Sınırda Yürüyen Dergi: Yol Düşleri

Sınırda Yürüyen Dergi: Yol Düşleri

Sınırda Yürüyen Dergi: Yol Düşleri

Sınırda Yürüyen Dergi: Yol Düşleri

Sayfalar dolusu harfi, iki kapak arasına sığdırmanın adıdır dergicilik. İnsan aşkı nasıl iki kalp kapağının arasında soluklandırıyorsa, edebiyat dergileri de kalemlerinin nefeslerini, kendi kalpleri arasında soluklandırır.   Emeğin ete kemiğe bürünmesi, önünüzde selam durması, sizin kalbinizden çıkıp başka bir kalbin ve zihnin bir parçası olması...  Dergicilik edebiyat minvalinde meşakkatli bir yolculuk sunsa da yoldaşlarına, unutulmaz anılar biriktirir ceplerinde o sayfaların sahipleri.

Şimdi eski bir fotoğrafa bakar gibi bakıyorum ekranda bana göz kırpan dergiye.  İsimlerine göz gezdiriyorum. Kimileri yakından kimileri uzaktan, kimileriyse hiçten bir tanıdık işte ama illaki tanımış olmayı önemsiyorum. Yol düşlerini ceplerine doldurmuş elli bir kişilik bir kafile karşılıyor kalbimi, şayet gözlerim sayısal olarak yanıltmamışsa beni! Elli bir isim, elli bir ayrı atan yürek tek bir minvalde birleşmiş: edebiyat.

"Sınırlar yürümesini bilmeyenler içindir" diyor Yol Düşleri. Sahi, yürümeyi bilmek öncesinde dimdik ayakta durmayı gerektirir değil mi?

Oturduğun yerden kalkabilmeyi mesela, bir fiili, bir toparlanış halini ve illa ki varılacak yeri! Yürümek yorgun düşmektir biraz diyor içim, sınırlar bir parmaklık! Sınır dışı olmaksa kendi iç özgürlüğünden toplumun baskı kabuğuna yapışmak! Edebiyat biraz böyledir, yazmak hastalığına tutulmuşsa parmaklarınız, gözleriniz harflerden başka bir şeyi görmez olmuşsa dışlanırsınız bir süre sonra, kendinizi anlatmak meseledir, eylemlerinizi mantıksal bir zihin sürecine sunmak mesele... Baştan sona bir meselesinizdir siz artık. Çözümsüz bir problem gibi durursunuz köşede, kaleme kâğıdı bandırmayı bilenler çözer o düğümü, harfleri içinde bir geçit töreni telaşıyla tutanlar ve illaki okuyanlar!

Okuyan cephesinden artık yürüyüşünü tamamlamış ya da tamamlamak zorunda kalmış bu derginin iç sayfalarına doğru başımı uzattığımda ilk "hüzün" çıkıyor karşıma. Dosya konusu olarak derginin kalbine yerleştirilmiş itinayla.  Seher Ortaöner "Sükun Üzerine Mebni" ile editörden kısmını kaleme almış, "Hüzün hep saklı sükun ise onun için yaralı" diyordu kalemin diliyle.  Hüzün yazmak derdinin iç âleminde muhakkak var olan bir olgudur. Bu olguyu kalem ve kâğıt arasında işlemek derde duçar olanların birinci şartıdır her dem, Yol Düşleri'nin üçüncü ve son sayısı derin bir hüzünle dolaştırıyor bu nedenle sayfaları arasında sizi.

Dergi sayfalarında bugün kitapları yayınlanmış, hâlâ edebiyat dünyasında kaleminin yürüyüşünü sürdüren isimler de mevcut. Bunlardan biri Mehmet Şamil Baş. "Posta Kodu Aşk", "Kırk Kanatlı Bahçe" ve geçtiğimiz aylarda çıkan "Beni Merak Et Çünkü İyiyim" isimli kitapları ile Yol Düşleri'ne uğrayan adımlarını şiiriyle hala yürütmekte. "Ertelenen Vuslat Günü" isimli mektubuyla Yol Düşleri'ne konuk olmuş, belli ki Posta Kodu Aşk'ın temellerinin atıldığı vakitler... Sonra Sevgili Rabia Gelincik "Ey Saba" ile karşılıyor bizleri sayfalarda. Şiirleri o gün de gönül dolduruyormuş şimdi olduğu gibi... Esra Şen, bir baba hüznüyle oturuyor kalbimize, kürek seslerini işitiyor kulaklarımız yazının cümleleriyle yüz yüze geldiğimizde! Hümeyra Karagöz "Ve Ben Yine Dayıyorum Şakaklarıma Sessizliğimi" başlıklı denemesi ile 2008 yılındaki bu seslenişlerini 2010 yılında "Sessizliğim Sesi" ismiyle kitaplaştırıyor. Bir şiir ve deneme yazısıyla yer alan Bilal Can bugün önde gelen dergilerin sayfalarında şiirlerini ağırlıyor...

Dergide ezgi sanatçısı Mikail ile Zeynep Sarıkaya'nın yaptığı bir söyleşi var. Söyleşide hiç fotoğraf kullanılmaması, eksi bir yön olarak karşımızda. Edebiyat dergilerinde biyografi, röportaj veya karşılıklı münazaralara yer verilmesinin okur verimini arttırdığını düşünüyorum ancak bu tip çalışmaların fotoğraflarla desteklenmesi mühimdir. Yazının görsel resmini çekmek, uzun söyleşilerde her vakit mümkün olmayabilir, görsellik algısını fotoğrafla doyuran okur dimağına geçen cümleleri daha çok benimseyecektir bu yolla.

Günümüz edebiyat dergilerinde çok fazla örneğini göremediğimiz bir çalışma var Yol Düşleri'nde: Şiir tahlili!  Betül Tekin, Mustafa Onur'dan "İnti(harr)" isimli şiir üzerine kafa yormu, güzel de olmuş. Şiir bazen anlaşılmayı gerektirir, şiirin haddi, okurun haddini aşamıyorsa oraya kafa çevirmek anlamsız gelir bazen bana. Şiir haddini aşmalı ve öyle bir sınıra gelip dayanmalı ki okura haddini bildirmelidir aynı zamanda. Bu demek değildir ki üzerine söz söylenmeyecek, düşünülmeyecek, öylece kabul edilecek. Şiir özünde bir reddedişin ilmihalini taşır aslında! Sürekli kabulleniş bunu görmeye engeldir, bu cihetten sahih tahliller yapacak kişilerin varlığını bulmak edebiyat dergilerince önemli bir mevzu olarak kalsın burada.

Derginin yazı işlerinde tanıdık isimler var yine, Sabri Ünal, Seher Ortaöner, Hasip Çiftçi, Esra Şen... Ayrıca türlere göre farklı isimlere de editörlük görevi verilmiş. Yayın yönetmenliğini Rasim Güngör üstlenmiş. Biz üstteki söylediklerimizin çoğunu üçüncü sayıya atıfla söylesek de diğer iki sayıyla menbaını çoğaltarak varmış üçüncü sayıya Yol Düşleri.  Urfa'da Harran Üniversitesi öğrencilerinin heyecanlarıyla bilmem kaç şehre ve kaç kaleme dokunmuş sayfaları. İlk sayıda Sabri Ünal kaleme almış editörden kısmını: "Söz verdik ahdettik yeminliyiz biz/ Verdiğimiz Sözden dönmeyeceğiz" demiş. Yol Düşleri'nin evvelinde çıkan İsmailce isimli dergiyle doğduğunu anlatmış. İsmailce dergisinin düşlerini tamamlamak namına yolun düşlerine adım atılmış.

Başta da söylediğimiz gibi dergicilik bir aşk işidir. Ruhunuzun kıvrımlarında harflerden bezeli kan şiirleri akar, "İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir" diyen Yunus Emre'yi burada anmadan edemeyeceğim. İlk sayının kapağındaki çağrı kendini bilmek meselesini ortaya koyan cihette bir sözdür:  "Namazla diril, aşkla yol al" denmiş.  Yol düşleri iyi ki çıkmış derken son bir im koyalım buraya; dergideki şiirlerin ve denemelerin çoğunda 2007-2008 yıllarında sürekli şiirlerin okunduğu, dinleyici mektuplarının şiirsel tarzla yorumlandığı, devrik cümlelerin ve anlaşılmazlığın şiir ve yazıda etkileyiciliği arttırdığı gibi bir inancı empoze eden radyo programlarının etkisi hissediliyor. Şiirde anlamın etkiyle bir tutulduğu anlardayız şükür ki artık diyorum.  Radyo dinleyip içlenip şiir yazanlardan, şiir okuyup şiir yazma yolunu seçenlerin çoğaldığı anlardayız, her ne kadar bugün radyo programcılarının çoğu birer kitap çıkararak kendini şairlik ve yazarlık rüyasına kaptırsa da!

Yazmak, kulaktan evvel kalp dimağına yapışan bir tutkudur. Dinleyerek yazdıklarımız zamanla kısır bir döngü içerisinde kendi kendini tüketir. Ancak okuyarak yazılanlar her dem kendi kıymetini içerisinde saklı tutacak ve bir istiridye gibi incisinin bulunacağı günü sabırla bekleyecektir. Bu bekleyişin bir adıdır dergiler, kitaplar, altı çizili satırlar...

Şiir ve deneme ağırlıklı bu derginin çıktığı anlara ve dergisinde ağırladığı kalemlerin bugün ki varoluşlarına verdiği katkı inkâr edilemez muhakkak.  Yol düşleri 2007 yılı itibari ile çıktığı yolunu mevsimsel dönemlerle üç sayıda tamamlamış ama okurunun ve kalemlerinin aklında kalmış bir dergi olarak duruyor önümüzde. Cemil Meriç'i rahmetle anarak, hür tefekkürün kalelerinden birinin yıkılmış olmasının hüznüyle bizlere hâlâ okunan kalemler hediye ettiği için minnet duyuyor, geçmişe kuşbakışı baktığımız sayfaların özünden bir iyi ki bırakıyor ve dergiden seçtiğim Abdulsamet Kılınç dizeleriyle bitmeyen bir nokta koyuyoruz Yol düşlerine...

"Kalem ve sen...
içimde bir kürek, birde deniz...
Bir de gözlerinin mercan mavisi...
Kim söylemişti bilmem
Hangi şarkıdan yol almıştı bilemem
Sen söyle yeniden, belki yalın bir akrep eder sesinden
Can-revan sesler yükselirken semaya..."(Yol Düşleri-3/Syf.36)

Gülnaz Eliaçık Yıldız - 05.05.2014

,

2475

Gülnaz Eliaçık Yıldız Hakkında

Gülnaz Eliaçık Yıldız

1987'de Zemherinin kapı ağzında doğdu.

Edebiyata duyduğu ilgi lise yıllarında kaleme aldığı yazılarla kendini gösterdi. Orhan Veli İstanbulu dinlemenin, Cahit Sıtkı otuzbeş yaşının derdine düşmüşken, Sait Faik Dülger Balığının Ölümünü öyküce öykünürken, tüm bunları üç beş değerlendirme sorusuyla sorgulayan edebiyatı konu edinen bir derste, karalanan satırların insanlık tarihini nasıl yerinden ettiğini farketti ve okuyarak yaşamanın, yaşayarak okumaktan ayırt edilemedigi zamanların etkisini ilk bu yıllarda hissetti. Nazan Bekiroğlu ve İskender Pala o yıllarında tanıştığı ve okumaya meyilli olduğu isimler arasında yer aldı.

Bozok Üniversitesi Teknik Bilimler Yüksek Okulu'ndan 2008 yılında mezun oldu. Özel bir eğitim merkezinde gün aşırı insanlarla, çocuklarla ve en çok da kağıtlarla konuşuyor.

Onun için bir tutkudan öte olan dergiler hayatına girdiğinde kitapların ruhuna serptiği tohumlar filizleniyordu. Gün geçtikce kitaplıgında çoğalan dergiler, kiymetli birer dost gibi mahsus zamanlara konuk edildi'

'Bir' dergisinde yayınlanan 'Zelâlname', seluloz kokusuna bulanan ilk yazısı oldu. Daha sonra Mâi ve Şehrengiz dergilerinde yazıları yayınlandı.

Hâlâ Mâi dergisinde yazan Gülnaz Eliaçık, kendisine has uslubuyla fecirvakti.desenblog.com adresinde, karalamalarına yer veriyor'

Yorumlar
  • Sabri Unal 2014.05.05 20:52

    Teşekkürler Gülnaz...

    Bu vesileyle yol düşleri ekibinde görev alan; şiirleriyle ve denemeleriyle içimizi ısıtan tüm dostlara tekrar selam olsun. Hepisine Allah iki cihanda başarılar ihsan etsin.

  • Gülnaz Eliaçık 2014.05.06 13:54

    Rica ederim Hocam, ben de sizin nezdinizde emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

  • Rasim Güngör 2015.02.19 21:53

    Teşekkürler Gülnaz hanım bu yazı vesilesiyle dergideki tüm arkadaşları bir daha saygıyla sevgiyle yad ettim Allah hepsinden razı olsun

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin