Salkım Söğütlerin Gölgesinde Bir Başkonsolosun Romanı

Salkım Söğütlerin Gölgesinde Bir Başkonsolosun Romanı

Salkım Söğütlerin Gölgesinde Bir Başkonsolosun Romanı

21.03.2011 - Bilal Can
Salkım Söğütlerin Gölgesinde Bir Başkonsolosun Romanı

Düsseldorf Başkonsolosu Fırat Sunel’in yakın zamanda çıkardığı Salkım Söğütlerin Gölgesinde isimli romanı ve göç üzerine konuştuk.

Diplomat olarak tanıdığımız Fırat Sunel’i Profil Yayıncılık tarafından yayınlanan ”Salkım Söğütlerin Gölgesinde” isimli roman ile bu defa yazar olarak tanıdık. Bize kendinizi biraz anlatır mısınız?

SUNEL: Her iki kavramı da birleştirerek, kendimi edebiyata gönül vermiş bir diplomat olarak tanımlayabilirim. Her ne kadar yazarlık artık benim için yalnızca bir hobi değilse de benim mesleğim diplomatlık. Yazarlık ise çocukluğumdan gelen bir tutku. Ben her ikisinin de “diplomat-yazar” olarak birlikte yürütüleceğine inanıyorum.

1966 yılında Ödemiş’te doğdum. İzmir’de okudum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Almanya’da Bochum Üniversitesi’nde Hukuk Masteri yaptım.

Çok çalışkan bir öğrenci değildim. Ancak her zaman için sistematik ve zamanlıydım. Herhalde üzerimdeki Alman ekolünün bir etkisi olsa gerek. Bir diplomatın mesai saati yoktur. Yoğun iş temposunda gecesi gündüzüne karışır. Hele 265 bin vatandaşımızın bağlı olduğu bir Başkonsolosluğu idare etmenin yükünü tahmin edersiniz. Yoğunluk açısından daha önceki görevlerim de şimdikinden aşağı kalır değildi. Fakat ben haftasonu, tatil dinlemeden her sabah saat 6’da kalkar ve yazmak üzere bilgisayarımın karşısına geçerim. Böylece her sabah büroya gitmeden önce yaklaşık iki saat fazladan zamanım oluyor. Bu da bana sıkça yöneltilen “nasıl zaman buluyorsunuz?” sorusunun bir yanıtı. Zamanı iyi kullanabilmek ve biraz da disiplin diyorum.

Halen Türkiye Cumhuriyeti Düsseldorf Başkonsolosu olarak görev yapıyorsunuz. Biz genelde dış işlerinde çalışan diplomatların meslekleri ile ilgili deneyimlerini ve anılarını anlattıkları kitapları okumaya aşinayız. Sizi roman türüne iten sebep neydi?

SUNEL: Diplomatlık mesleği doğası gereği insanın geniş ufuklarda seyrettiği, zor ama güzel, büyük özveri gerektiren bir meslektir. Görev yapılan her ülke eşsiz bir tecrübe birikimini de beraberinde getirir. Bugüne kadar değerli meslektaşlarım ve büyüklerim tarafından işte bu birikimlerini ve tecrübelerini yansıttıkları yüzlerce kitap yazılmıştır. Beni farklı bir kulvara iten ise edebiyata olan düşkünlüğüm. Sanırım roman yazan ilk Türk diplomatı benim.

Ortaya çıkan eserin türü ne olursa olsun, insanın birikimlerinin bir ürünüdür. Salkım Söğütlerin Gölgesi bir roman da olsa, orada Kafkasya’daki kazanımlarımın izini sürebilirsiniz. Ancak kitabımı yazarken belgesel kokmaması için özel çaba harcadım. Şu ana kadar bu konuda aldığım tepkilerden de son derece memnunum.

Her kitabın, her eserin bir hikâyesi vardır. Salkım Söğütlerin Gölgesinde isimli eserinizin hikâyesi nedir? Kitap nasıl şekillendi?

SUNEL: Kuşkusuz her eserin olduğu gibi romanların da hikâyeleri vardır. Gürcistan’da Büyükelçilik Müsteşarı olarak görev yaptığım dönemde, Ahıska Türkleri’nin sürgün edildikleri topraklara geri dönüşleri konusu oldukça gündemdeydi. İşte Ahıska Türklerini ilk kez o dönemde tanıma imkânı buldum. O insanların dürüstlükleri, çalışkanlıkları ve dahası yaşamış oldukları o tarifsiz acılar beni çok etkiledi. Yaşlıların ata toprakları Gürcistan’a geldiklerinde yere kapanıp toprağı öpmelerine şahit oldum. Daha genç olanlar köylerini bir daha göremeden ölen aile büyüklerinin mezarlarına serpmek için çantalarına Ahıska'dan avuç avuş toprak dolduruyorlardı. 67 yıl önce sürgün edilen insanların yıllar sonra Gürcü komşularıyla nasıl kucaklaşıp ağlaştıklarını gördüm. Tanık olduğum olaylar beni kendine çekti. Sürgünü yaşamış sayısız ihtiyarla konuştum, seslerini aldım, görüntülerini çektim. Bazılarıyla Ahıska bölgesinde dağ dağ, köy köy dolaşıp hikâyelerini dinledim. Sonra bir kısa hikâye yazdım “Ahıskalı” isimli. Çok beğenilince bunu romana çevirmeye karar verdim ve işte böyle başlayan bir süreci müteakip 4,5 yıllık bir emekten sonra Salkım Söğütlerin Gölgesinde doğdu.

Eser genel olarak bir göç teması üzerinden hareketle yazılmış. Siz de Türkler tarafından yoğun olarak göç alan bir yerde görevlisiniz. Göçün sizce en belirgin özelliği nedir. Her göç romanda bahsedildiği gibi acıyla mı olur.

SUNEL: Göç ve sürgün arasında büyük farklar var. Ancak insanların yerlerinden yurtlarından ayrılıp sevdiklerini, doğup büyüdükleri toprakları arkada bıraktığı her yerde keder vardır. Benim ailem de mübadeleyle Türkiye’ye gelen Batı Trakya Türklerinden. O yüzden benim çocukluğum hep acıklı göç ve memleket hikâyeleri dinleyerek geçti. Belki Ahıska Türklerinin sürgününe bu kadar ilgi duymamın sebebi de budur.

Kendi isteğiyle ekonomik nedenlerle bile olsa göç doğası gereği bir ayrılıktır. Ayrılık ise özlemdir, hüzündür. Bu yıl Türkiye’den Almanya’ya işgücü göçünün 50. Yıldönümünü idrak ediyoruz. Almanya’ya göç de nihayetinde ayrılıktır, -en azından göç eden kuşak için- gurbettir. Altmışlı ve yetmişli yılların Almanya’ya göç temasının işlendiği türkülerine bakarsak işte hep bu yürek yakan acıyı görürüz.
Fakat artık Almanya da, burada yaşayan Türk toplumunun vatanıdır. İlk kuşağın yaşadığı zorlukları ve ayrılıkları artık hayatını burada inşa eden ve Almanya'nın bir parçası olan yeni kuşaklar yaşamıyorlar. Türkler artık burada bir "misafir işçi" değil, Almanya'yı vatanları olarak benimseyen, büyük başarı öyküleri yazan, içinde bulundukları toplumun gelişmesine ve kalkınmasına önemli katkıları bulunan bir topluluk.

Almanya’daki göçmenlerin sorunları nelerdir ve neden kaynaklanıyor?

SUNEL: Geçtiğimiz yıldan bu yana gündemi meşgul eden uyum tartışmalarında kullanılan dil ve üslub Almanya'daki göçmenleri rahatsız etmektedir. Bu tartışmalar ister istemez onların bu topluma aidiyet hislerinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Bu da da özellikle genç nesilleri rencide etmektedir.

Göçmen sorunları deyince akla ilk gelen Türkler oluyor. Bu Türklerin daha fazla sorun yaşadıklarından değil, sayıca çok olmalarından kaynaklanıyor. Eğitim hâlâ üzerinde çok durulması gereken ve yeterince eğilinmediğini düşündüğüm bir mesele. Tüm sorunların kökeninde ister istemez eğitim meselesi yer alıyor. Gençler arasındaki işsizlik gibi ciddi bir sosyal problemin temelinde de bu mesele var. Sorunlara aile birleşimi, çifte vatandaşlık, eğitim ve iş dünyasında fırsat eşitliğinden gereği gibi yararlanamama gibi hususları da ekleyebiliriz.

Romanınızda sürgüne uğrayan Ahıskalı Türkler hakkında çok az bir bilgiye sahibiz. Kitapta bunu ayrıntılı bir şekilde işlemişsiniz. 40 gün süren bir göçten bahsediliyor. 100 bin kişinin bir sürgünü. 30 bin kişi hayatını kaybediyor. Ahıska Türklerinin II. Dünya Savaşında yıllarındaki bu sürgünlerinin etkileri hâlâ sürüyor mu?

SUNEL: Sürgün Ahıskalı Türk toplumunda öyle derin bir travma bırakmış ki etkisi hâlâ devam ediyor. Genç kuşaklar, büyüklerinin memleket ve acı sürgün hikâyelerini dinleyerek büyümüşler. II. Dünya Savaşı'nda Stalin tarafından sürgün edilen halkların hemen hepsi ata topraklarına dönmüş. Ancak Ahıska Türkleri hâlâ Rusya, Azerbaycan, Özbekistan Kırgızistan gibi ülkelerde dağımış bir vaziyette yaşıyorlar.

Yeni edebi çalışmalarınız var m?

SUNEL: İki yıla yakın bir süredir yeni romanım üzerine çalışıyorum. Önümüzdeki yıl içinde baskıya hazır olacağını ümit ediyorum. Buna paralel olarak, Almanya'daki Türklerin hikâyelerini derleyen bir kitap için de hazırlık yapıyorum. Kısacası Salkım Söğütlerin Gölgesinde benim ilk romanım, ama inşallah son olmayacak.

on5yirmi5.com

Bilal Can - 21.03.2011

,

4605

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor. 

twitter: @bilalcan1

Yorumlar
  • Sinan 2011.03.28 08:44

    Ben romanı okudum. Çok sürükleyici ve duygusal, dili sade ve akıcı. Fırat Bey sadece diplomat olarak değil, bir romancı olarak da edebiyat dünyamızda isim yapacak gibi.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin