Salgın ve Bulaşıcı Hastalıklar Tarihi

Salgın ve Bulaşıcı Hastalıklar Tarihi

Salgın ve Bulaşıcı Hastalıklar Tarihi

01.10.2021 - Mustafa ATALAY
Salgın ve Bulaşıcı Hastalıklar Tarihi

Covid-19 Pandemisi ile birlikte insanlık tarihi boyunca gerçekleşen salgın hastalıklara olan ilgi ve merak gün geçtikçe artmaktadır. İnsanın kendi başına gelen bir salgını, bir başka salgın ekseninde okuma ve anlama çabasının bir sonucu olarak, yılların tecrübesinden istifade etmek isteği de bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Salgın tarihi eserleriyle bu birliktelik oluşturulurken, okurların genellikle dikkat ettiği önemli hususları şu şekilde sıralayabiliriz: “Akademik camiaya özgü bir tarih üslubunun olmaması, akıcı ve sade bir dile sahip olması ve yaşanan hastalıklarla ilgili döneminde yaşananları bünyesinde barındırması.” Bu istekler okurların bir öğrenci gibi tarihe odaklanması değil, bir okur olarak zihninde merak ettiği konuya arka plan oluşturacak temel bilgileri ve yaşananları öğrenmek istemesinden ileri gelmektedir.

Ülkemizde bu tip eserlerin bulunmamasından ötürü, dilimize çevrilen eserlerin son zamanlarda yeni baskılarla okurlara sunulması bir yandan aradığımız türü bulmamızı kolaylaştırırken, diğer yandan “ne olursa olsun da salgın ve tarih ekseninde olsun” anlayışına bazı eserleri kurban etmemize yol açıyor. Bu açıdan yayınevlerinin eser seçiminde daha dikkatli olması ve çevirinin hızlıca yapılması yerine daha dikkatli ve incelikli olarak yapılması gerekmektedir. Bu da salgın birikimi eserlerine daha önceden yoğunlaşan yayınevlerini elbette bir adım öne çıkarmaktadır.

Ele alacağımız eserin yazarı Andrew Nikiforuk, 1955 doğumlu Kanadalı gazetecidir. Birçok gazetede enerji, ekonomi, petrol ve gaz endüstrisi yanında salgınlarla ilgili çalışmalar gerçekleştirmiştir. Yedi ulusal dergi ödülü ve Kanada Gazeteciler Birliği’nden araştırmacı yazar olarak onur ödülü kazanmıştır.

Mahşerin Dördüncü Atlısı

Mahşerin Dört Atlısı, Hristiyanlıkta kıyamet alameti olarak ortaya çıkacağına inanılan dört atlıyı ifade etmektedir. Yeni Ahitte geçen bahiste birinci olarak beyaz bir at; ikinci olarak kızıl bir at; üçüncü olarak siyah bir at ve dördüncü olarak soluk renkli bir at anlatılır. (Vahiy 6: 1,8) Birinci at kutsallığı simgeler ve umuttur; ikinci at savaşlarda dökülen kanı simgeler ve iktidardır; üçüncü at kıtlık ve refahı ölçen bir teraziyi simgeler; son at ise salgın hastalıkların gölgesindeki ölüm gerçeğini simgelemektedir.

Eser daha çok dördüncü atlı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Zira yazara göre bu atlılar içinde bugün en meşgul olanı ve dünya düzeninde değişikliklerin önünü açan bu dördüncü attır:

“Çiçek hastalığı yeni dünyayı öylesine büyük bir güçle işgal etmiştir ki, Kızılderili kültüründe açtığı politik yaralar hala iyileşememiştir. Veba feodalizmin sonunu getirmiş, kapitalizmin tohumlarını atmış ve ekonomistlerle doktorları hala motive eden, doğaya karşı bir güvensizlik yaratmıştır. Sıtma köle ticaretiyle birlikte yayılmış ve Karayipler’in rengini belirlemiştir. Frengi sekse tehdidi, insanlara da peruğu taktırmıştır. Ölümcül salgınların yok olmadığının en büyük kanıtı AIDS’tir.(S. 15)”

İnsanlık var olduğu müddetçe hastalığın da var olacağından hareketle, insanlık tarihine iz bırakmaya devam edecek salgın hastalıklara odaklanmak, geçmişten ders alarak geleceğe nasıl bakmamızı öğretecek bir birikime de sahiptir. Bu eser geçmişten getirdiği öğretileri günümüze taşırken, salgın hastalıkların uyuduğu yerden uyanmasını sağlayan en önemli etkenin yine insan olduğunu fısıldıyor…

Eserde kullanılan dil oldukça yalın ve anlaşılır, hastalık seçimleri genel olarak çok öne çıkan ve bir değişimin habercisi olan salgınlara göre seçilirken, anlatım oldukça akıcı ve yer yer hastalıkla ilgili yaşanan gerçeklikleri aktarmaktadır. Gazeteci olmanın avantajı ile dil iyi kurgulanmış ve tarihsel verilerle iyi harmanlanmıştır. Hastalıkların yıkıcı ve yayılması ile ilintili olarak bazı hastalıklara daha geniş yer verilirken, bazı hastalıklar daha az anlatılmaktadır. Bu da eserin tekrara düşmesini engellemekte ve vereceği mesajlara odaklanmayı kolaylaştırmaktadır.

Salgın Hastalıklar

Eser on iki başlıktan oluşurken, on ayrı salgın hastalığa odaklanıyor. Her hastalığın ortaya çıkış süreci, neden olduğu etkenler, fark edilme ve gelişme süreçleri, salgın sırasında yaşananlar, hastalıktan kurtulmak için yapılanlar, hastalığın ölümle irtibatı, dünyaya yayılması ve sonrasında bıraktığı enkaz anlatılmaktadır.

Salgınları ve hastalıkları oluşturan gözle görünmeyen mikroplar ve bakteriler üzerine bir giriş yaparak öncelikle eser boyunca söz edeceği mikropların ne olduğunu anlatır. Bu mikropların yaşama koşulları, düzenleri ve insan vücuduyla irtibatı belirtilerek, insanın hasta olmaya her an yakın bir varlık olduğu göz önüne serilir. Ayrıca yaşama koşulları değişen insan için salgın hastalıklar artık şehrin tam içindedir:

“Bir metropol tanımı ve tasarımı gereği çöp yığınları yaratır, suya pislik karıştırır ve havayı kirletir. İnsanlar kendi çöplüklerinin fazlasıyla yakınında yaşamaya başladıklarında, kaçınılmaz olarak üst organizmalara besin oldular ve cüzam, kolera, dizanteri dahil olmak üzere pek çok cilt ve bağırsak hastalığı edindiler. (S. 28)”

Yazar Nikiforuk; salgın hastalıkların durduk yere ortaya çıkmadığı, her bir hastalığın altında yatan bir neden olduğu, bu nedenlere odaklanmak yerine hastalığın kendisi ve etkisi üzerine yoğunlaşıldığı, böylece de bazı zamanlar uyanarak insanlığın düşmanı olan hastalıkların, bir süre sonra uykuda kalmalarını kabul ettiğimizi ama uykuda kalması için gerekli şartları sağlamadığımızı belirtmektedir.

Çevrenin tahribatı sonucu bir sivrisinek ile bulaşan sıtma, insanın çehresini değiştiren ve etlerini döken cüzzam, Avrupa’yı kasıp kavuran ve adından sıkça bahsedilen Kara Ölüm Veba, bütün virüslerin en büyüğü olan çiçek, cinsel teması bitiren ve peruğu gündeme getiren Frengi, çocukları acımasızca öldüren kızıl, büyük dramlara yol açan ismi kendisinden büyük tüberküloz(verem), milyonların ölümüne yol açan grip, son dönemin büyük hastalığı AIDS, insanı soluksuz bırakan ebola…

Her bir hastalığın kendi hikayesi kadar, diğer mikroplarla ilişkisi ve kesiştiği coğrafyaların kaderi de oldukça etkileyicidir. Aynı dönemlerde birbiri ile etkileşerek toplumları kitlesel imha silahı gibi yok eden bu hastalıklar, başladığı şekilde tekrardan yavaşça uykuya geçmiştir. İnsanın kendi eliyle bozduğu düzenini kendi eliyle tekrardan kurana kadar da her zaman uykudan uyanmaya müsait varlığını hissettirecek bir tehdit sunmaktadır.

Eser ve Düşündürdükleri

Eser sadece salgın hastalıkları tarihsel birer vakıa olarak, istatistikleri konu edinen bir dönemsel perspektif yerine, hastalığın pik yaptığı yerlerde yaşananları ve hastalığın sürecini konu edinmektedir. Böylece, sadece hastalığı değil, hastalığa gidiş sürecindeki olumsuzluklara da eğilmekte, sonuçlardan ders çıkarmayı öğütlemektedir.

Mikroplardan hiç kopamayacağımız bilincini bilimsel olarak ortaya koyarak, insanın bakterilerle çepeçevre kuşandığını hatırlatıp, bu bakteriler ile uyumlu yaşamanın olası bir hastalığın önüne geçebilecek en büyük tedbir olduğunu belirtmektedir. Birer dost iken düşmana dönüşen bakteriler, kendi önlerinde hiçbir şeyin duramadığı büyük canavarların yapamayacağı etkileri, kendisi gözle görünmeden ama varlığını sürekli hissettiren bir boyutta gerçekleştirecektir.

Eserde özellikle Çin ile ilgili beyan edilenlerse bugünü işaret etmesi açısından oldukça dikkat çekicidir:

“Kilborne dahil olmak üzere birçok bilim adamı, bir sonraki salgının Çin’deki bir ördek havuzunda başlayacağına inanıyor. Çin virüsleri teşvik edecek tarım politikaları izlediği için sıcak bölge kabul ediliyor. Çin’deki birçok çiftlikte önemli bir grip deposu olan ördekler ve yabani su kuşları, sağlam bir grip taşıyıcısı olan domuzlarla özgürce oynaşıyor. Ördeklerin, domuzların ve köylülerin yakın ilişkisi, başka türlere sıçraması ve insanların bilmediği bir biçimde yeniden örgütlenmesi için grip virüsüne sonsuz fırsatlar sunuyor. (S. 199)”

Bugün küçülen dünya ile birlikte ülkelerarası artan ilişkiler ekseninde Çin’den yayılan Koronavirüs hastalığını düşündüğümüzde, dün bu gerçeklere işaret eden yazarın, yarın yine aynı minvalde yaşanabilir hastalıklara dikkat çekmesi, üzerinde düşünülmesi gereken büyük bir sorunumuz olduğunu ortaya koymaktadır. İklim değişiklikleri, küresel ısınma ve bozulan toprak yapısı elbette sağlıksız koşullarda yaşayan bakterilerin düzenini değiştirecek ve insanlığa yeni bir tehdit olarak varlık sahnesinde kaldığı yerden devam edecektir.

Mahşerin Dördüncü Atlısı

Andrew Nikiforuk

İletişim Yayınları

286 Sayfa

Mustafa ATALAY - 01.10.2021

,

508

Mustafa ATALAY Hakkında

Mustafa ATALAY

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter:@ayn_sin_kaf
Blog:http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Mustafa ATALAY ismine kayıtlı 98 yazı bulunmaktadır.

Yorumlar
  • Garip Tasarımcı 2021.10.08 12:11

    Salgınlar tarihi ile ilgili oldukça güzel bir eser. Değerlendirme fena görünmemekle birlikte, eser ve düşündürdükleri bölümünün biraz daha ayrıntıya ihtiyacı olduğunu görüyorum...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin