SON ON BEŞ DAKİKA’ DA HAKİKAT İNCİNMESİN

SON ON BEŞ DAKİKA’ DA HAKİKAT İNCİNMESİN

SON ON BEŞ DAKİKA’ DA HAKİKAT İNCİNMESİN

03.03.2021 - S. Çelebi
SON ON BEŞ DAKİKA’ DA HAKİKAT İNCİNMESİN

Yakın zamanda bir söyleşisinde Fatma Barbarasoğlu, saatlik, günlük, haftalık planları olduğunu söylemişti. Evladı dünyaya geldiğinde artık yekpare bir zamanı olmayacağını anladığını ama her zaman bir ‘on beş dakikası’ olduğunu fark ettiğini... Bu on beş dakikalara çok şeyler sığdırdığını hatta sonunda Son On Beş Dakika diye roman yazdığını eklemişti. Ben de sözdeki imayı atfı düşünmeden gerçekten direkt gündelik hayatın koşturması içerisindeki o dakikalarla ilgili bir kitap olduğunu düşünmüştüm nedense. Bu söz ve zaten yazarın dilini seviyor olmam sebebiyle (elbette bu durum eleştirmeme mani değil eleştirmemin sevmeme mani olmadığı gibi) başladım Son On Beş Dakika ‘ya.

Kitap 2011 yılında ilk baskısını yapmış. Okurken aynı yazarın kaleme aldığı, 2020 yılında çıkan Hakikat İncinmesin kitabını getirdi aklıma. Nereden getirdi? İki romanda da aynı hadisenin içerisindeki farklı karakterlerin hayatına ve bakış açısına şahit oluyorduk tek tek.

Hakikat İncinmesin’ in babaannesinin hikâyesi Son On Beş Dakika'nın Müeyyet Hanım'ının içinden çıkmıştı sanki. Yazılırken, belki de yıllar sonra tekrar gözden geçirilirken, yanına bir yıldız konmuş, şerh düşülmüş yazmaya değer bulunmuş gibiydi.

Karakterlerine kaderle ilgili sorular sordurtmaya, formlarını biraz değiştirerek devam etmişti Fatma Hanım. Son On Beş Dakka’da ‘söz mü vücut buluyor, biz mi söylediğimiz sözlerle kaderler biçiyoruz kendimize?’ diye sorarken, Hakikat İncinmesin’ in sorusu ‘insan kaderine doğru mu gider yoksa kaderi mi her halükarda insanı gelip bulur?’ idi. Aşağı yukarı aynı soruyu aşağı yukarı aynı tarzla, bunca yıl sonra yazara tekrar sordurtan ve üzerine yazdırtan, hala aramaya devam etmesi midir? Aynı sorunun cevabını arayanlara cevap tazelemesi midir? Sevilip okunduğu tecrübe edilen, konforlu alanı tercihi midir? Bilemiyorum.

Bildiğim şeyler kendimle ilgili olanlar. Dönüp kendime baktığımda iki kitapta da benzer fikirleri hisleri tecrübe ettim. Kitabı sevecek gibi oluyorum, dili içine çekiyor, kurgu akıyor sonra bir şey oluyor. Yazar güncel hayatı çok güzel gözlemliyor ki bana kalırsa en büyük meziyetlerinden birisi bu. Sonra onu felsefe ve sosyoloji alt yapısıyla kayda değer bir şekilde yorumluyor. Bu da oldukça kıymetli ve eşine az rastlanır cinsten bir kabiliyet. Öte yandan bunları aktarırken tür olarak romanı seçtiğinde ve işin içine mizahını, eleştirisini biraz hayal gücünü, sürpriz sonunu katmak isteyince bir şeyler oluyor. Bazen sakince ve hatasız bir sürüşle yolculuk yapar gibi etrafı seyrederek ilerliyoruz arkasında. Bazen trafiğe yeni çıkmış vites değiştirmekten korkup olmadık hızla olmadık yerde giden acemi şoförlerin arabalarının seyri gibi oluyor gidişat. Oo maşallah iyi gittik derken yokuşta denk gelinen kırmızı ışıktan sonra arabayı kaldırmaya çalışırken stop ettiriveriyor hissini uyandırıyor bazı geçişler. Güzel gidiyorum şimdi dur kalk gerilmeyim diye kırmızıya dönüvermişken ışık gaza yüklenip korna yeme pahasına yola devam ediyor bazen de adeta. Böyle bir şeyler oluyor Fatma Barbarasoğlu romanı okurken.

Ufak harf değişiklikleriyle dönemin siyasi, magazinel ve güncel kişilerine göndermeler, eleştiriler yaparken normalde alışık olduğumuz kibar üslubun biraz dışında (pek nazik olmayan) bir dil kullanmış bu romanda yazar. Ve örneğin Gülgün Derman adıyla eleştirdiği Gülben Ergen’in mevzusunun ne olduğunu anlayamadığım için Google'a ‘Gülben Ergen beyaz gömlek’ yazarak destek almak durumunda kaldım. Çarşaf açılımı gibi daha pek çok olaya da göndermesi olan kısımlar 2011 yılında okurken manalı ve ilgi çekici gelmiş olabilir okura ancak 2020’den bakınca daha zamansız örnekler verilebilirdi diye düşündürüyor.

Yazının sonuna gelirken iç sesim Fatma Hanım’ın dış sesi olup bana sesleniyor. ‘Bunu bilerek tercih ettim sayın S.çelebi ben edebi eserlerin kurgu dahi olsalar yazıldıkları dönemden izler taşımasını, toplumsal belleğe şerhler düşmesini önemsiyorum.’

‘Peki Fatma Hanım önemsediğiniz şeylere saygı duymakla birlikte okuyucu olarak hissiyat ve fikirlerimi paylaşma hakkımı kullanıyorum sadece, güzel kaleminize ve On Beş Dakikalarınıza bereket diliyorum. Selam ile.’

Son On Beş Dakika

Fatma Barbarasoğlu

Profil Yayıncılık

2011

229 sf

S. Çelebi - 03.03.2021

,

1607

S. Çelebi Hakkında

S. Çelebi

1992 yılında Ankara'da doğdu. Lise eğitimini Özel Nenehatun Okulları'nda tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde lisansını tamamladı. Aynı üniversitede Sosyoloji bölümünde yandal eğitimi aldı. Açıköğretim Fakültesi İlahiyat Bölümü'ndeki eğitiminin de sonuna gelmiş bulunmakta. Yaygın eğitim faaliyetleri ve kitap değerlendirme yazıları ile meşgul. 

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin