Şehristan: Bir Şehrin Yazıya Düşmüş Hikayesi

Şehristan: Bir Şehrin Yazıya Düşmüş Hikayesi

Şehristan: Bir Şehrin Yazıya Düşmüş Hikayesi

04.07.2017 - Sait Alioğlu
Şehristan: Bir Şehrin Yazıya Düşmüş Hikayesi

Şehir nedir?

Genel işlevi açısından, şehirler öteden beri, insanların iklim şartlarından ve her türlü saldırılardan korunabilmesi, medeni ihtiyaçlarının karşılanması maksadıyla bir araya gelmelerinden ortaya çıkan geniş, kalabalık yerleşme bölgelerine şehir denirdi. İlk kurulan şehirlerde düşmana karşı korunma birinci planda tutulmuş, şehirler yükseklere, tabii kale görünümünde kayalar üstüne kurulmuştur. Daha sonra kurulan şehirlerde su, yol, kanalizasyon ve enerji kaynaklarının temin ediliş, dağıtım ve kullanımı dikkate alınarak şehirlerin yapısı değişmelere uğramıştır.

Şehirlerin kurulduğu yerlerin deniz, nehir kıyıları gibi diğer bölgelerle irtibatı kolay olmasına dikkat edilmiştir. Dünyanın en büyük şehirlerinin deniz kıyılarında kurulması buna güzel bir misaldir. Şehirlerin büyümesinde çok çeşitli faktörler vardır. Kudüs, Roma gibi şehirlerin büyümesinde dinin de etkisi büyüktür. Gerçi, klasik ve kadim söylemi dikkate aldığımızda, kurulan ilk şehirlerin temelinin peygamberler tarafından atıldığı söylenebilirdi. Ör. Mekke. Bir de bu olgunun yanında, birçok şehrin büyümesinde de iklim şartlarının etkisi büyük olmuştur. İlk olgu, mutlaka birçok çevresel faktörü içerisinde barındırıyor olsa da, burada temel kıstasın, barınma, yaşama gibi insanın temel gereksinimlerinin yanında esas amilin, peygamber(le)rin önderliğinde, yaşanılan süre içerisinde, dünya ve ahiret dengesini bir arada tutma eğilimine yönelikti... Zaten ilk yerleşim yerlerinin, kendi dönemi açısından 'maddi temelde' gerek fiziki materyal ve gerekse de kültürel olgular açısından, günümüzde de olduğu üzere şehir temelinde, statünde ve konumunda olması icap ederdi. Bir de ve en önemlisi de, gündelik hayatın sürmesinde bir takım kaidenin, kuralın temellendirilmesine yönelik olarak oluşturulacak olan fıkhın, yani yasal düzenin insanın seviyesine hitap etmesi, algılanması, uygulanması ve yaşanması bağlamında ilk ve 'daimi' yerleşim biriminin şehir olmasını gerektirirdi. Bu olguların ve seviye mes'elesini, günümüzde de olduğu üzere köy türü yerleşim birimlerinde ya yapamazdınız, ya da yapmak istemiş olsaydınız bile güdük bırakır, sonuç elde edemezdiniz. Bu konuda Hz. İsa(as)'ın "Hiçbir peygamber köyde doğmamıştır." tespiti, konumuzu da teyit açısından vuzuha kavuşturmaktadır.

Şehirler de insanlar ve toplumlar gibi bir kadere sahiptir. Kendi üzerinde yaşayan insanların ve toplumların, işin doğası gereği, doğumu, büyümesi, gelişmesi, hareket alanını genişletmesi, hatta daralması, gerilemesi ve sonuçta da bir kenara çekilmesi sadedinde ortak bir kadere sahiptirler...

Şehir...

Farsça şehr kelimesi çalışma yaşındaki nüfusunun çoğunluğu ticaret, sanayi ve yönetim gibi işlerle uğraşan büyük yerleşim merkezlerini ifade eder. Türkçe’de XI. yüzyıldan itibaren halk dilinde şar biçiminde telaffuz edilen şehir karşılığında Soğdca kökenli kent ile “kale ve saray” gibi anlamlara da gelen balık kelimeleri kullanılmıştır. Arapça’da şehir karşılığındaki en yaygın isimler medîne, belde ve mısrdır. Kur’ân-ı Kerîm’de şehir için on yedi yerde medine (çoğulu medâin), on dokuz yerde beled, belde, yirmi bir yerde dâr, beş yerde mısr elli altı yerde karye geçmektedir. Mekke, muhtemelen yeryüzündeki yerleşim birimlerinin merkezi ve Müslümanların kıblesi olduğundan “Ümmü’l-kurâ” şeklinde nitelendirilir

Şehir kelimesi “dinî işlere bakan bir müftüsü ve kazâ hakkına sahip bir kadısı olan yer” olarak tarif edilmektedir. Başşehir dışındaki şehirlerde hükumeti temsil eden valinin yanı sıra kadı, sâhibü’ş-şurta, muhtesib gibi görevliler bulunur.

Şehirler sosyal hayatın her yönünü kapsayan çeşitli faaliyetlerin görüldüğü, ekonomik ve kültürel birikimin yoğunlaştığı önemli yerleşim birimleri olup fiziksel ve sosyal çevre ile toplumsal hayatın merkezini teşkil eder. Bazı kaynaklarda tarihte bilinen ilk şehirleşmenin milâttan önce 4400’lü yıllardan itibaren Suriye, Filistin, Mısır ve Mezopotamya’da başladığı belirtilmekteyse de yeni arkeolojik araştırmalar, Anadolu’da Konya’nın 52 km. güneydoğusundaki Çatalhöyük’ün milâttan önce 6800 yıllarına kadar inen şehir yerleşmesi olduğunu ortaya koymuştur. Yerleşik olmayan bir hayatta monotonluk ve tekdüzelik hakimdir ve ihtiyaçlar sınırlıdır. Bundan dolayı ilâhî tebliği ulaştıracak peygamberler insanların yoğun biçimde yaşadığı, ilâhî emirlerin anlaşılarak hayata geçirilmesine ve fikirlerin yayılmasına en uygun ortamlar sayılan şehirlere gönderilmiştir. Yine bu konuda Hz. İsa'nın ifadesi önem kazanmaktadır.

Şehristan nedir?

Şehristan denilen daha alt yönetim bölümlerine ayrılmaktadır. Bu yerler bir Ostan'ın içinde yer alır, merkezi bir kentsel yerleşim birimini, birkaç kişiyi ve bunların etrafında birkaç tane köyü içine alır. Her bir şehristan'da genellikle birkaç kentsel yerleşim birimi ve kırsal yerleşimler bulunur. Kırsal yerleşimler bir dizi köyün toplamıdır. Şehirlerden biri bölgenin başkenti olarak tespit edilmiştir. Şehristan kelimesi Farsça: Şehir ve Ostan kelimelerinden, şehir bölgesi anlamında bir araya gelerek oluşur. Her şehristanın Fermandari denilen ve resmi daireleri ve diğer işlemleri düzenleyen bir yönetim birimi vardır. Fermandar veya Fermandari'nin başı şehristanın yöneticisidir ve bu bölge içinde en yüksek mevkideki resmi yöneticidir

Hatırlatmak babından söylersek, Kürtçede de 'şarıstan' olarak geçen şehristan terimi yukarıda serdedilen bilgiler muvacehesinde düşünüldüğünde, bir maddi yapı olarak şehir ve buna yönelik olarak içerdiği olgu açısından 'medeniyet' anlamlarına gelmektedir. Bu terimi günümüz açısından bir yerlere yerleştirmemiz gerekirse eğer, şehristan 'metropol, megapol ve büyük şehir' anlamlarına gelirdi... Zaten günümüzde de başta batı olmak üzere,dünyanın birçok yerinde ülkemizde de olduğu üzere, çıkarılan 'yerel yönetim' yasasıyla şehirler -kırsalı da içerisine alarak- şehristanlaşmakta olup, hizmetlerin de yerinde, zamanında ve 'uygun bir şekilde' sunulması arzulanmaktadır.

Kurtoğlu'nun 'Şehristan'ı...

Ömrünün büyük bölümünü, doğup büyüdüğü, hayatının önemli bölümünü geçirdiği şehr-i Urfa'ya adamış bulunan, adeta Urfa'nın tarihte kalan birçok yönünü bir arkeolog, sanat ve kültür tarihçisi vb. sıfatla, iğne ile kuyu kazarcasına ortaya çıkarmaya çalışan; yapılan çalışmaları büyük bir dikkat ve rikkatle insanların ilgisine sunan araştırmacı yazar ve şair kimliğiyle ön plana çıkan Mehmet Kurtoğlu'nun -önemli bir kısmı Urfa ile ilgili olan- şehir çalışmalarına eklenen "Şehristan" adlı kitap çalışması, Türkiye'de bir ilke imza atılarak, önceleri bir belde, daha sonra ise ilçe statüsüne kavuşan Ankara/Pursaklar 'ilçe' Belediyesi'nin de, ilk kitabı olarak yayımlanmış bulunmaktadır. Üstelik, adı geçen belediyenin kültürel hizmet adına yayımladığı bu kitap çalışması, aynı zamanda da şehir olgusunu içerdiğinden dikkate değer bir önem kazanmaktadır.

Kitabın tanıtımıyla ilgili olarak, belediye başkanı sıfatıyla Selçuk Çetin adı geçen eserin "Başkandan" bölümünde özet olarak şunları dile getirmektedir; "...Şehir araştırmaları kütüphanesini açtığımızda gelecekte şehir ile alakalı yayıncılık yapacağımızı da duyurmuştuk. O zaman bile şehircilik alanında neşriyat yapacak olan yayınevlerine ihtiyaç duyulduğunun farkındaydık. Lakin kıt imkanlar yüzünden bunu o dönem yapamadık...."İlk kitabımız ise Mehmet Kurtoğlu'nun "Şehristan" isimli eseridir. İlk kitabımızın orijinal telif olması da bize göre anlamlıdır."

Kurtoğlu kitabın ön sözünde şehircilik ilişkisi adına, gerek 20. ve gerekse de ilk onlu yılları içerisinde bulunduğumuz 21. Yüzyılda var olan ve 'ne yazık ki' kötü bir durumda olan şehircilik anlayışı ile ilgili şu ifadeleri kullanmaktadır; "Müslümanlar son yüzyıldır şehircilik bağlamında çok kötü bir sınav vermektedirler. Başta Mekke-Medine olmak üzere en kutsal şehirlerden en kadim şehirlere kadar yıkılmamış, müdahale edilmemiş tek bir mekân bırakılmamıştır."(s. 11) Ki bu konuda kötü sınav vermemizin bir takım dışsal sebepleri(Batıcılık-modernizm-sükülerizm-emperyalizm) olduğu gibi birçok da içsel sebebi bulunmaktadır. O da, büyük oranda içerdiği form ve uygulanabilir bir takım doneler açısından şehir dini olması gereken İslam'ın saf 'köycü' ve 'bedevi' bir bakış açısının etkisiyle indirgemecilik temelinde algılanması gibi gerekçeleri haviydi... Halbuki, başta peygamberler olmak üzere Müslüman düşünürlerin ve filozofların şehir konusuna yaklaşımlarını baz alma suretiyle değerlendirip günümüze taşısaydık, dışsal gerekçeler ne kadar etki etki etmiş olsaydı dahi, bu kadar çarpıklık oluşmazdı. Bizim, yaklaşık yüzyıldır yaptığımız şey, şehirleri 'daha bizden kılma' adına, onların kuruluş esaslarına ve felsefelerine aykırı bir düşünce, ya da düşüncesizlik üretmek ve bunlara ek olarak da, dışsal faktörlere meşruiyet kazandırmak olmuştu. Kurtoğlu'da bu konuya temas etmekte; "Siz kadim şehirlerin bu varlık nedeni olan kuruluş felsefelerine müdahale ettiğinizde, şehrin ruhuna müdahale etmiş olursunuz. Şehir kurmanın ibadet sayıldığı, İslam'ın temel şartları olan Namaz/Cuma Namazı, Hacc, Zekât gibi ibadetlerin şehirle ilişkilendirilmesi anlamsız değildir. Şehir din, din şehir mahreçlidir. Bu yüzden Müslümanlar şehri ihmal edemez, şehre sırt dönemezler..." (12)

Kurtoğlu'nun "Şehir din, din şehir mahreçlidir." ifadesi, hicret öncesi adı 'yesrib' olan Medine şehrinin, kelime anlamının 'din' kavramı ile alakalı olduğunu düşündürtmektedir. Bir de, kadim İslam şehirlerin tamamında bulunan 'camii kebir/ulu cami' adıyla tanımlanan mescidlerin, o şehrin ve yörenin cuma mescidi olduğu düşünüldüğünde, 'medine' kelimesinin aslı anlamı da kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Günümüzde, kırsaldan şehre doğru yapılan göçler neticesinde, yerleşim yeri kılınan yerlerde, göç eden kitlenin inşa ettiği camiler ve mescidler her ne kadar ibadet ihtiyacından sadır ols da, bir ulu cami, ya da cuma mescidi konumunda değil; sadece bir ihtiyaca binaen şehre eklenti olarak durmaktadır.

Şehir elbette sadece ibadet mahallinden ibaret değilir, onu bütünleyen birçok çoklu ve tekli yapı ile şehir şehir olamaktadır. Geçmişe nazaran değişen toplum ve yaşam algısına koşut olarak, işin manevi kısmıyla birlikte, modern anlamda birçok maddi yapının da konuşlandığı şehirlerimiz, beden olarak Müslüman, ama ne yazık ki idrak, düşünce ve yaşam anlamı açısından -birileri tarafından habire tolere edile duran- sekülerizmin kıskacında elimizden kayıp gitmektedir. Bu tolere edile duran kötü gidişata, muhafazakar iktidar dönemlerinde de, kalkınma mottosuyla katkı sunulduğunu gördüğümüzde, dirilmesini arzuladığımız İslam şehrinin 'yeniden' inşasını muhayyel bir zamana attığımız içten bile olmayacaktır. Kurtoğlu'nun bu eseri, 'Başkandan' ve yine yazar tarafından kaleme alınan 'Ön söz' dışında "ŞEHİR TAHAYYÜLÜ; ŞEHİR DÜŞÜNCESİ"ni içeren ana başlık altında kırk ara başlıktan ve bir kaynakçadan oluşmaktadır. Kitabın kaynakça bölümü, şehri ilgilendiren birçok konuya ışık tutmaya çalışan önemli akademik eserden oluşmakla birlikte, günümüz Türkiyeli İslamcı edebiyatın önemli birer şahsiyetleri olan Necip Fazıl ve Sezai Karakoç'un da görüşlerini içeren, görüş verme sadedinde işi edebi bir üslupla değerlendiren eserlerinden oluşmakta...

Kaleme aldığı bu eserinden önce de, birçok mahalli dergi, gazete sayfalarında bir şehir olması hasebiyle Urfa üzerine yaptığı araştırmaları yayımlanan, bu çalışmaları, daha da geliştirip derinleştirip önemli eserler halinde kitaplaştıran Mehmet Kurtoğlu, ele aldığı 'hemen' her işin hakkını verdiği, vermeye çalıştığı gibi, bu işinde hakkını vermiştir. Hakkını yemeyelim, ciddi bir çalışma ortaya koymuştur. Bu yazıyı, 'kendi' eksiği, gediğiyle bir hatırlatma babından sayıp, Şehristan kitabını okuma dileğiyle...

_________________________

Şehristan, Mehmet Kurtoğlu, 296 s. Pursaklar Belediyesi Yayınları

Pursaklar/Ankara

Sait Alioğlu - 04.07.2017

,

741

Sait Alioğlu Hakkında

Sait Alioğlu

Özgün Duruş gazetesinde kitap değerlendirme yazıları yazmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin