Şiddetin Maskeleri

Şiddetin Maskeleri

Şiddetin Maskeleri

29.03.2021 - Mustafa Buğaz
Şiddetin Maskeleri

Şiddet hiçbir zaman kaybolmayan, sürekli kılık değiştiren, her zaman karşımıza çıkan olguların başında geliyor. Fakat belki de 21.yüzyılda konuşulduğu kadar hiçbir dönemde konuşulmadı bu kadar. Özellikle kadına şiddet konusu hemen her gün gündemimizi meşgul eden sosyal bir problem haline geldi. Bu problem, kimlerine göre geleneksel kültürden, kimilerine göre eril otorite anlayışından, kimlerine göre de sosyo-ekonomik sorunlardan kaynaklanıyor. Fakat şunu da unutmamak gerekir ki kökeni ne olursa olsun şiddet sadece kadınlar üzerinden konuşulması gereken bir olgu değil. Şiddetin, çağımızın genel bir hastalığı olarak, herkesi ilgilendiren, herkesin başını ağrıtan bir mesele olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Biz bu yazımızda genel olarak şiddetin günümüzdeki kökenleri üzerinde duran bir kitaptan bahsedeceğiz.

21. yüzyılı en iyi yorumlayan filozoflardan biri olarak kabul ettiğim Byung Chul Han’ın ‘’Şiddetin Topolojisi’’ adlı eseri günümüzdeki şiddet olgusunu en iyi açıklayan kitapların başında geliyor. İnsanlık durumunun geldiği son noktayı anlamak isteyenler için ufuk açıcı bir eser. Yalnız üstad kitapta pek de iç açıcı şeyler söylemiyor. Melankoli çağından depresyon çağına geçiş yaptığımızı söylüyor. Han'a göre, ‘’itaat ve disiplin’’ toplumu yerini ‘’başarı-performans’’ toplumuna bırakmıştır. Buna paralel olarak ‘’üst-ben’’ de evrilerek ''ideal-ben''e dönüşmüştür. Fakat ideal-benin üst-benden bir farkı var:

Erişilemezlik

Üst-ben baskıcı, otoriterdi fakat bireyi çepeçevre kuşatır, ona belli hedefler verirdi. Buna karşın ideal-benin böyle belli, somut, elle tutulur gözle görülür bir modeli yoktur. Özne, ideal-bende kendini yeniden tasarlamaya çalışır. Fakat beyhudedir. Bir modeli olmadığı için sürekli bocalar, boşlukta debelenir, başarısız olur. Çünkü mücadele bir dışarıya, dış-düşmana karşı değil, kendine dönüktür. Böylece başarı-performansa dayalı özne kendiyle rekabet eden, kendi gölgesini geçmeye çalışan, ölümcül bir yarışa girişir. Bunun sonucu olarak da sürekli tekrar eden bir tükenmişlik sendromuna (burnout) maruz kalır. Sürekli kendini sömüren insan, belli bir aşamadan sonra kendine şiddet uygulamaya başlar. Böylece dışsal şiddetin yerini içeride üreyen bir şiddet alır. Bu, dışsal şiddetten çok daha ölümcüldür, çünkü şiddetin faili de kurbanı da insanın kendisidir.

Yazar başka bir kitabı olan ‘’Yorgunluk Toplumu’’nda ise şunları söyler:

‘’Günümüz toplumu artık Foucault’un bahsettiği hastaneler, tımarhaneler, hapishaneler, kışlalar ve fabrikalardan oluşan bir disiplin toplumu değil. Bunların yerini çoktan beridir fitness salonları, bürolardan oluşan gökdelenler, bankalar, havaalanları, alışveriş merkezleri ve gen laboratuvarı aldı. 21. Yüzyıl toplumu artık bir disiplin toplumu değil, performans toplumudur. Sakinleri de itaatkâr özne değil, performans öznesidir...”(sf:17)

Geç-modernitede (performans toplumunda) şiddet iktidar değildir. Artık siyaset sahnesinde ve tüm toplumsal düzlemlerde meşruiyetini kaybetmiştir. Şiddetin gösteri mekânı kapanır. İnfaz artık özel mekânlara çekilir. Kamusal alanda kendini göstermek istemez. Şiddet kendini gururla sahnelemek yerine utançla gizlemektedir. Her türlü dilden ve simgeden yoksundur. Bir şey ilan etmez. Dilsiz, sözsüz bir imha…

Geç-modernitede şiddetin en merkezi topolojik kaymalarından biri ruhsal içselleştirmedir. Yani şiddet ruhla sürekli bir çatışma halinde olup, yıkıcı gerilimleri ile ruhu kemirir. Cephe, artık Ben’in dışında değil, içindedir. (Öteki olmazsa Ben(ego) kendini kuramaz, kendine sınır çizemez, içine alır)

Peki neden böyle oldu? Neden şiddet görünmez hale geldi?

Yasakların, duvarların, sınırların ve üst otoritenin ortadan kalkması, her şeyin birbirine benzemesi(aynılaşma), pozitifliğin şiddetinin artmasına neden oldu. Çünkü burada dost ile düşman, iç ile dış, kendi ile yabancı arasındaki kutuplaşmalar ortadan kalktı. (Buna dünyanın pozitifleşmesi adını veriyor yazar.) Dünyanın pozitifleştirilmesiyle birlikte, yasakçı ve bireyi itaate zorlayan disiplinci toplumun yerini özgürlükçü, proje ve girişim odaklı performans toplumu aldı. Bu yeni toplumla beraber şiddet de yeni bir forma büründü. Bu şiddetin en önemli özelliği, düşmandan veya yabancıdan gelmemesi, sistemin kendisine zaten içkin olmasıdır. O yüzden görünmez, kavranamaz, idrak seviyesine yükseltilemez.

Performansa dayalı birey başarılı olmak ve kendini ispatlamak için sürekli çalışır. Çalışır ama ulaşabileceği somut bir hedef veya amaç yoktur. Çünkü sonsuz bir üretim içine girmiştir. Bir noktadan sonra yorulur, tükenir, tatmin olmamışlığın verdiği öfkeyle kendini başarısız hisseder ve kendini suçlamaya, bir noktadan sonra da kendine zarar vermeye başlar. İşte bu noktada sinirsel şiddet başlar der Byung Chul Han. Sonrasında birey depresyona girer.

Melankoliyle depresyon arasında farka vurgu yaparak, melankoli çağının bittiğini artık depresyon çağının başladığını söyler:

‘’Geç modernitenin başarıya ve performansa odaklı yaşayan ve neredeyse sonsuz imkânlara sahip öznesi, yoğun bir bağ kurmaktan acizdir. Depresyonda insanın kendisiyle olan bağları dahil tüm bağları kopar. Yası depresyondan ayıran, kişinin özellikle kaybettiği nesneye karşı hissettiği güçlü libidinöz bağdır. Oysa depresyonunun yöneldiği bir nesne yoktur, yönsüzdür. Depresyonu melankoliden ayırmak da anlamlıdır. Melankolinin temelinde de bir kayıp tecrübesi yatar. Onun için hala bir ilişki içindedir, yanında olmayana karşı olumsuz bir bağdır bu. Oysa depresyon her türlü ilişkiden ve bağdan kopmuştur. Her türlü yer çekiminden yoksundur.’’ (sf-42)

Buradaki depresif insan kendisinin efendisi değil, performans toplumunun eline düşen yeni bir insan tipidir. Depresif insan hiçbir dış baskı olmadan, kendi isteğiyle kendini sömüren hem avcı hem de avdır. Burada sömüren de sömürülen de aynı kişidir. Birey şiddetini dışarıya ya da ötekine değil kendine yönlendirir. Bedenine çizik atar, jilet atar, intihar eder ya da tükenmişlik içinde sessizliğe bürünür.

Burada anlatılanlar ve bunları yaşayan insanlar size de tanıdık geliyor mu? Sizi bilmem ama bana çok tanıdık geliyor.

Mustafa Buğaz - 29.03.2021

,

1615

Mustafa Buğaz Hakkında

Mustafa Buğaz

Hakikatin peşinde koşan, münzevi, mütecessis bir fikir işçisiyim.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin