Şeyda Koç İle Bumerang Söyleşisi

Şeyda Koç İle Bumerang Söyleşisi

Şeyda Koç İle Bumerang Söyleşisi

22.01.2016 - Merve Yüksel
Şeyda  Koç  İle  Bumerang Söyleşisi

Bugüne kadar öykü, şiir ve roman türündeki eserleriyle tanınan Yazar Şeyda Koç, post modern bir roman denemesine imza attı.  “Bumerang” adını taşıyan eser, Harf Yayıncılık tarafından yayımlandı. Yazar Şeyda Koç kitaba yazmış olduğu sunum yazısında, “sonsuzluk vaat edilmiş sanrılardır” ifadesine vurgu yapıyor. Bumerang’ı okurken hayatınızdaki bütün yanlışların doğrularla yer değiştirdiğini fark edeceksiniz.
 
Öncelikle kendinizden biraz bahseder misiniz? Şeyda Koç kimdir? Nasıl biridir? Neler yapar?  

İnsan olarak aile kavramını ve çocukları Allah’ın dilsiz kulları olan hayvanları çok seven ve yaşamın her karesine saygı ve sevgi duyarak yaşamaya çalışan biridir ‘Şeyda Koç’. Yazar olarak; kalem ve klavyesiz bir hayatın çölde üstelik serap tesellisi olmadan su aramak olduğunun bilincinde bir yazar diyebiliriz.  Avrupa da yaşamımı idame ettirmemden dolayı Avrupa ülkeleri dâhilinde ve öz memleketimde elbette edebiyata merkezinde  edebiyat dernekleri çatısı altında toplantılarımı, atölyelerimi, klavyeden arta kalan zamanlarımda sürdürüyorum. Bu arada her anne gibi mutfak ile de aram iyidir. 

Yazmanın sizin için anlamı nedir? İlham kaynağınızı öğrenebilir miyiz? Yazmaya nasıl başlarsınız? Yazmak yetenek işi midir? Öğrenilebilir mi? 

 Yazmak benim için hayatımı disipline eden, renklendiren ve hayal ve aynı ölçüde fikri dünyamın zenginleşmesini sağlayan bir uğraş. Yazmaya başlayacağım diye klavye başına oturmadım hiç bir zaman. Klavye beni davet etti. Aramızda hissedilir bir zaman aralığı oluştuğunda bir dostu özlemenin vuslat temennisi ile klavye başına oturuyorum. A4 ü açıp açmamam ise tamamen o salisedeki vuslatın ahengi ve şiddetine bağlı olarak gelişiyor. Bu sebeple sadece bir dosya ile yol almam. Bir kaç dosya her zaman çalışma dosyalarımın içinde yer alır.  Yazmak dediğiniz gibi yetenek işidir. Ruhsal yetenek de diyebiliriz.  Bu anlamda bilimsel alanda dahi insan ya da ‘ruh’ henüz keşfedilememiş olması ortada iken; onun duygu ve zaviyesini kelimelerle deşarj etme uğraşı yetenek dediğimiz olgudur. Öğrenilip öğrenilmemesi görecelidir. Tabi ki teknik anlamda öğrenilir. Fakat kalem tutan kişinin ruh dünyasını teknikle harmanlamayı da kendine öğretmesi yine kendi inisiyatifi dâhilinde gelişir.

Yazılarınızı yazarken hayal gücü sınırlarını zorladığınızı hissedip bunun toplumsal yargılarla ters düşebileceğini hissettiğiniz oldu mu? Eğer hissettiyseniz sildiniz mi yazdıklarınızı?

Merve Hanım bu sorunuz için özellikle teşekkür ediyorum. Günümüz itibariyle yedi kitap sahibesi biri olarak hiç böyle bir ikilem yaşamadım. Yaşattığımı da düşünmüyorum. ‘Bumerang’ üzerinden konuşacak olursak. Kitabın karakteri ütopik bir omurilik oluştursa da içeriğinde oluşan birbirinden bağımsız hikâyeler gerçeklerin ya da olası gerçeklerin sinyallerini taşıyor. Tarihin efsane haline gelen yaşanmışlığını tekrar hayatımıza entegre ediyor. Kalemim bu anlamda cesur ve özgün diyebiliriz. Bu özgün ve özgürlüğü içermesinin sebebi kitaplarımda hiçbir zaman ticari kaygı gütmeyişimden kaynaklanıyor.  

Açıkçası kalemimin samiyetine güveniyorum. Kalemi silgisinden önce biten yazarlardanım. 
 
Kitaplarınızda yazmaya başlamadan önce bir toplumsal mesaj düşüncesi ile mi başlarsınız yoksa bu yazarken şekillenebilecek bir durum mudur? 

 Başlangıç itibari ile böyle bir endişe taşımam. Ola ki konu buna müsait ise satır aralarında tezimin bir şekilde vurgusunu yaparım. Öykünün zaman ve söylem olarak  

üstlendiği misyon ile alakalı verdiğim mesaj. Fakat içerikte bu ‘banner’ şeklinde yer almaz. Okuyucu  öykü bittiğinde altını çizerek değil kavramsal olarak bakış açımı anlar hisseder. Elbette yazarken şekilleniyor. 
 
Eserlerinizi okurlarınızla paylaşmayı, karşılıklı yorumlamayı sever ve bunun da eserlerinize bir açılım kazandırdığını düşünür müsünüz? Bunun yanında  eleştiriye tahammül eder misiniz?  

 Okuyucu ile üzerinde konuşmaktan büyük keyif alıyorum. Bu atölyelerimde de sık rastladığım bir durum.  Yazarken bende oluşan hissiyat ile okuyucunun okurken edindiği hissiyatı tartmak güzel bir açılım oluyor.  Eleştiriye açığım. Ancak eleştirecek kişinin de iyi bir okuyucu gözlemine sahip olması gerekir.  Aksi halde samimiyetsizlik ve önyargı samimiyetle ve emek harcanarak yapılmış bir çalışmanın önüne geçer.  
   
Bir yazar için nedir Bumerang? Bumerang’ın sizin için özel bir anlamı var mıdır? Kısaca kitabınızın sizdeki yeri nedir? Bizimle paylaşır mısınız?  

 ‘Bumerang’ herkesin malumu bir spor aletidir. Aynı zamanda tarihinde avlanmak için çeşitli şekilleri kullanılmıştır. Benim romanımda ‘Bumerang’ zaman metaforunu tanımlar. ‘zaman’ aslında tek düze akan bir rutine sahip değildir. Farkındalığından uzak kaldığımız metafizik kurallarına göre seyredebilir. Bumerang benim edebi kalemimde önemli bir  denemedir. Özellikle genç okuyucunun nabzını iyi tutacağını düşünüyorum. 
 
Bumerang fantastik bir bilim kurgu romanı olarak karşımıza çıkıyor.  Bumerang’ı yazarken herhangi bir format belirlediniz mi? Sizi bu kitaba yazmaya sürükleyen neydi?  

 Bir rüyanın peşine düşmüş satırlarla başladı. Belki bir bulmacayı çözme hevesi  idi.  Sonrasında kurgu bereketi ile geldi. Öykülerimde rüyalarımın yol göstericiliğinden çok faydalanmışımdır. Bir rüya Bumerang’ın ilhamı olmuştur da denilebilir. Rüyalar bizleri zaman ve mekândan öte dünyalar sunar. Bazıları haberci rüyalardır. Sanırım bunun bilinci ile yola çıktım. 
 
 Bumerang karşımıza cümleleri ince eleyip sık dokuyan zeki bir yazarı çıkarıyor. Şöyle bir cümle var: "İnsan insana kıydığında zaman törpülenir. " Bize bu cümlenin sizde hissettirdiği çağrışımları yazabilir misiniz? 

İnsan kutsal bir varlıktır. İnsan olmasa idi dünyanın da bir ehemmiyeti kalmazdı. Yaradılış gayemizin neticesinde  borcumuz olan ‘şükür’ ve fıtratımız gereği ‘iyi’ insan olma çabaları yaşamın anlarını oluşturur. Bu anlarda sebep/sonu ilişkisinin ilahi boyutunu düşünmek sizin yapacağımız kararlar ve neticesindeki adımlar kimlik kargaşasına sebep olur.  Günlerimiz bu kimlik arayışlarının içinde geçiyor. Kendimize verdiğimiz zarar başkalarına verdiğimiz zararlar kadar incitici.  

‘Zaman’  evren ve dünyanın varoluşu ile paralel insana sunulmuş en büyük armağan ve olağanüstü  bir sanattır.  Bu tanımın idrakinden uzak geçirilen ruhi ve fikri nöbetler birbirimize acı sunmaktan öte bir şey değildir. Acılarımız evren kadar kadim. Birbirimize iyilik değil! Acılar lütfediyoruz. Kıyıyoruz. Halbuki  bu acıların hiçbirini ‘hak etmiyoruz!’ 
biz de... onlar da... ötekileştirdiklerimiz de!.. 

Kitabınızda Bülent karakterinden bahsederken şöyle bir cümleye yer veriyorsunuz. “Karımın izlediği dizi filmde gözleri dolunca dahi filme değil de onun üzülmesine ağlayan, kendini tutamayan duygu dolu bir erkektim.”Bu cümle beni uzun uzun düşündürdü. Duyguların sömürüldüğü, sevginin kaybolmaya başladığı (eşler arasında sıradanlaştığı) zamanda böyle insanların var olabileceğine inanıyor musunuz?  

 Günümüzde ‘para’ merkezinde gelişen ilişkiler var. Çocukluğumuzda adam gibi kavgasını eden adam gibi birbirini seven aşıklar vardı. Evliler vardı. Kadını sosyal hayatta meta haline dönüştüren sistem nihayetinde bunu çekirdek aileye kadar taşıdı. Artık eş adayları birbirlerinden istedikleri taleplerin başında; “evlendikten sonra çalışıp çalışmayacağı...” sorusu var. Ya da ne kadar para ile yarı yarıya evi geçindirebilirler. Buna göre eş seçimini yapıyorlar. Maneviyat sonra gelişiyor. Çok eski değil ama eskiden, o kişiye kalben sadık kalıp kalamayacağının ömür boyu sevmeye güç yetirebileceğinin sorumluluğunu taşırdı erkek. Çocuklarına anne olabilecek eşler aradı. Artık ‘çocuk’ düşüncesi bile evlenecek adaylar için en son sırada yer alıyor. Demem o ki; artık erkekler ve eş adayları çocuklarına anne olacak ve ömür boyu sevecek eşler aramalılar. Tabi romanımızın genel mesajı bu değil. 
 
Mahpeyker Kösem Sultan isimli bir kitabınız var. Şuan TV ekranlarında tepkilere rağmen çekimi devam eden benzer isimde bir dizi de var. Edebiyat eserlerinin televizyona dizi olarak uyarlanmasını nasıl buluyorsunuz? İzlediğiniz böyle bir dizi var mı? Eğer izlediyseniz, karakterler iyi yorumlanmış mı?  

 Benim şu sıra gündemde olan Tv dizisine dair yorum yapmam gerekirse; çünkü son  romanım “cennet Bülbülü Kösem Sultan’ buna önemli  bir sebep teşkil ediyor. Tv dizisi ile tarih tamamen farklı içerikte. Benzeri platformlarda dile döktüğüm üzere beyaz perdenin büyüsü ve etki alanı daha geniştir. Ancak bunu büyüyü faciaya çevirip çevirmemekte biraz da o projenin yapımcısı ve yönetimi elindedir.  Bir dönem filmi yaparken kostüm ve konu kadar o filmin sanat yönetmenliği de önem taşır. Maalesef  bahsi geçen dizi kısır bir döngüde kadın ihtirasını fazlasıyla şişirmek adına tarihi çarpıtıyor. Bunun altındaki sebepleri çoğumuz biliyoruz!  Tarihimiz yabana ya da bir reklama heba olmayacak kadar kadimdir. Kıymetini genç nesile bu şekil veremezsiniz. ‘Kösem Sultan’ roman olarak kitabını yazmış olduğum halde, maalesef  izlemekten sakındığım bir dizi oldu.  Tv’de dönem dizileri olarak TRT parlayan bir yıldız olarak seyirciyi aydınlatmaya devam edecek gibi görünüyor. Tv izleyicisine tavsiyem de bu yönde olacaktır. 

Son olarak bizim unuttuğumuz sizin genç yazarlar ve kitap okurlar için söylemek istedikleriniz varsa, lütfediniz söyleyiniz.  
 
Tarih demişken yakında, yaş itibari ile okuma çağından başlayarak  çocuklarımıza ve ilk gençlik heyecanındaki arkadaşlarımız için set olarak düşündüğümüz romanların ilki geliyor. Macera romanı konseptindeki çalışmamızın ilki ‘Piri Reis’ in çocukluğunu içeren kurgusal bir roman. Devamında yine  tarihimizden İslam dünyasının âlim ve bilim adamlarının çocukluklarını anlatan romanlar gelmeye devam edecek. Bir değerler setimiz de yolda! 
  
Bumerang, samimi ve içten kurgusuyla yapmacıklığa kaçmadan, rüya neticesinde bir gönlün pür haliyle yazılmış sürükleyici bir kitap. Yazar Şeyda Koç hanımefendi kelâma bereket atfeden gönlü ve kalemiyle okurunun yüzünde tebessümlere vesile oluyor. Yoluna sağlam adımlarla devam ediyor. Yaşadığı zamana not düşmek isteyen bir yüreğin titreyişlerini aksettiriyor olmaları kendisini değerli kılıyor. Kitaplarını bir solukta okuyacağınıza ve sürükleyici üslubunu çok seveceğinize eminim. Bu nadide söyleşi için teşekkür ederim. 

Objektif ve samimi sorularınız için ben teşekkür ederim. 

 

 

Merve Yüksel - 22.01.2016

,

2626

Merve Yüksel Hakkında

Merve Yüksel

Kitap sever, deniz sever, camilerin ezan seslerinin bereketinde yaşar; sadece olduğu gibi yaşamaya çalışan, gördüğünün ve yaşadığının hakkını vermeye çalışan bir kul...

 

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin