Seyyahın Gözünden Türkistan

Seyyahın Gözünden Türkistan

Seyyahın Gözünden Türkistan

05.03.2021 - Murat Deniz
Seyyahın Gözünden Türkistan

Arapça “gezmek, gezi” anlamındaki seyâhat ile (aslı siyâhat) Farsça nâme (risâle, mektup) kelimelerinden oluşan seyâhat-nâme “gezi mektubu, gezi eseri” mânasına gelir. Buna Fars edebiyatında sefer-nâme adı da verilir. Arap edebiyatında “seyahat” ve “seyahatnâme” anlamında daha çok rihle kelimesi kullanılır. Seyahatnameler, konu olunan bölgeler açısından oldukça büyük önem arz ederler. Seyyahlar gittikleri ülkelerin halkının hayatı ve âdetleri ve bölgenin ekonomik, stratejik durumları hakkında sundukları bilgiler o bölge ile ilgili incelemeler açısından oldukça değerlidir.

Her seyahatnamenin ortaya çıkış öyküsü aynı olmamaktadır. Devletler, hakkında bilgi edinmek istedikleri ya da kendi politika ve düşüncelerini yaymak istedikleri bölgelerin durumunu ve özelliklerini de öğrenmek için seyyahlar görevlendirilmiştir. Bunlar aslında bir ajan konumundadırlar. İnceleyeceğimiz eserde işte tamda bu muhtevaya sahiptir.

Timofey Stepanoviç Burnaşev’in Türkistan’a ait vermiş olduğu bilgilerin, Murat Özkan tarafından bize ulaştırıldığı bu kitap toplam üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm; Buhara Hanlığı ve Çarlık Rusya başlığı altında; Rusların Türkistan’da yayılması ve askerî politikaları, Buhara’da Rus ticareti ve Buhara-Rusya diplomasisi, XVIII. Yüzyıl’da Buhara Hanlığı’nda siyaset ve yönetim gibi alt başlıklardan oluşur. İkinci bölüm; Türkistan’ı keşif ve Buhara’ya seyahat ana başlığı altında; seyahatnamenin genel özellikleri ve seyahat serüvenini işlenmektedir. Üçüncü ve son bölümde ise; Burnaşev ve seyyahların Buhara tasvirleri ana başlığı altında; Buhara’nın tarihi, coğrafi, demografik, idarî, ekonomik ve gündelik hayat gibi bilgilerine yer verilmiştir.

Özkan, kitapta Buhara ile ilgili detaylı bilgiler vermiş ve yapılan seyahatlerin temel sebeplerini okuyucuyla paylaşmıştır. Buhara günümüzde Özbekistan sınırları içinde kalan, geçmişten günümüze yalnız Özbek, Kazak, Kırgız, Türkmen ve Uygur gibi Türk milletlerinden değil Fars ve başka milletlere de yurt olan bir ilim, kültür ve ticaret merkezi olarak önemini korumaktadır. Yazara göre işte bu özelliklerinden dolayı Buhara her zaman ilgi odağı olmuştur. XVI. Yüzyıldan XIX. Yüzyıla kadar bölgenin süper gücü olmak isteyen Rusya içinde İpek Yolu üzerinde bulunan, zengin yer altı kaynaklarına sahip ve stratejik konumda olan Buhara oldukça önemliydi. Esere göre bölgede otoritesini güçlendirmek isteyen Rusya sadece toprak alma değil; ekonomik sebepler ve Hıristiyanlığı yaymak gibi dini bir görevde üstlenmişti. Türkistan bölgesine tamamen hâkim olmak isteyen Rusya buna mukabil bir keşif seferine başladı. Temel gaye ekonomik güç kazanarak sıcak denizlere açılmaktı. Bu hedef doğrultusunda Rusya bölgeye elçi ve seyyahlar göndermeye başlamıştır. Çünkü her keşif bir bilgi anlamı taşıyordu. Bu seyyahlar sıradan birileri değil kendini geliştirmiş zeki ve çalışkan kişilerden oluşuyordu. Burnaşev dahi bir maden mühendisidir.

Eserin bütün bölümlerin kendine has önemi olmasına karşılık özellikle üçüncü bölüm Buhara’nın tasvirini içermesi açısından ayrı bir öneme sahiptir. Yazar, bu bölümde verdiği bilgiler ile zihnimizde bir Buhara profili şekillendirmeyi başarıyor. Bu bölümde Buhara’nın coğrafi özellikleri, etnik ve dini yapısı, idari ve askeri yapısı, ekonomik olarak; ticareti, madenciliği, ziraatı, hayvancılığı ve evlilikten, ölüm ve define kadar akla gelebilecek bütün gündelik hayat ile ilgili konular aktarılmıştır. Bu bölümdeki bazı konulardan kısaca bahsedecek olursak; esere göre Buhara’da en yaygın dinin İslamiyet olmasının yanı sıra farklı dine mensup olanlarda azımsanamayacak sayıdaydı. İslam dinene mensup olanlar dinin gereğine göre yaşayarak emir ve yasaklara dikkat ediyor ve diğer dinlere mensup olanlara da hoşgörü ile yaklaşıyorlardı. İslamiyet’ten sonra Buhara’da en fazla nüfusa sahip olanlar Yahudilerdi. Yine esere göre Buhara’nın bir Yahudi toprağı olduğuna savunanlara karşın Burnaşev buranın dil, gelenek ve görenek bakımından böyle olmadığını söyleyerek buna karşı çıkmaktadır. Bununla birlikte Buhara’nın hukuk sisteminin de İslam hukukuna yani şeriat kaidesine dayandığı zikredilmektedir.

Yine yazara göre; Asya ve Avrupa arasında önemli bir ticari konumu olan Buhara’nın ticarette kurumsallaşamamasına karşılık ticarette oldukça sert kural ve kaideleri bulunmaktadır. Alışverişte tüccarlar arasında aldatma, hile ve dolandırıcılık yapılırsa bunların karşılığında verilen cezalar çok ağırdı. Ve diğer önemli noktada müşteri satılan herhangi bir malı beğenmediği takdirde bir hafta veya daha fazla sürede iade etme hakkına sahipti. Bu gibi durumlar Buhara’nın konum olarak değil ahlaken ve sistem olarak da ticaretin merkezi olduğun delilidir. Eserdeki diğer bir ilginç ve önemli konu da aile ve evlilik konusudur; İslam her ne kadar çok eşliliğe müsaade etse de Buhara’da tek eşlilik yaygındı. Çok eşli ailelerde eşler arasından sürekli ortaya çıkan tartışmalardan dolayı çok eşli olan erkekler genelde hor görülürdü. Yazar, bu bölümde Buhara’daki kadın hakları noktasında da önemli bir noktaya değinir. Bu eserde de ifade edildiği üzere İslam şeriatının kadınları koruduğu ve Buhara’da bunun uygulandığı dönemde şuan sözde kadın hakları savunucu olan Avrupa’da kadın haklarının sözü dahi telaffuz edilmiyordu. Konuya gelecek olursak; Buhara’da eğer bir koca karısına karşı sorumluluklarını yerine getirmiyorsa kadın rahatlıkla din adamlarına veya kadıya bu durumu anlatabilirdi. Kadıya giden kadınlar sağ ayaklarında ki pabucu çıkarıp, tabanını üste gelecek şekilde ters çevirirlerdi. Kadı buradan durumun ne olduğunu anlardı ve durumu çözmek için çabalardı. Eserde anlatılan bu konu oldukça zarif ve hassas olup yasalar ile kadınların korunduğunun da işaretidir.

Bu eserle ilgili sonuç olarak şunu söyleyebilir ki; seyahatnameler zaten bir dönemin aynası olup o dönemin genel itibariyle her türlü özelliği ve durumu hakkında bize bilgiler sunmaktadır. Ve bu bilgiler seyahatname okuyucuların anlayacağı üzere kelimeler ile resim yapmak gibi okuyucuya o dönemin izlerini ve hislerini sunmaktadır. Bu eserde verdiği bilgiler ve güzel anlatımı ile oldukça kıymetli ve okunması gereken bir eserdir.

Yazar;

1986 yılında Gebze’de dünyaya gelen Murat Özkan, aslen Erzurum ilinin İspir ilçesindendir. İlk, orta ve lise öğrenimini Kocaeli’nin Darıca ilçesinde tamamlayan Özkan, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Ordu Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 2009 yılında mezun oldu. Aynı yıl Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Genel Türk Tarihi Bilim Dalında Yüksek lisans eğitimine başladı. 2011 yılında Ordu Üniversitesi Tarih Bölümüne Araştırma görevlisi olarak atandı ve 2012 yılında “87/5 Numaralı Rusya Ahkâm Defteri’nin Transkripsiyonu ve Değerlendirmesi” adlı tez çalışmasıyla yüksek lisansını tamamladı. 2017 yılında Sakarya Üniversitesinde “Çarlık Rusyası’nın Türkistan’ı İşgalinde Bir Rus General: Mihail Dimitrieviç Skobelen” adlı teziyle doktora eğitimini tamamladı. Halen Ordu Üniversitesi Tarih Bölümünde görev yapmaktadır.

Murat Özkan

Kronik Yayınları

İstanbul 2019

142 sayfa

Murat Deniz - 05.03.2021

,

3635

Murat Deniz Hakkında

Murat Deniz

2015 yılında Dumlupınar Üniversitesi Tarih Bölümünden mezun oldu. Yine aynı üniversitede yüksek lisansını “51 Numaralı Tapu Tahrir Defterine göre Ergani Sancağı” isimli teziyle tamamladı. Özellikle Osmanlı Devleti’nin kuruluşu, Osmanlı toplumunda tasavvuf ve sufiler ve Osmanlı sosyo-iktisadi üzerine çalışmalarını sürdürüyor.

Yorumlar
  • Huseyın Pinar 2021.03.06 18:27

    Yolun acik olsun kardesım

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin