Sezai Karakoç’un Siyaset Teorisi

Sezai Karakoç’un Siyaset Teorisi

Sezai Karakoç’un Siyaset Teorisi

28.01.2021 - Bilal Can
Sezai Karakoç’un Siyaset Teorisi

Sezai Karakoç, ortaya koyduğu Diriliş Muhayyilesini teorik ve pratik çerçevede neye etki ettiğini irdeleyerek bunu toplumsal olgular üzerinden karşılaştırır. Din, siyaset, ekonomi tarih, sosyoloji gibi yaklaşım biçimleri Karakoç’un düşüncesinin yaslandığı zeminlerdir. Din konusunu ele alırken bunu mutlak manada sosyoloji ve tarih ile irdeler. Bu da dinin, dinsel olanın özel ve kamusal alandaki etkisi, birey ve toplum üzerindeki etkisi, erdem ve ahlak konuları üzerindeki etkisi bağlamında irdeleyerek dinin salt uhrevi bir olgular bütünlüğü olmadığını, onun ayrıca dünyevi unsurların düzenlenmesinde kilit bir rol oynadığına açıklık getirmektedir. Siyaset konusunu ele alırken bunu din, sosyoloji ve tarihsel bağlamda ele alır. Siyaset, Karakoç düşüncesinde Diriliş muhayyilesinin aksiyon tarafına vurgu yapmaktadır. Erdemli, ahlaklı, bilgili, feraset sahibi yöneticinin ancak ve ancak dini temellere dayanan bir düşünce biçimiyle gerçekleşeceğini ortaya koyar. Karakoç bu gibi kavramlar üzerinde Diriliş Muhayyilesinin kavramsal çerçevesini oluşturur bir nevi.

Diriliş Muhayyilesi, temelleri Müslüman kişi tipolojisine yaslanır. Bu bakımdan Müslümanın kavramlarını sorgulayan Karakoç, Ramazan ve Kurban gibi arınış mevsiminin Müslümandaki yeri ve önemi üzerinde durarak Yapı Taşları ve Kaderin Çağrısı eserine başlıyor. Değişim ve dönüşüm unsuruna yönelerek kavramların bu durumlar karşısında içeriksel bir bozulmaya girdiğini, modernleşme özelinde kendi modernizasyon sürecini keşfeden Japonya, Çin, Hint özelinde açıklamalar getirmektedir. İngiltere, Amerika, Rusya üzerinden kapitalistleşme sürecinin ve cihan devleti olma düşüncesini değerlendirmekte, Dünya Savaşlarının bu ülkeler nezdindeki yerini irdeleyerek Osmanlı’nın bu süreçteki yerini sorgulamaktadır.

Tarihle Hesaplaşma

Savaşların toplumların diyalog biçimleri olduğunu aktaran Karakoç, Osmanlı’nın savaşlardaki mağlubiyetleri neticesinde diğer ülkelerin bu durumu irdelemesi ve ayrıntılı çalışmalar yaptıklarını ifade eder. Osmanlı’nın savaşlarda yenilmesiyle bir panik halinin ortaya çıktığını, yöneticilerin kapıldığı bu panik havasının toplumu değiştirme telaşına dönüştüğünü, bu dönüştürmenin de taklitten öteye geçmediğini ifade eder.

Karakoç, tüm eserlerinde olduğu gibi Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı adlı eserinde de bir tür tarih hesaplaşması yapar. Tarihi, tarihsel sosyoloji ve tarih psikolojisi diye adlandırdığı yaklaşımla irdeleyerek toplumsal bir değerlendirme sınar. Olay ve olgulara dair çözümlemelerle birlikte meseleye çözümcül bir biçimde yaklaşır. Osmanlı Tarihine ve Cumhuriyet Tarihine eğilerek bir tür hesaplaşma içine girer. Türk modernleşmesinin başlangıç aşamalarından olan Tanzimat’ı ele alırken “değişmezsen değiştirilirsin” (Karakoç, 1999, s. 27) şeklinde vücut bulduğunu ifade eder. Değişim ve dönüşüm olgusu üzerinden bir tür hesaplaşma içine girdiği bu eseri, aslında bir tür modernizm eleştirisi barındırmaktadır.

Batının işgalci zihniyeti, güç yetiremeyeceği toplumlara değişim ve dönüşüm olguları dahilinde etkili olmuştur. Bu bakımdan işgale yeltendiği toplumları bilfiil işgal etme gücü barındırmadığı için ya da güç yetiremediği için toplumların temel dinamiklerini ortadan kaldırmaya, bir nevi temel dayanak noktalarını yıkmaya çalışmışlardır. Bu bakımdan tarihi irdeler ve “veyl tarihten ibret almayanlara” (Karakoç, 1999, s. 30) ifadesini kullanır.

Değişmek Ama Nasıl?

Karakoç, değişmeye karşı değil, bilakis değişmenin gerekliliğine inanır. Fakat bu değişmeyi bir diriliş ekseninde değerlendirir. Tarihle ilintili, köksüzleşmekten ziyade kökleriyle birleşme bağlamında irdeler:

“Yeniden değişmek gerekiyor; Doğuya, Batıya doğru değil, kendi içine doğru değişmek. Biz buna “diriliş” diyoruz. Kendine dönüş. Yerli kültürden yeniden evrensel boyutta bir sistem üretmek. Nasıl Peygamberimiz zamanında evrensel sistem getirilmişse, nasıl Dört Halife devrinde bu sistem devam ettirilmişse, nasıl Emeviler zamanında o, bir yandan Büyük Okyanusa, bir yandan da Maveraünnehir’e kadar uzatılmışsa, nasıl abbasiler devrinde adeta dünyaya sulh ve sükûnun modeli, kalite medeniyetinin örneği verilmişse, nasıl Endülüs Medeniyeti yeryüzünün bir eşiğini görmediği bir örneğin gerçekleşmesi olmuşsa, nasıl Selçukîler, o zarif, su kadar berrak mimarilerinden de anlaşıldığı gibi aynı ruh ve duyarlılığı sürdürmüş ve Haçlılar karşısında aşılmaz bir set oluşturacak maddî ve manevi bir atmosferin sahibi olmuşlarsa, nasıl Osmanlılar Dünyanın ortasında adeta Dünya Devletini kurmuş ve altı yüz yıl şan ve şerefle yaşatmışlarsa, biz, bu çağın Müslümanları da, aynen onlar gibi, bir çıkış yolu bulmak zorundayız” (Karakoç, 1999, s. 32).

Değişim ve dönüşümü irdeledikten sonra yönetim ve siyaset ekseninde “devlet” kavramını incelemeye alır. Devlet kavramını; siyaset sosyolojisi ve siyaset felsefesi ekseninde açıklayan Karakoç; şu aktarımlarda bulunur:

“tarihin ilk çağlarından bu yana var olmuş, amaç ve biçim bakımından, çağın şartları çerçevesinde genişleme ve değişme göstermiş, insanoğlu için kimi zaman kurtarıcı, kimi zaman da cellât ya da kırbaç haline gelmiş, kimileri için erişilmez bir şey, kimileri için kâbus, kimileri için vekilharç, kimileri için tahsildar olmuş, yani körlerin fili tanıması gibi çok değişik yorumlanmış, dinden sanata kadar kültür aynasında renk renk yansımış, tabiatla metafizik arasında gerginleşen insan ruhunun sığınacağı ya da kaçabileceği teselli yuvası iş ve faaliyetlerin kaynağı, çok anlamlı, çok cepheli tarihî-sosyolojik bir kavramdır” (Karakoç, 1999, s. 46).

Devletlerin yönetim sistemleri üzerine açıklamalarda bulunan Karakoç, Nazizim, Faşizm, Kapitalizm, Komünizm üzerine orijinal açıklamalarla yaklaşır ve dünya sistemini anlamlandırır. Devlet ve din ilişkisini masaya yatırır. Laikliğin temellerine inerek devlet yönetiminde din etkisini tarihsel açıdan gözler önüne serer. Laiklik tartışmalarına Amerika, İngiltere, Fransa ve Ortadoğu ekseninde örnekler sunarak bu olgunun serüvenini geniş bir coğrafyada irdeler. Batılılar kendi dinî uygulamalarıyla bir devlet geleneğini kurgularken, İslam’ın da bunu yaparak medeniyetlerinin devletlerinin dirilişni gerçekleştirilmesi gereğini ifade eder. Eğer bu gerçekleşmezse özgür ve bağımsız olunamayacağını vurgular (Karakoç, 1999, s. 59).

Sonuç Olarak

Karakoç, Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı adlı eserin birinci cildinde ele aldığı hususların geneli, İslam Devlet anlayışının bir nevi sorgulanması dâhilinde devlet, yönetim, siyaset zeminde sorgulanması olarak vücut bulur. Devlet, toplum, devlet adamı kavramlarını sorgulayarak bir tür siyasetnâme örneği sunan Karakoç, bu eseriyle siyaset sosyolojisi ve felsefesinin temel kavramlarına inerek siyaseti irdelemektedir. Karakoç’un devlet yönetimi, siyaset konusundaki bir nevi toplamı olan bu eser, devlet ve toplum ilişkisinin geniş bir perspefktifle ele alınmasının ürünüdür.

Karakoç, S. (1999). Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı I. İstanbul: Diriliş Yayınları.

Bilal Can - 28.01.2021

,

4080

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor.  Yayınlanmış 2 kitabı vardır. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin