Şiir, İletişim, Yeniden İnşa ve Özcan Ünlü’nün H�, Edebiyat, Ethem ERDOĞAN

Şiir, İletişim, Yeniden İnşa ve Özcan Ünlü’nün Hüzün Boşluğu Üzerine yazısını ve tüm Ethem ERDOĞAN yazılarını Kitaphaber.com.tr sitemizd

Şiir, İletişim, Yeniden İnşa ve Özcan Ünlü’nün Hüzün Boşluğu Üzerine

03.11.2021 09:00 - Ethem ERDOĞAN
Şiir, İletişim, Yeniden İnşa ve Özcan Ünlü’nün Hüzün Boşluğu Üzerine

Şiire henüz yüklenmemiş anlamlardan birisi de “aktif okur üretme” işinde merkez oluşudur. Sanatın herhangi bir dalında bir güzellik alımlayıcı açısından; görmelik-işitmelik vb süreli bir tüketim ve estetik yaşantı oluştururken, şair tarafından üretilen bir güzellik, onun güzellik derecesi ve okura nüfuzunun şiddetine göre okuru aktif hale getiren önemli bir uyarıcı olabilmektedir. Söz konusu şiirden bir ya da birkaç mısra okuru aktif okura dönüştürebilir. Bu uyarılma durumundan sonra nitelikli hale gelen okurla şiir arasında mütekabiliyet ilişkisi başlar. Sıradan okur seviyesinden “aktif okur” mertebesine yükselen kişi; şiirin onu rahatsız etmesi mukabilinde şiiri rahat bırakmayacaktır artık. Bu karşılıklı rahatsızlık durumu, şiirin içsel olarak çoğalmasını ve genleşmesini de sağlayacaktır. Bu çoğalma ve genleşme durumu hem aktif okurun şiir üzerindeki faaliyeti hem de kendi şiiriyetini fark etmesinin sonucudur.

Şiir nereden yaklaşırsanız yaklaşın bir iletişim şeklidir. Şairler de diğer sanat dallarında olduğu gibi, ürettikleri anlamı bir imgeye yükler ve (bu paketlenen ambalajın) içeriğini okurun anlamasını beklerler. Oysa mesele bu beklentinin çok üstündedir. Tabiatta milyonlarca anlam varken dildeki kelimeler sayıyla ifade edilir. Şair yakala(n)dığı bu anlamları ifade için dilde kelime arayışına girer. Bu cümle şairin dilden yola çıkarak bir üst dil oluşturmaya çalışmasını da; kelimelere yan ve mecaz anlam yükleme girişimini de imge kullanma girişiminin gerekçesini de açıklamaktadır. Şair tarafından üretilen ve birikimiyle zenginleşen metni yeniden inşa etmesi de okurdan beklenir. Bu bir nevi okura yüklenen “aktif okur” olma beklentisidir. Bu beklenti, şiiri ileti olarak gördüğümüz ve hatta bu amaçla kullandığını düşündüğümüzde bir tür zorunluluğu da ifade etmektedir. (Bu yazı da bu anlamda ele alınmalıdır. İletinin tarafımıza ulaştığını açıklama; aktif okurluğu ifade etme ve metni yeniden inşa gibi amaçlarla bu yazı yazılmaktadır).

Sözün muhatabına ulaşması adına yapılan faaliyetlerde olduğu gibi şiirin de bir iletişim şekli olduğu açıktır. İletinin, gönderenden alıcıya doğru hareketi; şair kendisi gönderen olmasa bile aracı olacağı için (Gelen ilhamın da bir göndericisi vardır.) nihai alıcıya ulaşıncaya dek sürmek zorundadır. Şair, yakalandığı mesaj-iletiyi başka birine iletmek zorundadır çünkü. İletişimin temel ihtiyaç olduğunu belirtmemiz gerekir bu noktada. Çünkü anne karnında başlayan ve bütün yaşama formlarında var olan bir gerçeklikten söz ediyoruz. Şairin sesi ve mesajının, sözünü ettiğimiz dolaşımının bir noktada muhatap bulması ve metnin yeniden üretilmesi, inşa edilmesi aktif okurla mümkün olacaktır. Şairin ses ve mesajına muhatap olmak ve yeniden inşa etmeye yönelmek ayrı bir motivasyon, bir trans hali ve deneyimidir. Aktif okur bu aşamada şairin gönderdiği mesajın / iletinin şifresini çözmüş demektir. Yeniden inşa faaliyeti de tıpkı şiir gibi bir iddia ve ontolojik gayret işaretidir.

Hüzün Boşluğu

Çok yönlü bir kültür-sanat adamı olan Özcan Ünlü’nün Mavera gibi referans bir dergi var öz geçmişinde. Ayrıca yayınlanmış bir deste şiir (10 adet) ve üç deneme kitabı var. Gazeteci kimliği de düşünülürse yazı adedini hesaplamaya gerek kalmaz sanırım. Bu cümleleri şu anlamı ifade için yazdım: Kültür adına yapılan bunca gayrete rağmen, kendisi ile ilgili ne sağlam bir portre ne de eserleri ile ilgili ciddi değerlendirme-eleştiri yazısına rastladım. Bu durum, sadece edebiyat dünyasıyla ilgili bir sıkıntı olarak değil, kültürel iktidar tartışmaları kapsamında başarısızlığı açıklayan bir gerçeklik olarak da kayda geçirilmesi gereken bir durumdur. Söz buradayken konuyla ilgili şu cümleyi de kuralım: Bu kavram etrafında yapılan ve bundan sonra yapılacak olan tartışmaların; birkaç klik ve birkaç “ağabey” çerçevesinden çıkarılıp bütünsel bir perspektife oturtulması halinde faydalı olabileceği göz ardı edilmemelidir. Aksi halde şu ana dek olduğu gibi havanda su dövmeden öteye geçilmez. Sözü edilen “ağabey”lerin şiiri ile aynı ya da farklı dergilerde onlarca farklı isimle karşılaşmak bir kader olmamalı!

Hüzün Boşluğu (Ünlü, 2021) edebiyat dünyasında 2. baskı yapan ender şiir kitaplarından. Bu yılın Ağustos ayında Çıra Edebiyat etiketiyle çıktı. 45 şiirden ve 72 sayfadan oluşuyor kitap. Yazı karakteri ve puntosu normal görünse de içeriğin sayfa yerleşimi biraz sıkışık izlenimi oluştu bende. Belki sayfa sayısı artırılmalıydı ancak malum bu da bir maliyet. Kitabın genel dizaynı güzel. Mesela kapak sade ve şık... Kuru bir yaprak resmi var. Başka bir nesne-eşya yok. Hüzünle sonbaharın bir kuru yaprak üzerinden eşleşmesi hem sadelik hem şıklık oluşturuyor. Arka kapak yayınevinin standart kapağı… Kitaba isim veren “Hüzün Boşluğu” şiirinden iki birim şiir var arka kapakta.

Hüzün Boşluğu’ndaki şiirleri okurken en son yapmam gereken yorumu bu noktada yapma ve öncül oluşturma ihtiyacı hissettim. Bu şiirler; insanın bütün gerçekliklerini, hayatı, ölümü ve ötesini işaret eden göndermelerle; hayatın içindeki gelgitleri okura yansıtan ve okuru bu gelgitlerin içine çeken, olumlu ya da olumsuz pek çok durumu çağrıştıran imajlarla kurulmuş. Usta işi şiir birimleri, zengin bir söyleyiş oluşturulmuş. Söyleyiş hem şiirde iç ses olarak hem de geleneksel sesletme ve ünlemlerle oluşturulmuş.

Şiirlerde, sıradan insani duyarlıklarla büyük ve yüce idealler, gelecek tasarımları mezc edilerek şiir kurgulanmış. Kültürümüzün kıyıda köşede kalmış ve zamane için önemini yitirme durumuyla baş başa olan değerleri öne çıkarılıyor. Aynı zamanda modern hayatın çıkmazlarında insanın kendini gerçekleştirme-kesretten vahdete ulaşma serüveni; kalabalık içinde yalnızlığı yaşayan kent insanının trajik hikâyesine ve değişen sosyolojinin getiri / götürülerine değiniliyor. Kişisel ve toplumsal anlamda, bilinç düzeyinde ya da bilinçaltında tortulaşan kimliğin ve değerlerin ana kaynağına dair tespitler yapılıyor. “Sen beni gün yüzüne çıkart sen beni / Karıştır denizlerine tuzu Sen beni ufuklarla sına sen beni / Parmak uçlarını dola şiirime Bir minnet ıslığı yapıştır”. (S.15)

“Olmadı ne yaptımsa ne söyledimse suya / Gece kör bir çıban ondan huzursuz dünya Sağıma döndüm sobe solumda zifir hüsran / Belli belirsiz rüya bir bohça iç yanması” (S. 16)

“Sözlük aralarında yürüyerek / Bir ayraç gibi duran merhameti / Uyandıralım” (S. 17)

“Biz ölürken bile / Gölgemizle kol kola / Doğuya döneriz” (S. 20)

İnsanın hayatını sürdürürken pek çok ihtiyacı olur. Bu ihtiyaçların bazılarını insanın karşılaması söz konusu olamamaktadır. Bu durum maddi olabildiği gibi manevi de olabilir. İster maddi olsun ister manevi, modern dünyada ihtiyaç skalasında nerede duruyorsa dursun; karşılanamayan her ihtiyaç bir parça hüzün demektir. Bir prensip olarak, hüzün insana en yakışan duygu denilse ve hüzünlü olma durumu sevimli gösterilse de arka planı önemlidir. İbni Sina, Gazali, Kindi vb büyük İslam âlimlerinin hüzünle ilgili pek çok çalışma yaptığı ve bu duygu durumunu fazlaca önemsediği bilinen bir gerçektir. (ÇAĞRICI, 1999). Hüznün belki de kaynağı olarak; insanın fıtratında var olan bazı değerlerden uzaklaşmasıyla açıklanabileceği de göz ardı edilmemelidir. Bu durum, insanın tabi yaşam alanı olan cennetten çıkarılıp yeryüzüne gönderilmesiyle de açıklanabilir. Hüznün bu bağlamda şaire çokça kazanç sağlama potansiyeli de vardır. Hüznü yaşama-yaşayamama durumu modern hayatta zorluk ve sıkıntı halinde kendini göstermektedir. Yaşarken standart hayat seyri içine destursuz giren her şey, hüznün yaşanabilir oluşuna bir delik açar ve boşluk oluşturur. Dolayısıyla şairin gerçekliği üzerinden bir bölünme / kırılma ortaya çıkar. Şair duyarlığının yoğunluğu bu kırılmayla tersinden bir algıyla gerçeği rüya, kurguyu gerçek gibi gösterebilir. Aldığım metin parçasında da görüleceği üzere şair mısra ve sese önem veriyor, özen gösteriyor. Özellikle tekrarlarla sesi kuvvetlendirerek heybetli bir söyleyiş üretiyor. Şiiriyeti ve estetiği en güçlü şekilde ortaya çıkaran biraz da bu türden şiir oyunlarıdır ki bu kitapta en bariz örneklem de kitaba isim veren aşağıda iki birimini aldığım Hüzün Boşluğu şiiridir.

Bir rüyaya isim olacağını nerden bilirdim bu yitik sesin.
Nasılsa dünyaya dönerek yürüyoruz, bu böyledir, dedim.
Naylon çamaşır iplerinde gerilen komşu kahkahalarına
Düştü sesim. Şimdi bu yalancı avuntu ancak hüzün boşluğu...”(S. 21)

Bu metin parçasında şair sırılsıklam bir geçmiş özlemi bırakıyor okura. Büyük oranda şu an kırk yılı devirmiş hemen her bireyin, çocukluk ve ilk gençlik dönemlerine olan derinden hissedilen bir özlem… Bu duygular daha çok modernizmin her kurumuyla hayatımızı işgal etmesine karşı direnememenin bir anlatımı esasen. Yine şiirden devam edersek; bireysel anlamda bir kavuşma ve gerçekleşmiş bir beklenti söz konusu. Ancak hep bir tarafı eksik kalıyor hayatın. Mesela şair, kendi beklentilerine kavuşmuş olsa da bunun geniş manada tamamlanamamış bir yanı var. Eski mahalle yaşantısına özlem ve bunun ortadan kalkması şairi ve hepimizi elbette üzüyor.

Metin parçasında teknik olarak şair devşirdiği ve içselleştirdiği anlamı okura sunmak isterken bu anlamı üzerinde taşıyabilecek kelime ve kavramları ustaca seçmiş. Bunun için dile hâkimiyet ve bunun yanında seçicilik gerekiyor. Şairin seçtiği; rüya, yitik ses, dünya, dönmek ve yürümek kelimelerinin, oluşturduğu atmosferin anlatılabilmesi adına en uygun kelimeler olduğu açıkça ortada duruyor. Naylon çamaşır ipleri ve komşu kahkahaları gibi kompozeyi tamamlayan yardımcı unsurlar da şairin anlattığı ortamı tamamlıyor. İtalik yapılan kelimeler üzerinden giderek şairin hangi görüntüleri imgelediğini ve kurduğu anlamsal yapıyı ortaya koyabiliriz. Mesela; şairin seçtiği gerçeklik kendisine ya da bir başkasına ait olan gelecek endişesi, büyük istekler-hayalleri, yitik ses; şairin büyük idealleri olsun. Dünya ve dönmek lafızları hayat karşısında insanların durumu, başarı-başarısızlık durumları ve her şeye rağmen devam eden bir devinim. Bütün bu devridaim içinde unutulmaya başlanan, hatırlandıkça da özlenen eski yaşama biçimleri… Kaybolan değerler, unutulan dostluklar yarının da yıpranması demek.

“İçimden, bir balkon dolusu saydım. Kiraz ayına kadar,
Sevmek sünnettir kekik kokulu dağları. Geçerken sayılar
Yavaş yavaş, eksilen ömürden bir kibrit çektim. Orta yarinden
Tutuştu sessizliğin öfkesi. İşte bu rüyadır dedim.”

Hüzün Boşluğu şiirinin ikinci birimini de şairin buluş, şaşırtma ve alışılmamış bağdaştırmaları nasıl ustalıkla bir araya getirdiğini görebilmek adına örnekledim. Aynı zamanda düzyazıya yaklaşan bir söyleyişin şiiriyeti yitirmeden kotarılmasına şahit olmak adına bu metin parçasını seçtim. Aklın sürat ettiği anlamın dışına bu kadar kolayca çıkmak oldukça zordur. Şairin burada dili ne ölçüde zorlayabileceği ve uçları ne denli doğal ifade edebileceğini de görmüş olduk. Modern mimarinin başat görüntüsü olan balkon, geleneksel bir ifade olan kiraz ayı, coğrafi güzelliğin inanç ifadesi olan sünnete bağlanması, halk arasındaki kısa çöpü çekmek deyiminin “ömürden bir kibrit çektim” şeklinde ifadesi, şiiri okurken “orta yerinden” beklentisinin boşa çıkması vb şairin okuru kışkırtan ve hareket ettiren yönü olarak kayıt altına alınmasını gerektiriyor. Metin parçası biterken de şair “İşte bu rüyadır dedim” şeklinde birimi sonlandırıyor. Bu hem tahkiye havası veriyor, hem de güçlü bir mensure denemesi.

Özcan Ünlü şiirinin yerinde duramayan, aktif bir yanı var. İçine girdikçe okuru da içine çekiyor. Okurun yaşantı tecrübeleriyle örtüşen anlamlar ustaca şiirize edilmiş. Bu durum; muhtemel olarak şairin de okurla benzer bir hayat tecrübesi yaşadığının ya da şairin sosyal yapıyı iyi gözlemlediği ve yapıyla aynîlik kurduğunun bir ifadesi olabilir. Şairin kurduğu metinle okuru da kışkırttığı, metnin yeniden inşa edilmesi adına harekete geçirdiği de bu metinle ortaya çıkmış olsun.

Kitap üzerinde aldığım notların çoğu bu metne girmese de; şahsi olarak bu şiirin kesinlikle üzerine eğilmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hayat karşısında bizi dirençli kılan sözümüzdür. Şu analoji ne kadar yerinde olur bilemiyorum ama şairi ve sözünü; aktif okuru ve sözünü değerli kılabilmek gerekli: “…Duanız olmasa Allah size ne diye değer versin!” (Kuran-ıKerim).

Bu şiirleri hala okumayanlar elbette ve acilen okumalıdır. Okurken de naçizane yapmaya çalıştığımız açımlama ekseninde bu metinlere yaklaşmanızı öneriyorum.

Kaynakça

ÇAĞRICI, M. (1999). https://islamansiklopedisi.org.tr/huzun.

Kuran-ı Kerim. Furkan, 77.

Ünlü, Ö. (2021). Hüzün Boşluğu.


Yazar: Ethem ERDOĞAN - Yayın Tarihi: 03.11.2021 09:00 - Güncelleme Tarihi: 29.10.2021 22:55

,

287

Ethem ERDOĞAN Hakkında

Ethem ERDOĞAN

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Ethem ERDOĞAN ismine kayıtlı 86 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin