el-Ûfî Hazretleri… O, öyle bir rahmet ki, O’nunla sonsuz hidayet rehberi Kur’an tercüme edilmiştir. O’nun değerini ve kadrini bizzat Allah Teala anlatıyor, hem de Kur’an’ın nuru ile vucud bulan o emsalsiz kitaplarında. İşte bunlardan biri de Mübareklerin feyziyle bereketlenerek kaleme aldığı ve sizlere bazı kıssalarla takdim edeceğim Ruhu’l Furkan tefsiri…

"Bütün kitaplar tek bir kitabın daha iyi anlaşılması ve okunması içindi ya! ‘’ Şimdi soruyorum size; Müslüman olarak Kur’an’ı bilmenin, lafzını anlamanın, usulüyle okumanın neresinde bulunuyoruz? Ama bakıyorum da Kur’an’a karşı vefasızlığımız, onu okumamakla, bilmemekle, anlamamakla kalmıyor. Daha da ileri gidiyor. Bizi ehl-i sünnet görenler, Kur’an’ın bizim yaşadığımız hayat tarzını anlattığını zannediyorlar. Yani başkalarının Kur’an’ı yanlış anlamasına bilmeden sebebiyet veriyoruz. “ O halde öncelikle Kur’an’ı anlamada metot ne olmalı? Bir ayet-i kerime Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyurur; “Kur’an’ı Kerim, dini ve dünyevi birçok menfaat ve bereketlerle dolu pek mübarek bir yüce bir kitaptır ki, o(insa)nlar onun ayetlerini iyice düşünsünler ve (nefsani arzuların karışıklıklarından arınmış) halis akıllara sahip olanlar hakkıyla öğütlen(ip, gereğince amel et)sin diye onu sana indirdik!”(Sad/29)

Bu Kur’an büyük bir kitaptır herkes bunun kıymetini bilsin. Tefsiriyle amel etsin. Yarın ahrette bizi kurtaracak olan budur. Başka türlü kurtuluş yolu yoktur. Hocayı hoca eden akıllı talebedir. Biz dünyaya Allah’u Teala’yı istemeye geldik. Mevla’yı isteyen Rasulullah’ın yolundan yürümesi lazım. Rasulullah’ın yolu Kuran, tefsir, ayet, hadis, tasavvuf yoludur. Ruhu’l Furkan Tefsiri şöyle bir konuya değinir. Bakınız, Osmanlı Devleti Kur’an’la Osmanlı Devleti oldu. Osman Gazi Hazretleri cömert bir insandı. Bilirsiniz, cömert olanların aleyhine millet çok konuşur. Osman Gazi Hazretleri bir şeyhin evine ziyarete gitti. Akşam yemeği yediler, konuştular, uyku saati geldi. Ev sahibi yatağı serdi, Allah rahatlık versin dedi ve giderken; Osman Gazi’nin gözü köşede bir şeyin asıldığını gördü ve sordu; “bu nedir?” O’da “ Kur’an” dedi. Osman Gazi’de Kur’an karşısında hiç yatılır mı? Diye düşündü. Sabaha kadar Kur’an’ın karşısında tazim ile durdu. Çünkü Kur’an kainatı yaratan Allah’ın kelam sıfatının eseridir. Sabahleyin Osman Gazi Hazretleri uykusuz olarak yola çıktı. Tanımadığı bir adam önüne çıktı. Eline bir çubuk aldı, tepesine mendil gibi bir şey taktı ve Osman Gazi’ye uzatarak şöyle dedi; “ Bu gece Kur’an’a yaptığınız tazim sebebiyle Allah size bir mülk ve padişahlık verecek’’ Düşünün! O adam nereden biliyor Kur’an’a tazim ettiğini? Allah bildirdi.

Osmanlı Devleti 600- 650 sene sürdü. İşte o devlet her muharebeye çıktığı vakit karşı tarafı yendi. Kafirler, kalabalık, silahlı ve vasıtalı oldukları halde yeniliyorlar. Müslümanlar ise kalabalık olmadıkları halde onları yendiler. Kafirler toplaşıp bunun sebebini araştırdılar. Birisi çıktı konuşuyor şundan şundan sebep diye… O kadar ikna edici olamıyor. Başka birisi çıktı konuştu, o da ikna edici olamadı. Bu sefer İngiliz Başvekili Churchil çıktı kürsüye; cebinden Kur’an’ı çıkardı. “Bu nedir?” diye sordu, kimse bilemedi ve kendisi cevap verdi. “ Bu Kur’an’dır.”

Türk milleti buna bağlı olduğu müddetçe hep yeniliriz. Eğer onları yenmek istiyorsak, Kur’an’dan onları uzaklaştıracağız. Uğraştılar, uğraştılar ve bugünkü hale getirdiler. Bu ölüm öyle bir şeydir ki, bir anda meydana geliyor, farkına bile varamıyoruz.

“Mademki durum bu o halde ne yapmamız lazım?” Yapacağımız iş bir tanedir. O da Kur’an hükümlerine göre yaşamak. Yukarıda beyan ettiğim durumlardan biri de bu hükümlere örnektir. Ruhu’l Furkan tefsiri allame, fadıl, muhakkik, hicri 15.Asrın müceddidi, Şeyhü’l İslam İsmail Efendi (İsmail Ağa) Camii Şerifi emekli İmam Hatibi Mahmud Ustaosmanoğlu Efendi’nin riyasetinde kaleme alınmış bu güzel eser, takriben 57 cilt olması beklenen mükemmel bir tefsirdir. Bu şaheser tefsirin hazırlanmasında Arapça, Farsça ve Türkçe birçok kitaptan istifade edilmiş olup, her sınıf insanın anlayabileceği sade bir dil ile yazılmıştır. Ayet-i Celileler, en ince ayrıntıları ile izah edilirken ihtiyaç duyulan kelam, fıkıh, tasavvuf ve genel kültüre dayalı malumat da verilmiştir.

Ruhu’l- Furkan Tefsirinin Yazılma Sebebi

Mahmud Efendi Hazretleri (K.S) tefsir-i şerifin sebebi telifi hakkında şöyle buyuruyorlar: “Kur’an-ı Azîmü’ş-şan’ın manasının kelime-kelime anlaşılmasına çok hevesli olduğumuz, kardeşlerimiz tarafından yakinen bilinmektedir. Nice büyük alimler, Kur’an-ı Kerim’i Türkçe tefsir ederek, bu büyük kitabın manasını anlama hususunda insanların ihtiyaçlarını karşıladıklarından, ziyade aciz olan bu kardeşiniz, böyle büyük bir işe girişmeyi düşünmüş dahi değildir. Ancak; hicri 1402 Şaban Ayı’nın Berat Gecesinde, Ravza-i Mutahhara’da yani Peygamberimiz (Sallallahü aleyhi vesellem)’in bulunduğu pak cennet bahçesi olan mescid-i şerifinde bulunduğumuz sırada Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) tarafından vaki olan manevi bir işaretle bu mühim işe başladık. Ve yukarıda geçtiği gibi kelime kelime mana verilmesine ziyade ihtimam (dikkat) göstererek, bazı kardeşlerimizle beraber bu uzun yola çıktık.”

Takip Edilen Usul Mukaddime:

Bu tefsirin mukaddimesinde (giriş kısmında) öncelikle Kur’an-ı Azimü’ş-şan’ın faziletleri hakkındaki bazı ayet-i kerimeler mealleri ile beraber yazılmıştır. Sonra, Ali Haydar Efendi (K.S) Hazretlerinin kendi Kur’an-ı Kerim’inin baş tarafına yazmış olduğu Kur’an-ı Kerim ile alakalı bütün hadis-i şerifler ve tefsir heyetinin bulduğu bazı hadis-i şerifler tercüme edilerek, kaynaklarıyla beraber zikredilmiştir.

Müteakiben yine Kur’an-ı Kerim hakkında Ali Haydar Efendi (K.S) Hazretlerinin kendi Kur’an-ı Kerim’inin evveline yazdığı, ayrıca tefsir heyetinin de bulduğu büyüklerin sözlerinden bazıları ilave edilmiştir. Bundan sonra Kur’an-ı Kerim’i gafil olarak okumanın kötülenmesi hakkındaki bazı hadis-i şerifler ve büyüklerin sözleri nakledilmiştir. Mukaddimenin sonunda da Kur’an-ı Kerim’i kendi görüşü ile tefsir etme hakkında gelen tehdit mahiyetindeki hadis-i şerifler zikredilmiştir.

Ayetlerin Tefsirinde Takip Edilen Usul

1-Kelime Manası:

Her ayet tefsirinde takip edilen bu usul, Kur’an-ı Kerim’i kolayca anlayabilmek için çok büyük önem taşımaktadır. Zira topluca mana verildiğinde, Kuran’ı iyice anlamayı ve tefsir etmeyi isteyen kardeşlerimiz hangi mananın hangi kelimeden alındığını anlayamamaktadırlar. Bu tefsirde ise herkesin Kur’an-ı Kerim’i kelime kelime anlayabilmesi çok istenildiğinden bu usule riayet edilmeye çalışılmıştır. Bu arada kelimeleri ve cümleleri birbirine bağlayan gizlenmiş sözler zikredilmiştir ki, dikkatli düşünüldüğü takdirde, sadece kelime manasından bile, ayet-i celilelerin manaları anlaşılabilecek bir hale gelmiş olsun. Ayrıca sarf ve nahiv ilimlerini okumuş kardeşlerimizin, fail, meful, hal gibi kelimelerin cümle içindeki durumlarını ayırt edebilmeleri için yardımcı edatlar kullanılmıştır. Ancak, terkib-i izafiler(isim tamlaması) gibi birbirinden ayırt edilmesi uygun olmayan yerlerde kelime manası verilemediğinden, terkip (toplu) manası verilmiştir.

2-Meal-İ Şerif

Kelime manasından herkes istifade edemeyeceğinden ve ayetin toplu manası anlaşılamayacağından, her ayetin meal-i şerifi (şerefli manası)kelime manasından sonra yazılmış ve bu meal verilirken ayetin zahirinde (dış görünüşünde) bulunmayan kelime ve terkiplerin manaları katılmamaya dikkat edilmiştir. Ancak, ayet-i celilenin manası tam anlaşılabilmesi için, bir takım gizlenmiş manaların ve bazı izahların zikredilmesine ziyade ihtiyaç duyulduğundan onlar parantez içinde ayrı bir yazı şekliyle açıklanmıştır. Böylece, meal-i şerif tefsirli (açıklamalı) bir meal haline gelmiştir.

3-İzahat

Sadece meal-i şerifle de yetinilmeyip her ayet, muteber tefsirlerde bulunan izahlardan istifade edilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Şöyle ki: Tefsirlerde sebebi nüzulü beyan edilmiş olan ayetlerin, iniş sebepleri zikredilmiştir. Ahkam ayetlerinden (şeri hükümleri beyan eden ayetlerden) çıkarılmış olan bir takım fetvalar da yeri geldiğinde açıklanmıştır. Ayet-i Celilelerle alakalı hadis-i şeriflerin kaynakları ilmî usulle kaydedilerek yazılmaya gayret edilmiştir; öncelikle hadis metninin alındığı kitap zikredilmiş, diğerleri ise ulema arasında bilinen sıralamaya göre yazılmıştır. Bazı ayet-i celilelerde bulunan yer ve şahıs isimlerinin özel manaları da, tefsirde konulmuştur. Açıklanması gereken zor kelimelerin asılları, kaynakları müfret (tekil) ve cemileri (çoğulları) zaman zaman tefsirde yazılmıştır. Ayet-i celilelerin anlaşılmasını kolaylaştıracak olan veya onlarla alakası bulunan kıssalar (hadiseler) de, kıymetli tefsirlerden alınarak açıklamıştır. Zikirle alakalı ayetlerde, yine güvenilen tefsirlerden ve kitaplardan alınan, tasavvufî manaların da katılmasına özen gösterilmiştir. Ayrıca, her ayetin izahının sonunda, o ayetin tamamı veya bir kısmıyla alakalı diğer ayeti kerimeler bulunup, mealleriyle yazılmaya gayret gösterilmiştir; Ta ki, vaaz ve nasihat etmek isteyenler, bir ayeti gözden geçirirken onu açıklayan diğer ayet-i kerimeleri de, önlerinde hazır bulup vaazlarını ziynetlendirsinler (süslesinler). Bu hususta en büyük rehber, Ali Haydar Efendi (K.S) Hazretlerinin, Mahmud Efendi Hazretlerine (K.S) verilmesini arzu ettiği kendi Kur’an-ı Kerimi’nin kenarlarına almış olduğu rakamlar (ayet ve sayfa numaraları), hatlar (çekilen çizgiler) ve izahlar olmuştur. Şu da bilinmelidir ki: Milletimizin, geçmiş büyüklerinin kıymetli lisanlarını terk etmeye başladığı şu günlerde Arapça, Farsça ve Türkçe karışımından meydana gelmiş olan Osmanlıcanın tamamen unutulmaması için Osmanlıca kelimelerin asılları yazılmış, nesiller arasında irtibat sağlamak için de kelimelerin karşılıkları parantez içinde zikredilmiştir. Bu büyük gaye hedeflendiğinden dolayı tefsirin uzamasından, akıcılığın bozulmasından ve dolayısıyla gelecek olan itirazlardan çekinilmemiştir. Şimdi düşünmelisiniz ki sevgili okur; bunlar büyük konular, bu insanlar büyük adamlar. Medreselerde yetiştiler. Kur’an’ı dünyaya yaydılar, ferman okudular. Yolların cennet ve cehennemle bittiği bu dünyada, hayat bir imtihansa, yaşarken Kur’an’ı yaşamak, Kur’an’ın lafzına ve manasına aşina olmak olmalı onun sırrı… Hayat dediğimiz şu sahnede mutlaka okunması ve amel edilmesi gereken bu tefsirler öyle bir intiba bırakmalısın ki, Kur’an’ın lafzını sende seyreden herkesin yüz hatlarında rahatlık, tebessümlerinde berraklık ve gönüllerinde sana duyacakları hasretin izleri kalsın. Bakışların dilindeki arzulayışlarda, gönüllere düşülen dipnotlarda, Kur’an’ın ve lafzının hafızlardan silinmeyen ifadesi olmalısın.

Keyifli okumalar.

Mahmud Ustaosmanoğlu
Ruhu’l Furkan Tefsiri
Sıraç Kitabevi
İstanbul-2003


Yazar: Merve YÜKSEL - Yayın Tarihi: 19.08.2013 10:19 - Güncelleme Tarihi: 19.11.2021 16:56

,

3609

Merve YÜKSEL Hakkında

Merve YÜKSEL

Kitap sever, deniz sever, camilerin ezan seslerinin bereketinde yaşar; sadece olduğu gibi yaşamaya çalışan, gördüğünün ve yaşadığının hakkını vermeye çalışan bir kul...

 

Merve YÜKSEL ismine kayıtlı 39 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin