Rumeli'ye Veda - Gökhan Gökçe
![]() İbrahim Pazarbaşı | Roman | Okunma: 455 | 21.07.11
Mehmetler ve Hristolar... Bir zamanlar bu isimler yan yana zikredilince nefret ekinleri yeşermezdi insanların yüreğinde. Çünkü onlar komşuydular, dosttular, aynı devletin hür insanlarıydılar. Ramazan ayında Hristo ve ailesi açıkta bir şey yemezdi. İftar vakti ise Mehmet ve ailesi pişirdikleri yemeklerden onlara da ikram ederlerdi. Birbirlerinden kız alıp verme dışında her konuda razıydılar. Sadece Türkler ve Rumlar için geçerli değildi bütün bunlar. Boşnak, Bulgar, Pomak, Rum, Arnavut; hiç fark etmezdi. Ta ki birileri gelip en tehlikeli silahı bu milletlerin arasına atıncaya kadar. Silahın ismi ne gülle, ne havan, ne de kılıçtı. Yalnızca basit görünen bir fikirdi; hürriyet...
Sırf bu fikir yüzünden, beş yüz sene boyunca, havra ilahilerine ve kilise çanlarına saygı duyduğumuz insanlar, bizim ezanlarımıza bir gün bile sabredemediler. Camilerimizi ateşe verip, bizi topraklarımızdan sürdüler. Hançeri sırtından yemişti Devlet-i Aliye. Öyle ki, seferberlik halinde bu insanlar askere bile alınmıyorlar, adli olaylarda ise kendi hükümlerince yargılanıyorlardı. İhanetin nedenini tam kavrayamadan dâhili ve harici daha nice hançerler saplandı altı yüz yıllık dev çınarın gövdesine. Her şeyin nihayetinde, Rumeli’de çaresiz bekleşen bir milyon Müslüman vardı. Yapılacak tek şey kalmıştı; mübadele. İşte bu konunun izini sürmeye çalışıyor elimizdeki kitap. 93 Harbinin, insanların bilinçaltında bıraktığı izlerle başlıyor, Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele’ye göz atıyor ve mübadele hatıralarıyla sonlanıyor. Lakin ismi yüzünden hâsıl olan beklentileriniz boşa çıkıyor. Okuyucuya salt bir göç hikâyesi sunacakmış gibi yapıp perspektifini ciddi manada payitahta ve Anadolu’da yaşananlara kaydırıyor. Bu şekilde, Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele döneminin basit bir özeti hüviyetine bürünüyor. Mübadele ve acıklı göç hikâyelerini ise son sayfalarına taşımakla yetiniyor. Üslup konusunda da kimi bölümlerde ciddi sıkıntıları var kitabın. Birinci şahıs dilinden otobiyografik bir anlatımla ilerlerken bir anda rivayet kalıbına kayabiliyor. Bu yöntem okuyucuyu hem yoruyor hem de konudan uzaklaşmasına neden oluyor. Bunun dışında, içerik olarak anlatım dilinin biraz daha romantik ya da deyim yerindeyse epik bir hale bürünmesini bekliyor okuyucu. Lakin alınan şehit haberi sonrası ailenin tavrı ve başkarakterin yaşadığı aşk üçgeni dışında duygusallık bir hayli eksik kalıyor. Özellikle göç başladığında insanların çektiği sıkıntılar ve mübadele zorlukları didaktik bir üslupla aktarılıyor. Tüm bu olumsuzlukların dışında, kitabın tanıtımında da belirtildiği gibi dönemin siyasetine oldukça tarafsız bir gözle yaklaşıyor yazar. Sultan II. Abdülhamit Han ve İttihatçıların mücadelesini her iki tarafı da yermeden ve kayırmadan anlatıyor. Mustafa Kemal dönemini aktarırken ise kişisel yorumlardan oldukça kaçınıp ansiklopedik bilgiler sunmakla yetiniyor. Kitapta göze çarpan bazı cümleler; “Nehirler de biraz insanlar gibidir işte. Kimi doğmadan ölür, kimi bataklığa saplanır, kimi bir tuzlu çölde kaybolur, kimi de büyür Vardar olur.” “İslam ülkelerinin birliğini müdafaa eden padişahın yanında yer alması gereken Mehmet Akif, Filibeli Ahmet Hamdi, Elmalılı Hamdi’nin Tanin, İkdam gibi gazetelerde çıkan yazılarına baktığımda durumun hiç de öyle olmadığını görüyordum. Gerçekten yaşanan faciadan “kaht-ı rical” mi sorumluydu?” “Hiçbir şey bu dünyada ölümden daha gerçek değildi. Zenginlikler, konaklar, halayıklar ve aşklar... Her şey yalandı. Bu muvakkat dekor, oynamakta olduğumuz piyes bitince toplanacak ve bizler büyük senaryonun bize kalmış boşluklarını ne güzellikte doldurduğumuzun hesabını verecektik...” En nihayetinde, kaynak olarak kullanılmaktan oldukça uzakta kalan kitap özellikle gençler için, göz korkutmayan sayfa sayısıyla, Kurtuluş Savaşı ve mübadele tarihine özet bir bakış açısı sunabilir. Okunduğunda, bu döneme dair başka kitaplara olan merakınız artabilir ve daha kapsamlı araştırmalar yapabilirsiniz. Hayırlı okumalar. Rumeli’ye Veda Gökhan Gökçe Kaynak Yayınları 226 sayfa 88 yılının Ramazan-ı Şerif’le buluşan bol yağmurlu bir nisan ayında doğdu. Büyük dedesi Makedonya’nın serin tepelerinden göçmüştür. Muhacir gönüllü olan ve biraz da kısık ateşte yetiştirilen yazar Çanakkale’de yaşıyor.
İbrahim Pazarbaşı İsmine Kayıtlı 3 Yazı Bulunmakdadır. İbrahim Pazarbaşı İsmine Kayıtlı 3 Yazı Bulunmakdadır.
• Oryantalizm veya Medeniyet Hesaplaşmasının Arka Planı - M. Hamdi Zakzûk |

88 yılının Ramazan-ı Şerif’le buluşan bol yağmurlu bir nisan ayında doğdu. Büyük dedesi Makedonya’nın serin tepelerinden göçmüştür. Muhacir gönüllü olan ve biraz da kısık ateşte yetiştirilen yazar Çanakkale’de yaşıyor.









