Şiir sözcükten evler kurmaktır

Şiir sözcükten evler kurmaktır

Şiir sözcükten evler kurmaktır

16.08.2013 - Yakup Çak
Şiir sözcükten evler kurmaktır

 Yakup Çak Zekeriya Efiloğlu ile Söyleşi

Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 

Ordu İlinin Akkuş ilçesinde doğdum. Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesindeki Hilalli İlköğretim Okulu’nda öğretmenlik hayatına başladım.

Daha sonra Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde Yunus Emre İlkokulu ve 100.Yıl İlkokulu’nda, Gaziantep’te ise Şehit Karayılan İlköğretim Okulu’nda öğretmenlik, Fatih Sultan Mehmet İlköğretim Okulunda müdürlük görevinde bulundum. 2011 yılında Ahmet Yesevi Üniversitesi Eğitim Yönetimi ve Denetimi Alanında Yüksek Lisans yaptım. Bir eğitim sendikasının uzun yıllar Şube Başkanlığı görevinde bulundum. Gaziantep yerel gazetelerinden Metropol Gazetesinde köşe yazarlığı yaptım. Şu an Gaziantep Şahinbey Gülşen Batar Anadolu Lisesi’nde Okul müdürü olarak görev yapmaktayım ve ayrıca da Türkiye Yazarlar Birliği Gaziantep Kurucu Başkanlığı yaptım. Şimdi Gaziantep27, Kamumanşet ve DefterK sitelerinde köşe yazarlığı yapmaktayım…3 şiir yarışmasına katılan şiirleri de kitaplaştırdım. Bunlar sırasıyla: YAPRAKTAKİ DAMLALAR, BİR ŞİİRDİR ÖĞRETMEN, SANA EMANET'dir. Evli ve üç çocuk babasıyım

Sizi tanımlayan cümle nedir?

Azim, kararlılık, hitabet ve liderlik…

Yazmak sizin neyi ifade ediyor?

Yazmak özgürlük benim için… Mutlu olduğun en güzel şey… Dünyadaki tüm bilgilerin kaynağı; hissetmenin, iyi duyuşun, beynelmilel bir düşüncenin eseri olan özelde harfler, genelde yazma eylemi değil midir? Önemli olan her eline kalem alanın yazması değil, kalemini etkili ve yetkili bir biçimde kullananın anlaşılması gerek. Daha doğrusu iyi yazı; iyi düşünme, iyi hissetme, iyi yorumlama, iyi anlatma, yani kalp, akıl ve düşüncenin yoğurduğu eşsiz bir şaheserdir. Yazmak, doğruyu ve gerçeği aramak, haklıyı ve Hakkı ortaya çıkarmak, iyinin ve güzelin usanmadan sevdalısı olmak, zalimin karşısında aslan gibi haşin, mazlumun karşısında kedi gibi uysal olmaktır. Çirkinliklerin ve çirkeflerin çoğaldığı bu dünyaya aydınlık çehreler sunmak, ağlayan bebekteki ıstırabı, kanayan yaradaki inkılabı, inleyen gönüldeki ihtilafı, yeşeren tomurcuktaki inkişafı, batan güneşteki ihtimamı, cihandaki eşsiz ihtişamı, sararan yapraktaki itaati, bütün annelerdeki sadakati kelam alıcısıyla hissedip, kalem alıcısıyla ezele ve ebede iletmektir. Ben de bu yolda ilerlemeye gayret ediyorum âcizane…

Şiirin birçok tanımı var, size göre şair ve şiir nedir? İnsanın hayatında ki yeri hakkında neler söylersiniz?

Ben şiiri, ruhumuzda ve yüreğimizde olanları kâğıda nakşetmek olarak tanımladım. Ayrıca şiir; harfleri, kelimenin kalbine damlatma, beş duyuyla kâinatı tanıma sanatıdır... Şiir, arayıştır... Kâh maddeden manaya, kâh manadan maddeye yönelen bir arayıştır. Şiir, soyut sözcükleri somutlaştırma veya somut sözcükleri soyutlaştırarak hasat elde etmeye çalışır... Şiir mısralarla büyüyen bir tomurcuk; ruhumuzun çim biçme makinesi; sevgili için akıtılan en mukaddes gözyaşı; mısraların ruhunda yaşayan hayallerimiz; avluda beklediğimiz anahtar sesi; aşkın elbiseye girmiş hali; bedenin ruha transferi; ruhumuzla ve bedenimizle yaptığımız en önemli sözleşme; ruhumuzun deli gömleği; şuurumuza geçirilmiş kelepçe ve coşkun yüreklerin evrenidir… Şiir adanmaktır... Öyle bir adanmak ki... Varlık ve yokluk sözcüklerinin akla bile gelmediği ve bütün sorulardan ve sorunlardan öte adanmak... Şiir kaybolmaktır... Öyle bir kayboluş ki kendi gölgemizde değil; sevgilinin kıyısında köşesinde kaybolmak... Şiir duadır... Öyle bir dua ki... Sevgili gitse bile "Yeter ki o iyi olsun benim önemim yok." diye edilen dua... Şiir yemindir... Öyle bir yemin ki... Asla vazgeçmemek üzere edilmiş bir yemin... Şiir sözdür... Öyle bir söz ki... Sadece ama sadece adanmak için verilmiş söz... Her ne olursa olsun sevmeye dair... Ezcümle şiir "arayıştır" belki de en büyük "aldanış"…Duygularla hükmetme sanatı dediğimiz şiir insanı fantastik ve plastik kurgulardan kurtararak yüreğin hâkimiyetine doğru yönlendirmektedir... Sırf bu yüzden bile hayatta olmazsa olmazdır…

Şiir kitaplarınızdan ayrı, hikâye ve roman yazmaktasınız. Biraz kitaplarınızdan bahseder misiniz?

SANA YAZDIM adlı kitabı Kasım 2005 yılında; EĞİTİM HER KAPIYI AÇAR (9.Baskı) 2007'de; 6 Aşk(l)a YÜRÜMEK ŞİİR kitabı Haziran 2010'da;

Sana Yazdım deneme, İçimizdeki Hayat kitabım derleme, Eğitim Her Kapıyı Açar eğitim kitabı. Aşkın Eşiğinde Ölüme Uyanmak Romanım Kahraman mı terörist mi belli olmayan, Raşide’nin aşkını anlatan bir polisiye kitabı. Kitap bittiği zaman şaşıracak, bu devirde böylesine bir aşk, bu kadar büyük bir fedakârlık karşısında inanmakta zorlanacağımız bir eser… Raşide ve Rüstem. Biri romantik, ama gerçekçi bir şair, diğeri ömrü çilelerle örülmüş bir kadın. Hiç beklenilmeyen bir anda kesişen hayatlar. Aşkın, terörün, yitik hayatların ve umutsuz sevdaların hikâyesi. Polisiye, şifre, günlük, mektup ve intihar güncesi. Üç polis... Ve kırılması gereken zor bir şifre… Yüreğim Toroslarda Kaldı, fantastik filmler ve fantastik kurguların atmosferinde içimizi dışımızı kaplayan şiddet, kan, gözyaşı, vampir, yaratıklar ekseninden sıyrılarak aslında bu hayatta neler olduğunun en çıplak göstergesidir bu kitap... Elbette bizim gibi yeterince tanınmayan yazarlar için eserleri tanınana kadar yazdıklarımız kusursuz hatta mükemmele yakın olmak zorunda ama eserlerimiz tanındıktan sonra ne yazdığımızın bir önemi olmayacak... Çünkü bizler esere değil kişiye odaklandığımız müddetçe maalesef kalite yakalanamayacak ve popülarite hayatımızı sarıp sarmalayacak diye düşünüyorum...

Zekeriya Efiloğlu’nu yazmaya iten sebep nedir?

Kendimi en iyi ifade ettiğim iki alandan birisi olsa gerek…

Şiir bir başkaldırıdır. Tepkilerinizi en çok hangi alanda veriyorsunuz? Yani kendinize dert edindiğiniz bir alan var mı?

İnsanı ilgilendiren her alan beni de ilgilendiriyor… O yüzden bir alanı söylemek diğerlerine haksızlık olur…

“Tüketim toplumu olduğumuz bu zamanda, sosyal medyanın da etkisiyle en pervasızca tüketilen edebiyat dalı şiirdir, Türkiye'deki insanların %80'i şairdir gerçeği var ayrıca. Sizce şair ve şiir nedir? Her önüne gelenin şiir yazması fakat şiir konuşmamasını nasıl karşılıyorsunuz. Siz sadece şiir mi yazıyorsunuz yoksa şiir yazıp şiir hakkında da konuşur musunuz?

Şair, hem içimizdeki hayatı hem de hayatın içindekileri en güzel resmeden sanatkârdır. Bu işin en muhteşem yanı ise bu resmi yaparken boya kullanmamasıdır. Şair, soyut ve somut sözcüklerin her birini bir meleğin kanadına asıp sonsuzluğa salan bir dahi, sözcükten evler kuran bir mühendistir. Şairler ya delidir ya da dahi… Zaten dâhiliğin genlerinde biraz da delilik yok mudur?

Son yıllardaki şiirin sayının “kemiyet” olarak artıp “keyfiyet” olarak içinin boşalmasının elbette değişik nedenleri vardır. Belki, “Ben şiirle uğraşıyorum…” ya da daha iddialı bir yaklaşımla, “Ben şiirden alıyorum...” diyen herkes bu soruya teklifsiz onlarca cevap verebilecek konumdadır. Bu konu ile ilgili olarak Cahit Külebi, “Şiire başlayan bir insan, hangi yaşta olursa olsun, en az on beş-yirmi yıl iyi bir okuyucu olmak zorundadır. Ondan sonra da şiir yazmağa başlamak için gerekli olan kendi dünyasını, dilini, biçemini bulmak zorundadır.” demektedir. Kalitesizliğin altında yatan nedenin –okumamak- olduğunu vurgulamıştır. Ülkemizdeki okuma oranlarına bakıldığı zaman çok doğru bir tespit gibi durmaktadır. Şiir sözcükten evler kurmaktır. Sözcükler ise Kipling’in dediği gibi “İnsanların kullandığı en tesirli haplardır.” Sözcükleri edinmek, onları etkili bir biçimde kullanabilmek ise ciddi bir okumanın ve birikimin getireceği sonuçtur. İlham denilen sevgili, doğru düzgün dili kullanamayan, sözcükleri nerde ve nasıl kullanacağını bilmeyen, gündelik konuşma dilinin ötesine geçemeyen birinin yüreğine inmeyecektir. Yani, “Sadece ilhamla yazarım okumaya ve fazla bir şey öğrenmeye gerek yok…” diye düşünenlerin yazdıklarını belki istisnalar hariç şiir kategorisinde değerlendirmek sanırım bu yüzyıllardır süregelen poetikaya ihanet olacaktır. Salah Birsel, “Şiir alanına sinema salonuna girer gibi girilmez. Kişilik kazanmak gerekir ilkin…” sözünü çok manidar buluyorum. “Ben de şiir yazıyorum.” diyenlerin öncelikle kendilerine bir çeki düzen vermesi gerektiği aşikârdır. Bu kılık kıyafet düzeni değildir elbette. Bu iki söz birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan gerçek, şiir yazan kişinin şahsiyet kazanması için kendisini geliştirmesi gerçeğidir. Kendini geliştirmek içinde şiir denilen sevgiliye ulaşmak için belki de yıllarca sözcüklerle talim yapma gereğidir. Burada Ataol Behramoğlu’nun şu sözünü de hep birlikte hatırlayalım.

Bir şiir üzerinde aylarca, bazen daha uzun süreler çalıştığım oluyor. Her seferinde, başlangıçtaki o duygu birikimini yakalamaya çalışıyorum.” Yine ülkemizin yetiştirdiği ünlü şairlerden Nazım Hikmet, "Ben kendi payıma bir iki iyice şiir yazdımsa, bunların tümünün içeriğini önceden iyice pişirdim. Sonra en uygun biçimlerini, ne çeşit uyakla (kafiye ile), ne çeşit ölçü ile yazılabileceğini, boyutunun aşağı yukarı ne olabileceğini, dilinin edasını, çeşnisini, peşinen kestirmeye çalıştım. Yani çok zahmetli bir çalışmadan sonra işe koyuldum." diyerek anlatmak istediğimizi açıklamaktadır adeta… Hani amiyane tabirle, “Ben yazdım oldu.” mantığı sergilemek şiir adına sadece ama sadece sorumluluktan kaçmak, topu taca atmaktır…

Sözü uzatmadan elbette ki her şairin kendine göre bir şiir tanımı vardır. Ancak tanım yapabilmek için önce poetikayı (şiir sanatı) bilmek, bu uğurda kafa yormak, bu akımı incelemek ve ondan sonra derin bir düşünüşle bir şeyler söylemek ancak mümkündür. Yoksa her teneke rüzgâr esince elbette bir takım garip sesler çıkaracaktır…

Zekeriya Efiloğlu’nun bir rüyası var mı?

Yazdıklarımla ve ürettiklerimle bir yerlere gelmek ve eserlerimle insanların yüreklerinde daima bir yerlerde olmak istiyorum…

Özellikle sosyal medyada en çok harcanan edebiyat dalı şiirdir. Bu durum şairlerin önündeki en büyük engel olduğu kaçınılmaz. Yayıncılar da bu sebepten olsa gerek şiir kitaplarına sıcak bakmıyor. Siz bu konuda neler söylersiniz?

Şiir neden okunmuyor ÇÜNKÜ: Üniversitelerimizin bulunduğu semtlerde, okul binalarının etrafında kütüphaneler, kültür merkezleri değil, kahvehaneler öbekleşmiş durumda. Türkiye’de 400 binin üzerinde kahvehane bulunurken, toplam bin 435 kütüphane bulunuyor. Yani 65 bin kişiye bir kütüphane düşerken, 95 kişiye bir kahvehane düşüyor. Çok şaşırtıcı ama gerçek Türkiye’deki okul sayısı bile kahvehane sayısından azdır. 16 milyon öğrencinin eğitim gördüğü okul sayısı 53 bin. Yine 400 bin kahvehaneye karşılık 400 sinema salonu var. Nüfusu bize yakın olan Almanya’da kütüphane sayısı ise 11 bin 332, ABD’de ise 118 bin civarında. Üstelik kahvehanelerimiz tıklım tıklım dolu. Kütüphanelerimiz sessiz ve ıssız bir halde. Bir kısmı da memur yokluğundan dolayı kapalı. Yine dünyada en çok televizyon izleyen ve fakat en az okuyan ülke olduğumuz da geçtiğimiz günlerde kamuoyuna yansıdı. Dileğimiz ve hedefimiz en çok “okuyup” en az “seyreden” bir toplum olmamızdır. Yani okumayı sevmemenin yanında şiir okumayı da hiç sevmiyoruz… İnternet sitelerinin etkisi yok desek yalan olur ancak sadece bunu sebep olarak göstermek de haksızlık olur… Şimdilik romanın ve öykünün biraz da kişisel gelişim kitaplarının taliplileri çok bundan 40-50 yıl öncelerinde ise şiir revaçtaydı… Bekleyelim bakalım devran hepsi için birlikte döner mi?

Biz kitaphaber.com olarak, kitaplardan bir dünya kurduk sloganıyla kitapların değerlendirmesi ve tanıtımını yaparak kitapların dünyasına kapı aralıyoruz. Sizce bu bunun gibi sitelerin kitaba ve yazarına katkısı var mı?

Dediğim gibi bu bir okuma sorunudur… Elbette faydası vardır ve olacaktır ancak okuma meselemizi çözemezsek hepsi hikâye… Yani biz ülke olarak kitap okumayı sevmiyoruz… Evet sevmiyoruz… Bu bir sevgi eksikliği… Yoksa bu ülkedeki yılda, ortalama 2.190 saat televizyon izleyip, 1.095 saat internette gezinip, ama yalnızca 6 saat kitap okumayı nasıl izah edeceğiz! Bir başka deyişle, yılda 91 gün televizyon izleyip, 45 gün internette gezinen, ama yalnızca 6 saat kitap okuyan bir toplum olduğumuz gerçeğini nasıl açıklayacağız. İşte kafamı kurcalayan en önemli madde bu…

Son olarak, bütün yazarlarımıza sorduğumuz sorumuz, yazmaya ilgi duyan yazar ve şair adaylarına neler söylemek istersiniz?

Bu iş sabır gerektiren ve çok okumayla filizlenen bir alan… Üzerine biraz da hayal gücü attınız mı tadından yenmez… Hepsine başarılar dilerim…

Yakup Çak - 16.08.2013

,

2607

Yakup Çak Hakkında

Yakup Çak

1971 Karaman doğumluyum, ilkokulu kendi köyümde, ortaokulu da Karaman?da okudum, Lise?yi ise Konya Meram Ticaret lisesine gittim ama bitirmek nasip olmadı. Şu anda Konya da Özel bir ambalaj tesisinde çalışıyorum. Edebiyata olan düşkünlüğüm elimden kalemi bırakmama müsaade etmedi. Ve kendi imkânlarımla Sızak adında bir roman çıkardım. Halen şiir, hikâye, deneme ve roman alanında çalışmalara devam ediyorum.

Not: Fotoğraftaki şahıs kendisi değildir.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin