Şifa ve Zehir Ayrımında Edebiyat

Şifa ve Zehir Ayrımında Edebiyat

Şifa ve Zehir Ayrımında Edebiyat

15.12.2020 - Ayşe Bağca
Şifa ve Zehir Ayrımında Edebiyat

İlk nefesinden ölümüne kadar bir varoluş ağrısı çeken insan, cennetten kovulmuşluğun ağırlığından yeniden cennetine ulaşma cabası vererek, kimi zaman kendi cennetini oluşturma suretiyle kurtulacaktır. Yazarlar için o cennet, yazarak acılarını sağaltmak, okur için de yazarın acılarına ortak olarak sunulan metinleri acılarına yaslayarak o cennette kendine bir yer edinmektir.

“Heidegger düşüncesine göre “ Dil varlığın evi” ise varlığımızı ferahlatan ya da varlığımızı huzursuz kılan da dil olabilir. Şifa veren dilin gücü yanında insanı ruhsal şifasızlığın ve kendini imhanın yoluna iten yine dil olabilir.”(s.52). Bu bakımdan dil ile örüntülü eserler, şifa niyetiyle insan ruhuna dokunan ve dünyadaki çetinliği bir nebze de olsa ferahlatan unsurlardır. Ahmet Sarı, Edebiyatın İyileştirici Gücü Edebiyat- Terapi Bağlamında Düşünceler ismiyle yayınlanan eseriyle bu hususları kendisine niyet/başlangıç noktası olarak kabul etmiş gibidir.

Kadim zamanlardan beri insanla beraber olan yazı, bir bilgi verme aracının yanında onarma, iyileştirme tarafıyla bu eserde iredelenmektedir. Ahmet Sarı, pek çok görüş, anektod ve edebî türlerden örneklerle edebiyatın iyileştirici gücünü açıklamaya çalışmış, bunu yazılan eserlerle okuyucuların önüne sermiştir. Sarı, bu eserinde Kafka üzerinde özellikle yoğun bir biçimde durmuştur. Kafka, ömrünün son günlerinde parkta bebeğini kaybettiği için ağlayan bir kız çocuğu ile karşılaşır. Kız çocuğunu teselli etmek amacıyla; kaybettiği “bebeğini tanıdığını ve ondan kendisine haberler getireceğini" söyler. Ve yaklaşık olarak üç hafta boyunca bunu sürdürdüğü söylenen mektuplar yazar. Mektupları yazdıktan sonra hiç aksatmadan her gün parktaki küçük kıza bebeğinden gelen mektupları okur. Kafka, her gün diğer yazılara gösterdiği ciddiyeti göstererek, kurmacanın imkânlarını kullanarak küçük kızın kaybettiği bebeğinin ağzından onun yeni yaşantısında neler yaptığını anlatır. Bu süreç hem Kafka’ya hem küçük kıza mutluluk ve yaşam enerjisi olur. Hastalığının şiddetlendiği bir dönem olmasına rağmen Kafka bu dönemi daha iyi geçirmiştir.

Kitapla Terapi Yahut Okumanın Sırrına Vâkıf Olmak

Bibliyoterapi iki Yunanca kelimenin birleşmesinden meydana gelmiş bir sözcüktür. “Biblion" kitap anlamı taşırken; “therapia" sağaltım, iyileştirme, bakım anlamına gelir. “Bibel”, “ bible" her ne kadar kutsal kitap İncil'e gönderme yapmış olsa da, sonuçta o da bir kitap olması bakımından kavramın “Kitapla terapi” anlamını değiştirmemektedir. (s.46)

Bibliyoterapi yani kitap terapisi, psikolojik sıkıntıların sağaltımı için kullanılan bir yöntem olmuştur. Hasta, okuduğu kitapta kendini bulur ve anlattığı konuya kendini eklemler. Orada kendi ruhundaki çıkmazlarıyla yüzleşirken bir taraftan da bu durumdan kurtulmak için çıkış/kurtulma yolları keşfeder. Yazar da burada “katharsis" yaşar. Yani dolan, biriken ruhunun yazarak arınma durumunu yaşar. Kitapla terapi, pek çok türde kendini göstermektedir. Roman terapi, şiir terapi, felsefe terapi, masal terapi, sinema terapi gibi türleri içererek hem okura hem yazara katharsis yaşatır. Pek çok sanatkârın nevrofik olduğunu söyleyen Freud, sanatçının nevrotik kişiliği ile yeni dünyalar inşa ettiğini belirtir. Belki de bunun bir yansıması olarak Virginia Woolf, hastalığının tedavi edilmesini istemez. Çünkü onun yaratma kabiliyetinin de ilaçlarla yok olacağını düşünür.

Şifa ve Zehir Arasında Bir Yerde

Kutsal metinlerin özellikle Kur'an'ın bir şifa kaynağı olduğunun bilgisiyle devam eden yazar, İnşirah suresini ele alır. Bu sure teselli içermesi ve sağaltım yönüyle gerçekten ruha şifa verir. Nicholas Mazza’in yerlilerle ilgili anlattığı bir bölümden alınan Amerikan Yerlileri hakkında “tedavinin esas parçası olarak düşünülen şey, hastalığa ilaç olan şifalı bitki değildir; aksine kullanılmadan önce bitkinin üzerine kelimeler okunmuş olmasıdır”(s.132) ifadesi, çarpıcı bir biçimde bu terapi biçiminin durumunu özetler niteliktedir.

Edebiyatın pek çok probleme değinmesi onu okur ve yazar açısından daima bir sağaltma, iyileştirme gereci yap mistir. Her yazma eylemi bir güzelliğe mi taşır? Tabi ki hayır. Edebiyatın normları ve kutsalı yıkan tarafında kalem çeviren bir yüz vardır ki, bu bazen kötülüğün övücüsü olabilmektedir. Kitapta pedofili konulu yazan yazarlara da değinilmiş ve kimi buna kutsallık atfedip yüceltirken kimi yazarın ise kötülüğü anlatma biçimi olarak savunması dile getirilmiştir. Her duygu durumunun, paronayaklığın ve psikolojik rahatsızlığın metinlerle yansıtılması, onu bir edebî çerçeve içerisine alarak masumlaştırmaz. Bu bakımdan Ahmet Sarı’nın ortaya koyduğu bu eser, kitapların iyileştirici gücü olabileceği gibi kimi kitapların da zehirli düşüncelerle insanlığın bilincini kirleten bir durumda olabileceğini gözler önüne sermektedir.

Edebiyatın İyileştirici Gücü

Ahmet SARI

Ketebe Yayınları

2020 İstanbul

Ayşe Bağca - 15.12.2020

,

3803

Ayşe Bağca Hakkında

Ayşe Bağca

1983 Haziran ayında doğdu. Yüksek öğrenimi Cumhuriyet Üniversitesinde başladı ve şuan Anadolu Üniversitesi AÖF Sosyoloji porogramıyla devam ediyor. İlk yazıları 2001 yılında Yitik Düşler dergisinde yayınlandı. Zaman içerisinde çeşitli dergi ve edebiyat sitelerinde yazdı. Yolcu Dergisi ve Kitap Haber'le yoluna devam ediyor. Şiir yazdığına dair bazı rivayetler var.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin