Satranç Oynayan Derviş - A. Ali Ural

Satranç Oynayan Derviş - A. Ali Ural

Satranç Oynayan Derviş - A. Ali Ural

15.02.2011 - Bilal Can
Satranç Oynayan Derviş - A. Ali Ural
Bir kitabın bitmemesi için kaç kişi dua etmiştir. Kaç kişi yalvarmıştır ve sahih bir dua gibi aralamıştır göğün kapılarını. Bilmiyorum. Ama ben bu kitabı okurken bitmemesi için çok dua ettim. Gözlerim büyüdü, ellerimi büyükçe açtım. Dedim ki Allah’ım bu kitap bitmesin.

Ama bitiyordu her şey gibi. Belki de her bitiş yeni bir başlangıç için bir vesileydi. ”Satranç Oynayan Derviş” doğudan ve batıdan portrelerle önümüze geldiğinde ismine bakıp da gönlü aralamak lazım. Çünkü kitabın sayfaları aralandığında içinde kocaman yürekleriyle büyük insanları görmek mümkün.

Ali Ural ”güneşimin önünden çekil ” kitabından sonra ikinci portre kitabı olan ”satranç oynayan derviş” i sunmuş okuyuculara. Bu kitap daha önceki kitabın hem devamı niteliğinde hem de devamı niteliğinde değil. Çünkü ikisi de başlı başına büyük bir eser. Büyük bir çalışmanın göstergesi olan eser Ali Ural’ın mükemmel diliyle daha etkileyici bir şekilde sunulmuş.

Bendeki kitap eserin 3. baskısı. Aradım taradım üstüne eğildim, kitapla uyudum kitapla uyandım ama bir eksikliğini göremedim. Fazlalık var mıydı peki. Sanmıyorum. Ne eksik ne fazla tam kıvamında dizilmiş cümlelerle ve o şahane kişilerin şahane duruşlarıyla karşımıza önemli bir eser olarak yer ediyor.

Kitap ismini şems’in portre yazısına atılan başlıktan alıyor. Şems dendiğinde durmak lazım. O Mevlana hz.lerinin hem piri hem dostu hem de sırdaşı.

”Şems yani güneş. Kabına sığmıyor dehrin. Dizginlerini tutmakta zorlanıyor mana aleminin seyisleri. ”bende olanı şeyhim göremiyor!” diye hayıflandığını sezip, bırakıyorlar dizginlerini. İşte ”sohbetine dayanacak bir dost”u aramaya başladığı o günden beri, kah şarktan doğuyor, kah garptan; kıyamet alameti. Kara keçeler giyiyor, karartıyor yüzünü sırrını soranlara. ”ben sırrımı kendimi onda göreceğim kimseye söylerim ancak.” Diye fısıldıyor ürpertici bir sesle. ”

Şems yani güneş. Işıtırken yürüdüğü yolları ona bakanlar bir deliyi görüyorlardı. Kalbine ve gönlüne bakanlar ise büyük bir veliyi.

Ve daha bir çoğu. Konfüçyüs’den ” gerçeği bilenler, onu sevenlerle mukayese edilemezler. Onu sevenlerse ondan haz duyanlarla bir değildi” yi okurken Lokman’ın oğluna verdiği nasihatler kulağımızda çınlıyor: ”ey oğlum! Merhamet eden merhamet bulur. Sükut eden selamete erer, hayır söyleyen kâr eder”

Rabia el-Adeviyye’yi okurken gözlerimiz kanlanıyor. Bir dişi aslanın hikâyesi. Hikaye değil bizatihi gerçek. Hasan el-Basri’nin sözlerindeki gibi ” nasıl erkek aslanlar yaşadıysa dişi bir aslan da yaşadı bu dünyada”

Abdulkadir Geylani hz.lerini okurken aklımıza unuttuğumuz değerler geliyor. ”ne olsa da sakın yalan söyleme” yalanın büyüdüğü dünyamızda yalan söyleme ikazı kulağına küpe değil kalbine işleten zatın, kutbun.. Kutup denilince aklınıza ne geliyor.

Söz
”kutup” denilince aklına kuzey ve güneyden başka bir yön, buzullardan başka bir zemin gelmeyenlere değildi. Söz onundu. ”ey gaflet uykusunda uyuyanlar! İyi biliniz ki sizi yaratan uyumuyor! ”

Ve daha niceleri. Dante Alighieri, Hafız- Şirazi, Hallac-ı Mansur, Mimar Sinan, Diderot, Malcolm X ve Paplo Neruda.

Yazana teşekkürler. Bilal Can - 15.02.2011

,

4061

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor.  Yayınlanmış 2 kitabı vardır. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin