Şehvetli Türk: The Lustful Turk

Şehvetli Türk: The Lustful Turk

Şehvetli Türk: The Lustful Turk

11.02.2013 - Alıntı
Şehvetli Türk: The Lustful Turk

Türklükle ilgili klişe niteliklerden biri aşırı maço/hipermaskülen bir libidoya sahip olmaktır. Bilhassa şovenist, milliyetçi anlatılarda "Türk'ün gücü" sadece savaş alanlarında değil yatak odasında da kendini gösterir. Hatta malum, "Türk'ün gücü" zaman zaman istihzayla da olsa daha ziyade ikinci anlamı çağırır. Tarihi macera romanlarında, Karaoğlan ve benzeri çizgi romanlarda, kostüme avantür filmlerinde Türk kahraman düşmanı sadece elindeki kılıcıyla değil, metaforik kılıcı olan penisiyle de fetheder. Hristiyan kadınların, müslüman ve Türk kahramanın cinsel cazibesine direnmesi mümkün değil gibidir. Buna karşın Hristiyan erkekler ya çok zalim, tecavüzcü ya da efemine karakteristikler taşır.

İlginç bir şekilde, 17. Yüzyıldan itibaren Avrupa yazınına bakıldığında Türk/Osmanlı/müslüman erkeklerin batılı tahayyülünde de benzer bir imaj taşıdığı görülebilir. Şarkiyatçı (oryantalist) metinlerde, defaatle haremin nasıl bir yer olduğu ve Türklerin ne gibi cinsel edimlerde bulunduğu anlatılır. Örneğin Britanyalı diplomat Paul Rycaut'un 1668 yılında yayınladığı "Osmanlı İmparatorluğunun Mevcut Durumu" başlıklı kitabı, öncüllerinden farklı olarak sultanın haremini detaylı olarak anlatmaya çaba sarfeder. İçoğlanları, hadımlar ve bakirelerin sultana hizmet için nasıl yarıştıklarını, kadınların onu baştan çıkarmak için çeşitli pozlar verdiklerini, dans ettiklerini ve şehvet sözcükleri telaffuz ettiklerini tasvir eder. Rycaut, haremdeki cariyelerin nasıl yakalanıp saraya getirildikleri, hangi eğitimlerden geçtikleri ve hangi koşullarda yaşadıklarıyla ilgili de çeşitli beyanlarda bulunur. Rycaut'dan sonra pek çok yazar ve sanatçı da bu konuya ilgi göstermiştir. Elbette bu kişilerin hiçbirinin hareme girmiş olma ihtimali olmadığından anlatılan, resmedilen ayrıntılar çokça hayal mahsulüdür.

Avrupa literatüründe ve imgeleminde gizemli, cazibeli ve erotik bir yer olarak hayal edilen Doğu ve bilhassa harem, 1820'lerden itibaren pornografik bir yaklaşımla resmedilmeye başlanmıştır. Montesqieu ve Lord Byron gibi farklı tarzlarda yazan yazarlar, haremi siyasi zulmün ve cinsel boyunduruğun sembolü olarak resmederlerken, 1820'lerden sonra yazılan Scenes in the Seraglio (1820), The Seducing Cardinal's Amours (1830), ve bu yazının konusu olan The Lustful Turk (1828) gibi anonim olarak yayınlanmış romanlar bu imgeyi müstehcen bir üslupla ve tüm açık seçikliğiyle yeniden üretir.

The Lustful Turk, 19. Yüzyıl başında Cezayir Dayısı Ali'nin haremine esir olarak götürülen Emily Barlow adlı bir İngiliz kadının, nişanlısının kız kardeşi Sylvia Carey'e yazdığı mektupla başlar. Emily, bir miras meselesini halletmek üzere ailesi tarafından Hindistan'daki amcasının yanına gönderilmektedir. Yolda Cezayirli korsanlar tarafından yakalanınca, Ali'nin sarayına cariye olarak götürülür. Ali, bakire olan Emily'ye tecavüz eder. Genç kadın durumunu kısa sürede benimser ve hatta Ali'yle seks yapmaktan büyük bir zevk almaya başlar. Sylvia'ya yazdığı mektupta kendi başına gelenler dışında Ali'nin haremindeki diğer Avrupalı kadınların yaşadıklarını da aktarır. Bahsi geçen kadınların hepsi bakireyken Ali'nin tecavüzüne uğramıştır, fakat hepsi de ona bir hayranlık besler, hatta artık eskisi kadar ziyaret etmediği cariyeler durumdan üzüntüyle bahsederler. Emily'nin mektubunu okuyan Sylvia, İngiltere'deki ahlaki normların etkisiyle dehşete düşmüş, özellikle Emily'nin Dayı'yla sevişmekten zevk almasından tiksinti duymuştur. Bunu Emily'ye yazdığı bir mektupta belirtir. Bunu öğrenen Ali, Sylvia'nın kaçırılmasını emreder. Kılık değiştirip Fransız bir doktor olduğunu söyleyen Ali, Sylvia'yı kendisiyle evlenmesi için kandırır ve onunla da yatağa girer. Ali'nin gerçek kimliğini ögrendiğinde Sylvia'nın da herhangi bir şikayeti olmaz. Dayı'nın ve cariyelerinin mutluluğu, Yunanlı bir başka cariyenin, kendisiyle anal seks yapmaya çalışan Ali'nin penisini kesmesiyle son bulur. Ali, İngiliz sevgililerine, kesilmiş olan üreme organlarını prezerve edilmiş olarak hediye eder (Emily'ye penisi, Sylvia'yanın şansına da testisleri düşer) ve onları İngiltere'ye geri gönderir. Artık cinsel anlamda deneyimli olan kadınlar, memleketlerindeki koca arayışlarında Ali'nin yerini tutabilecek babayiğitler arayacaklardır.

The Lustful Turk 1828'den itibaren sık aralıklarla yeniden basılmasına rağmen, 1893 yılındaki baskısına kadar pek fazla sirkülasyon görmemiştir. Bunda müstehcenlikten ötürü yasaklanmış olmasının da payı vardır. Roman, 18. Yüzyıldan itibaren popülerlik kazanan gotik romans türüne has kimi özellikleri şarkiyatçı edebiyatın trüklerine ekleyerek, yine popüler bir tür olan "duygusal (sentimental) roman" özelliklerini erotik edebiyata yedirerek, melez bir metin ortaya çıkarır. Gotik romanlarda olduğu gibi bakire kadınları kaçırıp onlara kötülük eden aristokrat bir hain başroldedir. Metin, ayrıca yine gotik ve duygusal romanlarda sıklıkla kullanılan "epistolary" (mektuplar, günlükler ve diğer belgelerle kurgulanan) roman yönteminden faydalanmıştır. Roman karakterler arasındaki mektuplaşmalardan oluşur.

Roman edebi bir üslup ve hayli muzip bir dille yazılmıştır ve cinsel organlar ve edimler için türlü hüsnütabirler kullanılmıştır. Penis sözcüğü hiç telaffuz edilmemekle beraber, ona karşılık, "korkunç aygıt", "fena motor", "bekaretin ölümcül düşmanı", "fildişinden bir sütun". "şehadetime neden olan alet", "şaft" ve benzeri ifadeler sıklıkla geçer. Alet, aygıt (instrument), motor (engine), şaft (shaft) gibi sözcüklerin sıklıkla kullanılması, muhtemelen sanayi devrimi sonrası argonun geçirdiği değişime bir örnektir. Yukarıda saydığımız tüm edebi türlerin yanında, The Lustful Turk için belki de "steampunk" etiketini de hazır etmemiz icap eder, fakat buhar/buğu burada haremin kapalı kapıları ardından, bir seks makinesinin sonsuz deviniminden yükselir.

Kitabın janrıyla ilgili tartışmaları bir kenara bırakırsak, bir dizi tecavüz sahnesinden oluşan bu öykünün ilginç bir alt metne sahip olduğunu görürüz. 19. Yüzyılın başında daha halen güçlü bir imparatorluk olarak kabul gören Osmanlı'nın yönetici temsilcilerinin, Avrupalı bakire kadınlara tecavüz etmesi, sembolik düzlemde Osmanlı'nın Avrupa'daki yüzyıllar süren varlığına vurgu yapar gibidir. Bu bağlamda, kitabın sonunda, Yunanlı bir kadının kendisiyle anal seks yapmak isteyen Ali'yi hadım etmesi, Osmanlı'nın Avrupalılar nezdinde bir iktidar kaybı yaşadığına işaret eder. Özellikle 1820'lerde süren Yunan ayaklanmaları düşünüldüğünde, kitabın anonim yazarının bu pornografik anlatı içinde politik göndermeler yapmaya çabaladığını anlamak güç değildir.

Doğu'nun cinselliğini hayal etmek, Batı için Doğu'yu egzotik ve gizemli bir öteki olarak kurmanın ve şarkiyatçı söylem içinde onu boyunduruk altına almanın yollarını açmıştır. Örneğin Cezayir Dayısı'nın anal sekse olan düşkünlüğü, dönemin Avrupası'nda, Türkler arasında yaygın bir durum olarak görülüyordu. Rycaut'nun seyahatnamesi Türklerin sıklıkla hayvanlarla ilişkiye girdikleri, yaygın bir şekilde güzel Hristiyan erkek çocuklarını hadım edip onlarla anal seks yaptıklarını yazar. O dönemlerde, bu tip ilişkilerin Türklerin – daha doğrusu Hristiyan olmayan toplulukların – ahlaki açıdan gelişmemiş, medeni olmayan, barbar halklar olduklarına delalet ettiği kanısı Batı'da bir hayli popülarite kazanmıştır.

Elbette The Lustful Turk'ü beynelmilel siyasete yönelik bir alegoriye indirgemek hata olur. Zira kitapta sadece Türklerin barbar insanlar olduğunu gösterme çabası değil, Avrupa'nın cinsel politikaları üzerine eleştirel bir bakış da vardır. Doğu'nun cinselliğiyle ilgili yaygın Batılı inanışlardan biri de aşk ve cinselliğin birbirinden ayrı kabul edilen mefhumlar olmasıdır. Müslüman erkeklerin dört eşe sahip olma hakkı ve bunun üzerine bakabilecekleri kadar cariyeye de sahip olabilmeleri, Batılı erkek yazarları bir hayli etkileyen bir durumdur. Dönemin Libertenleri – ki aralarında The Lustful Turk'un anonim yazarı dışında Lord Byron'ı da saymak gerek – için bekarete düşkünlük gereksiz bir ahlaki normdur ve doğal olan şey kadınlar ve erkeklerin böyle ahlaki sınırlamalar olmadan cinselliklerini doya doya yaşamalarıdır. The Lustful Turk'teki Avrupalı kadınlar bekaretlerine o kadar düşkünlerdir ki, bir tanesi evlendikten sonra dahi kocasıyla seks yapmayı arzu etmez, çünkü o kocasının aklına aşık olmuştur! Romandaki tüm kadınların sevgilileri, nişanlıları ve kocaları efemine bir portre çizerler. Cezayir Dayısı Ali, her ne kadar tüm Avrupalı kadınlara tecavüz etse de, her birinin içinde "doğal" olan cinsel güdüler uyanır ve Ali'ye düşkün bir hale gelirler. Kadınların sevgililerinin aksine, o tam "maskülen"dir. Bu da penisinin boyutuna yapılan vurguyla pekiştirilir. Romanın yazarı, böylelikle özgürce, ahlaki normların etkisinde olmadan seks yapabilmeyi, kadınlar üzerinde sorgusuz sualsiz bir hakimiyet kurabilme fantazilerini "şehvetli" ve "barbar" olarak gördüğü Türk karaktere aktarır. Ali, kitabın gotik kötü adamı ve aynı zamanda kahramanıdır – benzer bir etkiyi yaklaşık yetmiş yıl sonra, yine "Doğulu" bir öteki olan Dracula da yaratacaktır.

The Lustful Turk romanı, dönemin politik, ahlaki, kültürel söylemleri hakkında ipuçları taşıyan bir erotik roman klasiği; edebiyatta şarkiyatçılık çalışanlar için önemli bir metin olarak kabul ediliyor.

Not: Bu yazı, ÖtekiSinema.com sitesindeki ilgili yazının bir özetidir.

Alıntı - 11.02.2013

,

3955

Alıntı Hakkında

Alıntı
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin