Şehr-i İstanbulun Mahsun’u Tabutta Rövaşata Atıyor

Şehr-i İstanbulun Mahsun’u Tabutta Rövaşata Atıyor

Şehr-i İstanbulun Mahsun’u Tabutta Rövaşata Atıyor

20.06.2016 - Süleyman Yakupoğlu
Şehr-i İstanbulun Mahsun’u Tabutta Rövaşata Atıyor

Kimsesizlerin kayığı, evsizlerin inşaatı, yurtsuzların acı vatanı. Deniz şehir, aydınlık ve karanlığı aydınlığıyla yarışan şehir. Her insanın ayrı ayrı yaşadığı şehir. Bu şehrin en masum misafiri Mahsun. İstanbul’un kışının en çok üşüttüğü adam. Yağmurun saçlarını yıkadığı yitik Mahsun. Normal koşullarda asla binemeyeceği arabalara tutkun Mahsun. Denizin ve çıkma ekmeklerin beslediği Mahsun. Şarabını şarabına katık eden Mahsun. Tabutta röveşata atmaya çalışan Mahsun.

Derviş Zaim’in ilk evladı ve göz bebeği Tabutta Rövaşata! 1996 yılında Ezel Akay ve Derviş Zaim’in yapımcılığını üstlendiği -ki bu süreci bizzat kendisinden dinledim ve bu piyasanın ne kadar da zor olduğunu bir kez daha anladım. Senaristliğini ve yönetmenliğini de kendisinin yaptığı 12 ödüllü bir başka film.

Üniversite yıllarında tanıdığı mazlum adlı evsizin kendisini çok etkilemesi sonucu ortaya çıkmış bu hikâye. Çok iyi yapılmış bir analizin ürünü de aynı zamanda. Sinemacının baktığı yerde film biter diyorum ve Derviş Zaim’in baktığı yerde de bu film bitmiş.

Filmin çekildiği mevsim tam da bu film için yaratılmış gibi. Soğuğu ve yağmuru kıvamında. Ahmet Uğurlu filmin başrolünü yani Mahsun karakterini canlandırıyor. Bazı oyuncular vardır ki sadece oyuncu demenin yasak olduğu, günah olduğu oyunculardır bunlar. Ahmet Uğurlu da bu oyunculardan bir tanesi. Mahsun karakterine ciddi manada can veriyor, hayat kazandırıyor, hayatı kazanması için çabalıyor. Tabi ki bir de reis karakteri var. Pek muhterem Tuncel Kurtiz’in fevkalade oyunculuğu ile karşımıza çıkan racon bilir reis. Mahsun’a ekmek verir, çay borçlarını öder, bazen kalacak yer, içecek şarap verir. Korur kollar kendince çünkü;

Kahveci: Tayfan değil, dostun değil, akraban değil ne diye arka çıkıyosun bu adama, anlayamadığım nokta bu.

Reis: Kaç şeker?

Kahveci: Şekersiz içiyorum.

Reis: Babam taksiciydi. Bir gece saat 3 ya da 4'te bir sokaktan geçmek zorunda kalmış.Yirmi sene önce. Dar bir sokakmış. Karanlık, ancak bir tek aracın geçebileceği dar bir sokak. Sokağın ortasında bi masa varmış. Masanın başında da bi adam. Ne yapıyormuş biliyor musun? Çorba içiyormuş. işkembe ya da kelle paça. Sarımsaklar, sirkeler, biberler...

Kahveci: Meğer baban bir sirke düşmüş de haberi yok.

Reis: Tam bir masa. Her neyse, babam taksiden inmiş. Adama ne yapıyorsun? demiş. Adam hiç cevap vermemiş. Çekmiş tabancayı bang.

Kahveci: Bang

Reis: O yüzden ne zaman dar bir yola girsem, o yolda bir masa, masada da çorba içen birini görsem geri vitesine alıyorum.

Reisin kahveci ile yaptığı bu efsane diyalog açıklıyor mahsuna olan alakalı davranışlarını. Mahsun yolun ortasındaki çorba içen adamdır.

Diğer bir efsane sahne ise sarı lakaplı arkadaşını kaybeden Mahsun’un çalışıp kazandığı para ile –ki reis Mahsun’u kahvehanenin tuvaletine bakması için işe koymuş ve yatacak yer ayarlamıştır- aldığı içkileri sarının mezarı başında içip, birazda sarıya ikram mahiyetinde mezarına dökmek istemektedir ve ‘’arkadaşlar iyidir’’ der Mahsun. Soğuktan donup ölen sarı ise Mahsun’un en iyi arkadaşı, dostudur. Evet, arkadaşlar iyidir Mahsun’un da dediği gibi. Mahsun bir kadına âşık olur. Eroinman bir kadına. Kahvehaneye hem soğuktan korunmak hem de daha rahat eroin kullanmak için gelen kadına. Mahsun’un saf dünyasına mecburi kötülüğün bir yoldaşı girer. Ne eroin kullanması sorundur ne de Mahsun’u sevmemesi. Tek sorun Mahsun’a yalan söyleyen bir kadın olması. Hayat kadını olduğunu söylememesidir. Mahsun’u kullanır çünkü kalacak yere, para karşılığı yaptığı iş için bir çatıya ihtiyacı vardır. Kirletir Mahsun’un saf dünyasını.

Mahsun hisarda inzivaya çekilir çoğu zaman. İnsanlardan ürktüğü, korktuğu, tiksindiği zaman. Sığınır hisara ve hisardaki tavus kuşlarını sever. Tavus kuşu masumiyetin, temizliğin, saflığın imgesidir. Kâinatın kötülüğüne karşılık masum tavus kuşlarını sever Mahsun.

Bir dram anlatır bu film. Bu film insanı ağlatır. Mahsunun dramına bir de filmin müziği eşlik eder. Müzik filmin gıdasıdır dedim ve bu film müzikten kati suretle beslenmektedir. Baba zula filmin boyutlarına göre fevkalade bir kıyafet biçmiş, dikmiş ve giyindirmiş. Baba zulanın da müzik piyasasına girdiği ilk şarkılardır tabutta rövaşatanın müzikleri. Yine derviş Zaim’in anlattığına göre müzik olayı da epeyce meşakkatli bir süreçten geçmiş. Müziği yapacak olan grupta fikir ayrılıkları çıkmış, grup dağılmış,farklı şekilde tekrar birleşmiş vs. sonunda da baba zula ve yansımalar ortaya çıkmış.

Mahsun tüm bu drama direnen bir adamdı. Ta ki bu kadın hayatına girene kadar. Aslında biraz olsun çeki düzen veriyordu hayatına ama kadının gerçek yüzü mahsunun düşlerini baltaladı. Mahsun masumiyetin simgesini yani tavus kuşunu hisardan karır ve tüm şehri beraber dolaşırlar. Sanki tüm şehre nispet yapar gibi. Şehrin kirlenmişliğini yüzüne vurur gibi. Tüm şehri dolaştırır ve yerine koyar tekrar.

Ve son damla ile taşar Mahsun’un bardağı. İsyan eder belki de ilk kez. İlk kez hırçındır Mahsun. Âşık olduğu kadını kovar. Açtığı dünyasından atar. Soluğu hisarda alır Mahsun. Hisarda aldığı solukla tüm masumiyeti pişirip yemek ister. Tavus kuşunu öldürür. Bu dünyanın hak etmediği tavus kuşunu öldürür. Zaten ölmüş olan masumiyetin imgesinin de yaşamasına bir gerek yoktur Mahsun’ca. Öldürür ama yiyemez. Yedirmezler. Masumiyetin katlini bile yar etmezler masum Mahsun’a.

Bu film beni ağlatmış, bu film beni masumiyeti yakan ateşe odun yapmış. Hala daha izlemeyenlere tavsiye edilir. Tabutta rövaşata atmaya çalışanlara tavsiye edilir.

Süleyman Yakupoğlu - 20.06.2016

,

1531

Süleyman Yakupoğlu Hakkında

Süleyman Yakupoğlu

1990 yılında herhangi bir şehrin herhangi bir kasabasının herhangi bir köyünde sabaha karşı dünyaya geldim. Gece uykusundan hoşlanmam, gündüz uykusuna bayılırım. Yıllarımı okul hayatının her zaman çok zor olduğunu ve asla başaramayacağımı düşünerek geçirdim. 2014 yılında gazetecilik bölümünden mezun oldum. İçimdeki sinema sevgisi sebebiyle gazetecilik yapmak yerine sinema yapmayı tercih ettim ve tüm emekleri, yaşanmışlıkları rafa kaldırdım. Hata yapıp yapmadığımı gelecekte göreceğim. Şimdilik başkalarının çektiği filmleri sinemada oynatıyorum. Müziği sevdiğim gibi müziğin filmin gıdası olduğunu savunmaktayım. Bağımsız sinemanın da en az bir yerlere bağımlı sinema kadar etkili olduğunu düşünüyor ve savunuyorum.

Yorumlar
  • Alperen Güner 2017.03.15 16:54

    Ziyadesiyle güzel özetlemişsiniz,
    kaleminize sağlık.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin