Sadık Yalsızuçanlar Romanlarına Genel Bakış

Sadık Yalsızuçanlar Romanlarına Genel Bakış

Sadık Yalsızuçanlar Romanlarına Genel Bakış

31.01.2020 - Merve Yüksel
Sadık Yalsızuçanlar Romanlarına Genel Bakış

Sadık Yalsızuçanlar, Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu olup 1980’li yıllardan itibaren yapımcılığı ile TRT Ankara Televizyonu’nda, öykü, roman, masal, söyleşi gibi yeni ve modern anlatım teknikleriyle de Türk Edebiyatı’nda adından söz ettirmeye başlayan, Türk romanında çığır açan bir öncü olarak kabul edilen yazardır.

1980’li yıllardan günümüze gelenekçi romanında ve geleneğin içinde yenilikçi bir tavırla toplumun değerlerini yükselten yazarların arasında Yalsızuçanlar’ın kaleminin, kelime seçimindeki özenin, söz varlığı ve anlatma teknikleri açısından kolay anlaşılabilir metinleri içeren romanlarının nev-i şahsına münhasır bir yanı vardır. Onun romanlarını benzerlerinden farklı kılan yazarın duruş noktası ve bakış açısıdır. Onun farklı bir bakış açısı, 12 Eylül 1980 darbe dönemini yaşamış, yaşadığı dönemden derinden etkilenmiş Türkiye’nin darbe sürecini değerler karmaşası içinde kendi şahsi ve özgün üslubuyla ele almış olmasıdır.

Yalsızuçanlar’ın romanları, tarihte geçen yaşanmış olayların zemininde de, insan-ı kamile ulaşan ariflerin hayatlarını varoluşsal kaygılarla işleyen, yaşama tarzından inançlardan gelen unsurlarla okuru olayların içine çeken ilginç kurgularıyla ve taşıdığı kültürel unsurlarla kimi zaman biyografik, kimi zaman çağdaş, kimi zaman tasavvufi, kimi zaman bilinçakışı bir nitelik taşırlar. Onun yazdıkları sıradan kurmaca dünyaya ait figürler değildir. 80’li yılların başında Türk Edebiyatı araştırmacılarına göre artık konu kısırlığı çeken ve belli izlekler altına sıkışıp kalmış Türk romanı Yalsızuçanlar’ın ilk yazılarındaki yeni anlatım formlarıyla yankısını bulur. 12 Eylül 1980 darbesinin sıkıntılı ve buhranlı dönemlerinde Ankara’da, Seyranbağları Olgunlar Sokak’ta edebiyat öğrenimini gören arkadaşları ile paylaştıkları bir apartmanda yoğun okuma sürecine giren yazar, ilk kitabı; ‘’ Şehirleri Süsleyen Yolcu’yu’’ burada kaleme alır. Üniversite öğreniminin ardından İstanbul’da ilk romanı ‘’Yakaza’’yı yazdığı sırada Sivas’ın güneyinde bulunan kasabaya Türkçe öğretmeni olarak atanır. Türkiye Yazarlar Birliği’nden aldığı ödülün akabinde ‘’Gezgin’’ isimli ikinci romanı başta olmak üzere ‘’Cam ve Elmas’’, ‘’Diyamendi’’ isimli romanları da Endonezya, Moğolistan, Almanya, Fransa, Bulgaristan, Mısır, İran gibi ülkelerde yayımlanır.

Yazarın biyografik özellikler taşıyan ilk romanı Yakaza, taşrada görev yapan bir öğretmenin uyku ile uyanıklık arasında yaşadığı iç yolculuğu konu edinir. Sivas’ın bir kasabasında göreve başlayan öğretmenimiz, roman kahramanımız çok iyi bir izlenimci ve gözlemci olduğundan bir kasaba ortamında kendi gerçeğini gözlemleyerek arama çabasındadır. İstanbul’un görkemli ihtişamını ardında bırakarak Sivas’a geldiği andan itibaren günlükler tutan kahramanımız tarafsız bir gözle insan ilişkilerini ve toplumsal yapıyı gözlemler. Roman, helezonik olay örgüsüyle birlikte zaaflarla erdemin, bencillikle özgeciliğin karşı karşıya geldiği ve kesiştiği birçok ayrıntıyı barındırır.

Yazarın ikinci romanı ‘’Gezgin’’ de, metinler bir hikmet çerçevesinde kurgulanır. Zarif bir arifin derununda, İbn-i Arabi’nin hayat hikâyesini anlatırken, sahip olduğumuz menkıbe kültürünü sanki bir serenad formunda roman dili ile birleştirir.

‘’Anka’’ isimli romanında da bu menkıbe kültürü benzer anlatının sınırları içinde gezinir. Gönül burcumuzda bayrağını dalgalandıran arif, bilge ve veli Niyazi Mısri’nin efsanevi hayatı, bir doktora öğrencisinin bakış açısıyla üstkurmaca metin bağlamında bilinçakışı tekniğin farklı bir yansıması olarak dikkatlere sunulur.

Yazarın, ‘’Cam ve Elmas’’ romanı da biyografik roman özelliklerini taşır. Mutasavvıf Ebu Hasan Harakani’nin hayatı, Kars’a belgesel film çekmeye giden bir kameramanın gözünden aktarılır. Yazar, çıkış noktası olarak Ebu Hasan Harakani’nin biyografisini temel alır. Romanda karşımıza çıkan epigraf, Ebu Hasan Harakani’nin hayat felsefesini özetler gibidir: ‘’Yeryüzünde yolculuk yapanın ayağı, gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar.’’

Sadık Yalsızuçanlar’ın romanları konu açısından bir hayli zengindir. Onun romanlarında çeşitli tiplerdeki insanlar yer almasına rağmen bunlar insan-ı kâmile ulaşma noktası bakımından ortak özelliğe sahiptir. Yazarın, Şey-Bir Ömer Hayyam Anlatısı’nda, İran coğrafyasında yaşamış filozof, astronom, rubai şairi Ömer Hayyam’, Diyamendi’de Yaman Dede, Vefa Apartmanı’nda Tevfik İleri (Menderes Dönemi’ne dair olaylar) biyografik roman bağlamında ilginç kurgularıyla ve taşıdığı kültür unsurlarıyla dikkat çeker. Onun bazı romanlarının temel kahramanlarından birisi de kendisidir. Zaman zaman kendi hayatı ile kahramanların hayatı birbirine karışır.

Yalsızuçanlar’ın romancılığı hem tasavvufi geleneği kendi felsefesinin sınırları içinde işler hem de postmodernizmi sürrealist unsurlarla harmanlayıp geleneksel ama giderek oturan yenilikçi bir form düzlemi üzerine kuruludur. Bu düzlemler arasında gidip gelen romanlarında Yalsızuçanlar, ne anlatacağından çok nasıl anlatacağını önemser. Yazar, insanın duygu, zihin ve psikolojik dünyasına uzanan, sanatsal, tarihsel, kültürel zenginliği barındıran romanlarında sade, temiz, doğal bir Türkçe kullanır. Yazarın zengin felsefe, tasavvuf, tarih ve psikoloji birikimi ile kaleme aldığı romanlarında sağlam bir dil ve üslubu vardır. Sadık Yalsızuçanlar, romanlarını kendi ifadesiyle “geleneksel bir roman ya da çağdaş bir menkıbe” olarak değerlendirir. Zengin bir hayat tecrübesi olan yazar, görüp yaşadıklarını, etkilendiklerini, izlenimlerini geniş bir perspektifle de romanlarına yansıtır. Öyle ki yazdıkları her dönemin edebiyat kamuoyu tarafından takdirle karşılanmasını sağlar.

Yalsızuçanlar, romancılığının yanı sıra, edebiyatın öykü, masal, deneme türlerinde de eserler verir. Yazar Sadık Yalsızuçanlar’ı okumaya devam ediyorum. Düşünme ve öğrenme önceliklerim devam ettiği sürece bu okumalarım da devam edecek.

Merve Yüksel - 31.01.2020

,

4501

Merve Yüksel Hakkında

Merve Yüksel

Kitap sever, deniz sever, camilerin ezan seslerinin bereketinde yaşar; sadece olduğu gibi yaşamaya çalışan, gördüğünün ve yaşadığının hakkını vermeye çalışan bir kul...

 

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin