Sonsuzluğa Paradoksal Bir Giriş: Supra

Sonsuzluğa Paradoksal Bir Giriş: Supra

Sonsuzluğa Paradoksal Bir Giriş: Supra

19.09.2016 - Ethem Erdoğan
Sonsuzluğa Paradoksal Bir Giriş: Supra

"Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.”

Sokrates

1980’lerin sonlarında, henüz lise öğrencisi olduğum yıllardı, ilk bilim kurgu romanımı okumuştum. İyeliğin elbette farkındayım. Değişik, ilginç ve şaşırtıcı bakış açılarını seviyordum. Böyle bir eser okuduğumda doğaldır ki benim oluyordu. Hala da öyledir. Yazıya girizgâh olacak ya, hatırladım birden.

Bu eser dilimize “Kafa Kol Bankası” adıyla çevrilen, asıl adı "et mon tou est un homme" olan, Pierre Boileau ve Thomas Narcejac ortaklığında yazılan bir romandı. Warner Brothers tarafından filme de alınan Kafa - Kol Bankası bir solukta okuduğum, etkisinden uzun süre kurtulamadığım bir romandı. Şöyle; İdam mahkûmu bir azılı suçlunun, organ nakliyle ilgili çalışmalarda gönüllü olmasıyla başlamıştı anlatı. Doktorlar tarafından yapılan uygulama –idam- sonucu, o gün muhtelif sebeplerle, bir organını kaybeden insanlara, azılı suçlunun organları nakledilmişti. Organ nakli yapılan insanların teker teker ve kılıfa uygun makul sebeplerle ölümü ve organların bir kişide toparlanması gibi bir paradoksla karşılaşan konuyu takip etmekle görevli müfettiş azılı suçlunun kendini yeniden inşa etmesi gerçeğiyle karşılaşmıştı. Yeni ortaya çıkan adam, idam edilen azılı suçlu mu, değil miydi? Ama idam uygulanmıştı. Paradoks derken asıl konuya böyle bir ikilemle girmek gerekecek.

‘Aykırı düşünce, çelişki’ olarak basitçe çevrilir dilimize. Felsefi olarak derinliğine incelemek elbette bize düşmez. Ancak en bilindik paradoksu burada paylaşmak belki bundan sonra yazılacak cümleler için anlamlılık sunacaktır. Yunan efsanesine göre, Girit'ten zaferle dönen Theseus'un gemisi Atina'da hatıra olarak uzun süre muhafaza edilir. Zamanla geminin tahtaları çürüdükçe yenileriyle değiştirilir. Öyle ki, bir gün geminin değiştirilmedik hiçbir parçası kalmaz. Bu durumda gemi hala Theseus'un gemisi sayılır mı, yoksa başka bir gemi haline mi gelmiştir? Geminin hala Theseus'un gemisi olduğunu söyleyenlere karşı ikinci bir soru daha ortaya atılmıştır: Değiştirilen tüm parçalar bir tarafta saklansa ve bunlar kullanılarak ikinci bir gemi yapılsa, bu Theseus'un gemisi olur mu?

Paradoksal içeriği ilgi çeken bir üçlemenin ilki olan “Supra, Bir Parçacık Sonsuzluk” romanı Taner Güler tarafından yazılan, H2O yayınları tarafından basılmış, bir ilk kitap olma özelliğini de haiz olan bir bilim-kurgu romanıdır. İlk romanların dil işçiliği ve kurgu üzerinden iddialı olması gerekirken içerik ve mesaj üzerinden tasarlanması, büyük risktir elbette. Bu riski göze almak içeriğin ‘ilk olma’ özelliğine sahip olması, değişik-ilginç-farklı kelimelerine adeta yeni tanım sayılabilecek bir ağırlık oluşturabilmesi ile aşılabilir. Bu roman bu bağlamda riski göze almış. Fizik, Matematik ve Mantık yanında paradoks içeriğinin ana omurgayı oluşturduğu kurgu, ortalama okur için gereken albeniye sahip görünüyor.

Girizgâhta bahse konu ettiğim paradoks örnekleriyle dolu roman, Ankara'dan Yunan Adalarına, Tibetli rahiplerden Amerikalı işadamlarına, Japon bir aileden, bilim insanlarına herkesin bir gün gerçekleşeceğinden inandığı, uğruna ölüm kalım savaşı yaşadığı ancak kitabın sonuna dek en küçük bir ipucu bile bulamadığı bir kehanete sahip. Yazarın aldığı risk, okuyucuda karşılık bulursa Supra’nın devam etme şansı olabilecektir. Çünkü peşinde sürüklendiği, gelecekten geri dönen heyecanlı bir bilimkurgu, eninde sonunda okuyucuda paradoksu mantık silsilesine oturtabileceği bir düzlem oluşturmak durumundadır.

‘Kehanetin, zamanı gelince realize olabilmesi seçilen Şafak, bebekliğinde bir ailenin yanına yerleştirilir. Onun kehanetin realize olabilmesi için, ihtisas dönemine dek hayatı izlenip gerektiği yerlerde müdahil olunur. Hazırladığı proje uluslararası bir kabulle karşılanır. Buna göre ışınlanma benzeri bir teknoloji ile zaman ve boyutlar arası yolculuk yapılması proje üzerinde mümkündür. Bu proje bir grup bilim insanının çalışmalarıyla somut hale gelir. Gerekli makine ve teçhizat oluşturulur. Deneme görevi de romanın kahramanı Şafak’a verilir. Şafak başarılı bir ateşleme ile gözden kaybolan kapsülüyle başka bir gezegen sandığı ama sonradan fark ettiği kendi evreninin iki katı büyüklüğünde olan üst evrene ulaşır. Burada laboratuvarında aynı konuda deney yaparken oluşan patlama sonucu üst evrene çıkan Nikola Tesla ile karşılaşır. İki bilim insanı aralarındaki zaman farkından kaynaklanan bilim ve teknoloji farkını konuşurlar. Sonra bir trenin çarpması ile oluşan enerjiyi kullanarak kendi evrenlerine dönerler. Tesla Şafak’ın aracında gördüğü teknolojiye ait bilgileri şifreleyerek ilerde bir gün sadece Şafak’ın kullanabileceği bir doküman haline getirir. Şafak inerken küçük bir kaza atlatır. Bu kaza dünyaya planlanan zamandan on yıl kadar sonra inmesine neden olur. Daha sonra kapsülü ilk hazırlayan ekipten kovulmuş olan kötü niyetli bir bilim insanının eline düşer dostlarıyla beraber. Paradoks burada kendini enikonu gösterir. Bilim insanları Tesla’nın çalışmalarındaki şifreleri çözerek Şafak’ın yolculuk yaptığı kapsülü geliştirmişlerdir ama Tesla Şafak’la karşılaştığı zaman böyle bir kapsülün gelecekteki teknolojisini öğrenmiştir.’ Aristo'ya göre bir varlığı tanımlayan dört neden vardır. Bunların sonuncusu “etkin neden”dir. Yani bir şeyin kim tarafından ve nasıl yapıldığı. Buna göre kapsülün kimlerle, ne tür aletlerle yapıldığı. Tesla’nın kapsülünü ilk yapanların aletleri, kapsülü sonra yapanların aletleri aynı olduğu için, kapsül aynı kalmıştır.

Romanın ilginç, değişik ve farklı çıkış noktaları olması, vizyoner bir mühendislikle yoğrulması ilgilisi için uyarıcı noktalar. Kurgusu biraz dağılmış, belki yazarın kurgusunun dışına taşmış bir roman. Çünkü Japon ailenin asırlarca yaşadıkları ile Şafak’ın ve Tesla’nın paradoksu ustaca karışan renkler değil. Diğer yandan romanın dili için de akıp giden bir su gibi, demek imkânsız. Dil işçiliğinin edebi eser için kurgu ve içerik kadar –en az- önemli olduğu yadsınamaz.

Bilim kurgu seven ortalama okur için üçlemenin ikincisi beklenebilir. Serinin ikinci kitabında renklerin karışmasını, dil işçiliğinin yapılması gerektiğini ifade etmek gerekiyor.

Ethem Erdoğan - 19.09.2016

,

836

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin