Ruj: Kalbine Çizik Atılmış Hikâyeler

Ruj: Kalbine Çizik Atılmış Hikâyeler

Ruj: Kalbine Çizik Atılmış Hikâyeler

18.11.2016 - Serkan Parlak
Ruj: Kalbine Çizik Atılmış Hikâyeler

Müjde Alganer’in, ilk iki romanının ardından geçtiğimiz günlerde ilk hikâye kitabı yayınlandı. Sekiz hikâyeden oluşan kitabın ilk hikâyesi “ Baklacık ” bence kitabın en iyi öyküsü olduğundan üzerinde ayrıntılı olarak durmak istiyorum. Anlatıcı kahraman kışa hazırlık amacıyla derin dondurucuya atacağı baklaları çiziyor. Kadın kahramanımızın derdi sürprizler yapmak, incelikli sofralar hazırlamak aslında. O sırada telefon eden arkadaşı Nermin, eşini meşhur otele bir Rus kadınla girerken gördüğünü söylüyor. Baklayı ağzından çıkarıyor. İki kadının eylemleri her ne kadar birbirinden farklı gibi gözükse de aslında örtüşüyorlar. Şöyle ki; çizilen baklalar içlerini açıyor; Nermin sabrı tükenip o zamana kadar sakladığı şeyleri söylüyor. Kadın kahramanımız da kendini işine daha fazla veriyor gözükerek iç konuşma tekniğinin de etkisiyle karşısında sanki okuyucu varmış gibi yapıp bize zihninde olup bitenleri anlatıyor. Baklanın nasıl pişirileceğini püf noktasıyla vermesi, sunumundan söz etmesi ve bu durumun yaşadığı şokla iç içe geçmesi başarıyla gösteriliyor.

Bazen gerçekleri hazmedemeyiz, inkâr etmeye çalışıp günlük hayatın rutinine bırakırız kendimizi, görmezden geliriz. Hızla geçmişe dönüyoruz. İkiz çocuk büyütmek, iyi geliri olan bir işte çalışmak varken ayrılıp evinin kadını çocuklarının annesi olmak. Pişmanlıklar. Aldatılma duygusunun yarattığı kafa karışıklığını mantığa yatırma çabaları. Kendi kimliğinden vazgeçip eşi ve çocukları için yaşadığını fark etmesiyle kadın kahramanın asıl öfkesi ortaya çıkıyor. Şiddeti bile çözüm yolu olarak görme derken şimdiki zamana geri dönüyoruz. “ Aslında şeytan diyor ki, adamın tüm ceketlerini, kravatlarını, çoraplarını, gömleklerini, pantolonlarını, ayakkabılarını, saatlerini, çantalarını, bavullarını, cüzdanlarını, gözlüklerini, tıraş bıçaklarını, fırçalarını, telefonlarını, osuruklarını, geğirmelerini, horlamalarını, tuvalette bıraktığı kahverengi kalıntıları, lavabodaki kırpık sakallarını, alkol-soğan-sigara kokan pis nefeslerini, kıllı burnunu, siyah kirli tırnaklarını, sarı donlarını, sararmış atletlerini, kokuşmuş ayakkabılarını kapının önüne koyacaksın, öyle işte,külliyen… Sonra üstünde tepincen, tepincen… Ateşin soğuyana kadar debelencen! ” Kızgınlığın dışa vurumu olarak sevmiyorum artık seni, sana daha önceden sevdiğim için katlanıyordum ama artık yalnızca çocuklarım için demenin başka bir yolu. Peki, teknik bir detay olarak bunca özelliği arka arkaya bu kadar sıralamanın, betimlemenin gereği var mı? İlk okumada doldurma gibi gelse de derin okumada yazarın ayrıntıları yakalamadaki gözlem gücünü gösteriyor öncelikle. Öte taraftan da kadın kahramanın duygu durumunun okuyucuya geçişini etkisini arttırarak sağlamanın iyi bir yolu olarak gözüküyor.

Kadının kocasına kızgınlığı ile katlanabildiği şeylerin birden eksikler olarak yer değiştirmesi iyi veriliyor. Bakla poşetini sıkarkenki öfkenin, onu kocasına benzetmesinin ve buzluğa atıp dondurarak saklamasının; olup biteni bir süre bekletmeye, dondurmaya hatta sindirmeye çalışmasının göstergesi olarak görebiliriz. Anlatıcı kadın kahramanın hikâyenin sonunda hamile olduğunu öğreniyoruz. Sürpriz. Bebekle baklayı eşleştiriyoruz, bakla bebeğin mecazına dönüşüyor tazecik sözcüğüyle güçlenerek. Bu mecaz üzerinden bağlılık-özgürlük ilişkisini de sorguluyoruz. Bir anı ve o ana özgü dış etkiyle değişen duygu hallerini geçmişe dönüşler yaparak iç konuşma tekniği de kullanarak başarıyla sezdiriyor yazar.

Müjde Alganer, genelde birinci tekil kişi anlatıcı kullanarak geçmiş zaman kipinde anlatmayı seviyor. Hikâyelerin merkezinde kadınlar var. Orta sınıfın ölümcül cazibe üçgeni; sermaye birikimi (ev, araba, bankada mevduat)-çocuk-cinsellikle ilgili ayrıntılar metinlerin ana izleklerini oluşturuyor. Evlilik ve onun üzerinden gelişen aldatma-aldatılma durumları, geçmişle hesaplaşma, korkular, endişeler ve içine düşülen komik anlar ise kahramanların duygu durumlarını açığa çıkarıyor. Ancak bu duygu durumlarının daha da belirginleşmesi ve etkisini artırması için bence atmosferin özellikle kurmaca metinlerin en önemli öğesi dili de ön plana çıkararak geliştirilmesi gerek. Tabiî ki bu da ancak mekân ve nesnelerin yeri geldiğinde izlerinin, gölgelerinin belli edilmesiyle mümkün olabilir. Buna karşılık hikâye kişilerini geliştirmede diyalog ve iç konuşma tekniklerini çoklukla kullanıyor yazar. Önceki metinlerine göre diyaloglarda daha özlü, iç konuşmalarda ise daha işlevsel bir anlatıma doğru evrildiğini söyleyebilirim.

Müjde Alganer hikâye yazmaya devam edecekse bana göre modern kısa hikâyeye özgü kurmacanın gereklerini başarıyla yerine getirdiği “Baklacık” gibi yazmalı. Ancak onun ileride yazacaklarını merak eden bir okuyucu olarak ben kendisinden bir aşk romanı bekliyorum. Nasıl ki “ Var Olmak Yasaktır” kendi içinde başka romanlar için özgün kişiliklerin ipuçlarını taşıyorsa, bu kitapta da tam tersine “ Kifayetsiz Muhteris, Aşk Romanlarının Ünlü Yazarı ve Aşk Romanları Yazarının Temizlikçi Aşkı” adlı üç hikâye, geliştirilerek bir romana dönüştürülebilirmiş gibi duruyor.

Ruj, Müjde Alganer, Goa Yayıncılık, 2016, İstanbul.

Serkan Parlak - 18.11.2016

,

2189

Serkan Parlak Hakkında

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından yayınlandı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin