Şehir ve Yazar

Şehir ve Yazar

Şehir ve Yazar

23.12.2015 - Yakup Çak
Şehir ve Yazar

Yazmak, insanın içindeki insana dair söyleyecek sözü olanların gerçekleştirdiği bir eylemdir. Ve şüphesiz ki yazarı destekleyen en büyük etken, yaşadığı yere isim veren, anlam katan insandır. Tabi ki insanın hayatı, duyguları, umutları ve yaşadığı yerden beklentileri yazarı besleyen en doyurucu gıdadır dersek yanlış olmaz. İnsana dair derdi olan bir yazar, yazım dallarından hangisini kullanırsa kullansın, gördüklerini hem tarihe not düşmek, hem de hayatın farkındalığını diğer insanlara gösterebilmekamacıyla, insana insanı tarif eder. Yaşadığı yerin yazıya katkısı olup olmadığına gelince, aslında bunun pek bi önemi yok gibi oysa da, etrafında gerçekleşen olayların onda bıraktığı etkiyi gizleyemezler. Çünkü her insan bir kâinattır ve bilinmezlikler taşır. Yazar içinse bu bilinmezliklerin ifşası doyumsuz bir haz kaynağıdır. O nedenle yazarın bulunduğu yerin etkisinde kalmaması imkânsız gibi geliyor. Kozmopolit hayatların bir arada yaşadığı şehirler, her ne kadar yazarı bunaltıyor olsa da, daha çok insan figürünü bir arada görebilme imkânı verir. Yazarın ruh dünyasına ne kadar etki edeceği şüphesiz ki yazarın gönül dünyasıyla alakalıdır. Onun için şehir hayatının veya sakin bir yerin yazıya ne denli etkisi olur kesin olarak bilemeyiz. Şehir ve yazarlık ile bulunduğu şehirde yazar olmak, sorusuna kıymetli hikâye ve roman yazarımız Duran Çetin şöyle demektedir.

 “Şehir hayatı ile yazarlığın ilgisinden daha öte, hayat ile yazarlık denebilir/denmelidir. Artık her yer şehir hayatı gibi, köyler bile. Herkesin her istediğine ulaşma imkânı var. Ama yazar beslenmesi adına, kültürel faaliyetlerin içinde olması gerekir. Bunun da yeterincebulabileceği yer şehirlerdir. Yazarın sosyal hayatının parçası olan bu tür faaliyetleri düşünmezseniz, bir problem yok çünkü kitaba her yerde ulaşabilirsiniz. Belki de yazarı şehir hayatı yalnızlığa zorluyor. Kargaşanın içinde yazacaklarını düşünmek daha zor olabiliyor, kişiye göre kolay da olabilir. Konya’da yazar olmanın İstanbul’da yazar olmaktan çok farkı yok. Yazarlık açısından farkı yok demek istedim. Ürünlerinin göz önüne çıkması, tanıtım noktasında elbette Konyayazar açısındandaha zordur. Konya’da yaşamak benim için ilham kaynağıdır. Böyle olunca işler benim açımdandaha kolay oluyor. Zor tarafı, tanınmanız uzun zaman alıyor.”

 Bir yazarın ister hikâye yazsın ister roman, etrafında şekillenen olaylardan etkilenmemesi imkânsızdır. Fakat onu yazmaya iten sebep ve bulunduğu ortam, ne kadar yazdığına yansıtır diye düşünürsek bu konuda, polisiye roman yazarımız Ahmet Küçükkerniç’e kulak verebiliriz.

 “Bir yazar için yazmak, nefes almakla eşanlamlıdır. Yaşamak için alınan nefes ne kadar önemliyse, bir yazar için yazmak da işte o kadar önemli bir konudur. Neden nefes örneği verdiğimi az buçuk anlamışsınızdır umarım. Fakat ben yine de kısaca izah edeceğim. Çünkü bu konunun biraz daha ilerisi yaşadığınız yerde yazmak durumunu ortaya seriyor. Bir yazar için yazacağı hikâye aklında oluşmaya başladığı zaman o yazar, yarattığı kurgusal mekânda yaşamaya mecburdur. Toplumu incelerken kurulan empatinin yansıması, yazarın yarattığı o kurgusal mekânda şekillenmeye başlar. Çünkü kurgu mekânı dediğimiz yer, yazarın zihninde şekillenmiş, hikâyeye göre tasarlanıp, kahramanların ruh halini en iyi şekilde yansıtması için dekore edilmiştir. Yazdığınız hikâye ister tarihi bir hikâye, ister günümüzde geçen olayların işlendiği bir hikâye ve isterse bilim-kurgu ya da distopya bir hikâye olsun, yazarın hikâyesini oluşturması için o anda yaşadığı yer tamamıyla önemsiz bir yer halini alır. Bir hikâyeyi oluşturmak için memleket memleket gezmek ya da gittiği yerlerde ilham aramak hayli gereksiz ve gereksiz olmasının yanında meşakkatli ve oldukça masraflı bir durumdur. Evet, gitmeden görmeden nasıl hikâye yazılabilir diyorsunuzdur; bir noktaya kadar hakkınız da olabilir, fakat benim burada anlatmak istediğim, yazılması planlanan bir hikâye için yazarın, zaman ve mekân düzleminin dışına çıkması ve kendi zaman ve mekân düzlemini yaratmasıdır. Dolayısıyla, hangi şehirde yaşadığınızın ve yaşadığınız şehirde nasıl hikâyeler ürettiğinizin okuyucu tarafından pek kıymeti yoktur. Bir yazardan ziyade okuyucu olarak okuduğum kitapların nerede yazıldığı benim için önemsiz bir konudur. Aynı şekilde yazarın nerede yaşadığı, yazdığı yerlere gidip gitmediği okuyucuyu zerre kadar ilgilendirmez. Gerçek bir okuyucu hikâyenin ne anlatma istediğine ve o hikâyeden ne alabileceğine bakar. Özellikle bilgiye ulaşmanın oldukça kolaylaştığı günümüzde bu durum okuyucular için önemsiz bir ayrıntıdan daha fazlası değildir.

 Şu aralar uluslararası bir hikâyeyi oluşturmaktayım. Avrupa, Afrika, Ortadoğu ve Çin’in yer alacağı bir hikâye olacak ve öyle sanıyorum ki okuyucularım benim buralara gitmemden çok, anlattığım hikâyedeki karmaşık ilişkilerin içyüzünü öğrenmek isteyecek. Gerçek bir okuyucu ne imzalı kitaba, ne yazarın seyahatlerine ne nerede yaşadığına dikkat eder.”

 Medeniyetleri imar eden köşe taşları olan ilim ve irfan insanlarının şehirlere veya bulunduğu yere bir anlam yüklemesi gerçeğini göz ardı edemeyiz. Zira o insanlar cazibe merkezleri olmuşlar ve insanları kendisine çekmişlerdir. O mekânlar ıssız yerler bile olsa sonradan şehirleşmişlerdir. Şunu kabul etmek gerekir ki, aslında ne yazar şehirden vazgeçebilir, ne de şehir yazarsız olabilir.

Yakup Çak - 23.12.2015

,

1879

Yakup Çak Hakkında

Yakup Çak

1971 Karaman doğumluyum, ilkokulu kendi köyümde, ortaokulu da Karaman?da okudum, Lise?yi ise Konya Meram Ticaret lisesine gittim ama bitirmek nasip olmadı. Şu anda Konya da Özel bir ambalaj tesisinde çalışıyorum. Edebiyata olan düşkünlüğüm elimden kalemi bırakmama müsaade etmedi. Ve kendi imkânlarımla Sızak adında bir roman çıkardım. Halen şiir, hikâye, deneme ve roman alanında çalışmalara devam ediyorum.

Not: Fotoğraftaki şahıs kendisi değildir.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin