Şehir ve Kültür Dergisi 83. Sayısı Yayınlandı

Şehir ve Kültür Dergisi 83. Sayısı Yayınlandı

Şehir ve Kültür Dergisi 83. Sayısı Yayınlandı

28.06.2021 - Yeni Çıkanlar
Şehir ve Kültür Dergisi 83. Sayısı Yayınlandı

MEYDANLARIMIZI ANIT YAPILARLA DONATMALIYIZ

Ağa Camii

Havsalam almıyordu bu hazin hali önce

Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce

Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;

Allah’ımın ismini daha çok candan andım.

Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!

Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,

Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var...

Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar,

En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,

Üstünde o…….r yükseltiyor sesini.

Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,

Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.

Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,

Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu

Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen

Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!

Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster

Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer

Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,

Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!

Nazım Hikmet

İstanbul’u meydanlarından hareketle yorumlamayı düşünüyordum epeydir. Bir süre önce değerli dost Prof. Dr. Şükrü Karatepe’den tam da bu konuyu analiz eden bir kitap geldi: Meydan Ve Modernleşme. “Şehirlerin ekonomik, sosyal ve mekânsal sürecinden en fazla meydanlar etkilenir”. Bu cümleden yola çıkarak İstanbul’dan ve onun meydanlarının tarihsel durumundan bahsetmek istiyorum.

Eserde Sayın Karatepe diyor ki; “dünyadaki önemli şehirlerin çoğunu gördüm… Batı şehirlerinin merkezlerindeki, anıtsal yapılarla kuşatılmış, şehre estetik görünüm, kültürel zenginlik ve kimlik kazandıran meydanların, doğu şehirlerinde bulunmaması dikkatimi çekti… İslam ve Türk şehirlerinde, çevresi mimarî değeri ve sanatsal özellikleri olan yapılarla belirlenmiş meydanlar bulunmuyor. Pazar yeri, saray önü, cami avlusu, spor alanı gibi geleneksel olarak “Meydan” adı ile anılan boşlukların çevresinde az da olsa kültür ve sanat değeri taşıyan eski yapılar bulunuyor.”

Hızlı şehirleşme sürecinde, zaten az sayıda olan bu tarihî yapıları kolayca yıkarak yeni ve şeddat binalar yaparak olması gereken tarihin izlerini de maalesef kaybediyoruz…

Üç imparatorluğa başkentlik yapan İstanbul’umuzun bu dönemlerine ait başkentlik mekânları Dersaadet sınırları içindeydi. Her dönemin meydanları birbirine miras kalan alanlardı. Çemberlitaş çevresi, Ayasofya önü ve Sultanahmet’teki At Meydanı bu mirasa örnek verilebilecek yerlerdendir.

Bu tarihî meydanların dışında Osmanlı döneminde vücut bulan meydanlar, genellikle Selatin camilerinin kurulduğu mekânların çevreleri oldu. Mesela Yeni Cami önünde Eminönü Meydanı gibi. Cumhuriyet döneminin yakın zamanlarında Sur içinde çok geniş alanların olmaması, şehir genişledikçe her semtte büyük camilerin merkezde olduğu meydanlar oluştu… İstanbul’un Avrupa yakasında yüksek bir alanda adeta yayla hüviyetindeki Taksim, yıllarca çok büyük meydan alanında ortada çok küçük ölçekte kalan Cumhuriyet Anıtı dışında kimlikli bir yapıya sahip olamadı. Aslında 1806 yılında yapılmış alanın en nitelikli tarihî yapısı Taksim Kışlası ya da Halil Paşa Topçu Kışlası idi. Ancak 1940 yılında İstanbul Valisi ve Belediye başkanı sıfatıyla Lütfi Kırdar'ın isteği ve Avrupalı şehir planlamacılarından Henri Prost'un tavsiyesi üzerine yıkılmıştır. Kışlanın yerine konut ve sosyal etkinlik alanları inşa edilmesi kararlaştırılmış fakat planlanan düzenlemelerin pek azı yapılabilmiştir. Şimdi yapının yerinde Taksim Gezi Parkı bulunmaktadır. O da meydanın görkemine bir katkı sağlamıyor. Öte yandan Batı şehirlerinin büyük meydanlarında hep ibadethaneler dikkati çeker. Bu anlamda Topçu Kışlası’ndaki cami yıkıldıktan sonra Taksim Meydanı’nda bir eksiklik meydana gelmişti. Hâsıl olan ihtiyaç üzerine Taksim’e bir cami yapılmasına karar verildi. Taksim Camii adını alacak olan eserin inşaatına 2017 yılında başlandı ve eser 28 Mayıs 2021 tarihinde hizmete açıldı. Hem Taksim meydanına estetik bir anlam kattı, hem de toplumun ihtiyacını karşılayan bir ibadethane olarak şehrin batı yüzünü temsil eden Taksim’e ülkenin manevi kimliğini iliştiriverdi…

1918-1923 yılları arasında, Türkiye kurtuluş mücadelesi verirken İstanbul’umuz da düşman işgaline uğramıştı. Bu dönemde İstiklal Caddesi, işgal askerlerinin kontrolü altında, batı kültürünün hâkim olduğu ve işgalcilerin her türlü rezilliği yaşadıkları/yaşattıkları bölgeydi… Bu bölgenin tek ibadethanesi Ağa Camii de işgal askerlerinin postallarıyla kirletiliyordu. Bu günleri bizzat gören şairimiz Nazım Hikmet, yaşananlara kayıtsız kalmadı ve yazımın başında paylaştığım o meşhur şiirini yazdı.

Çok şükür bugün Ağa Camii yalnız değil, ona bir kardeş yapı geldi… Bugün estetik ruhla inşa edilen bu cami, Ağa camii ile ahenk içinde sonsuza kadar yaşayacak Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğinin Taksim’deki sembolüdür.. Salgının son günleri olması inanç ve temennisiyle Şehir ve Kültür dergimizin yeni sayısını takdim ederken saçımızı taradık, kravatımızı bağladık ve huzurunuzdayız… Hz. Mevlana der ki; “Kendini küçük görmeyi bırak. Sen yürüyen evrensin…”. “Hoşça bakın zatınıza”.

Mehmet Kâmil BERSE

Genel Yayın Yönetmeni

Yeni Çıkanlar - 28.06.2021

,

297

Yeni Çıkanlar Hakkında

Yeni Çıkanlar
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin