Sosyal Teori ve Geç Modernlikler - İbrahim Kaya

Kitaphaber.com.tr | Sosyoloji | Okunma: 1439 | 26.09.11


Yazının içinde geçen ve Zaman Gazetesi kitap eki KitapZamanı'nda yayınlanan Turcan Yanatma'nın ilgili yazısına* atıf yapan "yardımını hiç esirgemeyen Peter Vagner’den aldığı yeni bir sosyal teori ve modernlik okumasıyla" cümlesi için okulunun öğrencisi olan yazarımıza hakaret eden, yazı kaldırılmazsa siteyi ve yazarı mahkemeye vermekle tehdit eden türk düşünürünün kitabı hakkındaki görüşlerimizi ilgili cümleyi çıkartarak kitaphaber.com.tr olarak yayınlıyoruz...


Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji bölümü başkanı İbrahim Kaya, ilk kitabı olan ‘Sosyal Teori ve Geç Modernlikler/Türk Deneyimi’nde Türk modernleşmesini ele alarak bir çözümleme örneğini sunmaktadır.

İbrahim Kaya'nın kaleme aldığı 'Sosyal Teori ve Geç Modernlikler', 'Etnisite, Ulus ve Medeniyet', 'Devlet, Toplum ve Ekonomi: Özgürlük ve Disiplin Arasındaki Gerilimler', 'İslam ve Modernlik': Yoruma Radikal Açıklık', 'Kemalim ve İslamcılık Kadın Sorununa Bakıyor', 'Türk Deneyimi Işığında Bir Modernlik Teorisi' bölümleri altında toplanıyor. Son dönemde sosyal teori ve araştırmalarda yer işgal etmekte olan çoklu modernlikler tartışmasını kavramsal bağlamı içinde yer alan 'Sosyal Teori ve Geç Modernlikler', Türk deneyimini farklı bir modernlik modeli olarak anlamayı hedefliyor.

Sosyal teoriden kasıt, bir toplumun var olan kalıplarını açıklamakta ziyade onun yerine toplumsal kalıpları ve büyük toplumsal yapıların çözümlemelerini yapmaktır. Bunu yaparken de daha çok kuramsal yapılara başvurmaktadır. Sosyal teori toplum biliminde birçok dalın ortaklaşa disiplinli bir çalışma safhasını oluşturur. Bu sosyal teoriler bilimin ortaya çıkışıyla birlikte günümüzde hala da bazı bilimlerin faydalandığını bir çalışma mekanizmasından biridir.

Yapılan araştırmalara bakıldığında ilk sosyal teori çalışmasını Toplum biliminin babası bilinen A.Coumte tarafından –Toplumsal evrimcilik- gerçekleştirilmiştir. Sosyal teoriler genelde kolaylıkla kanıtlanamayacak hipotezler kullanarak büyük ölçekli toplumsal genel eğilim ve yapıları ele alırlar. Genel olarak ve özellikle saf sosyoloji taraftarları arasında, sosyal teorinin bir çekiciliği vardır çünkü burada odak merkezi bireyden uzaklaşır ve doğrudan topluma ve bizim hayatlarımızı kontrol eden toplumsal güçlere döner.

Sanayi Devrimi ve Fransız Devrimi sonrasında Batılı toplumların yaşamlarında meydana gelen büyük değişim ve dönüşümlerin beraberinde getirmiş oldukları sorunları çözümlemek, yorumlamak için anlamak ve açıklamak için oluşturulan saha çalışmaları sonucu büyük değişimleri de meydana getirmişlerdir. Bütün bir 19. yüzyıl boyunca hâkimiyetini sürdüren sosyolojik, bugün bir dizi değişim ve gelişim neticesinde ciddi bir krizle karşı karşıyadır. Gün geçtikçe bozulan dünya sistemine karşı sosyoloji’nin de yok olması kaçınılmaz bir durum olarak gösterilmektedir.

Kaya, burada modernliğin medeniyetler arasındaki karşıtlıkları azaltmada önemli bir yere sahip olduğunu vurgulamaktadır. Bununla birlikte medeniyetlerin çatışmacı yaklaşımı ve Fukuyama’nın tarihin sonu tezini dışında yeni bir sosyal teoriyi öne sürmektedir. Sosyal teorisini ‘‘geç modernlikler’’ kavramı ile çoklu modernlikleri anlamak ve yorumlamak için yeni bir yaklaşım ile ileri sürmektedir. ‘‘geç modernlikler’’ tezini batılı olmayan deneyimlerine işaret ederek, bu deneyimlerin sömürgeci bir anlayış yapısı olmadan Batı deneyimlerinden farklı olarak ortaya çıkarmış olduğu deneyimlerden kast etmektedir. Diğer bir ifade ile doğunun modernliklerini anlatmaktadır. Bununla birlikte batının emperyalist yapısına karşın Doğunun sömürgeleştirmeme yapısına eğilmektedir. Kaya, bu tür yapıya örnek olarak Türkiye, Rusya ve Japonya devletleri göstermiştir.

Dünyada bir ekol olarak süregelen Batı, aslında bir hayalî yapıdan öte değildir. Çünkü Kaya’nın da belirttiği gibi modernlik, saf anlamda bir batı yaratıcısı olarak değerlendirilemez. Modernliğin oluşumunda farklı medeniyetlerden gelen farklı öğeler merkezi bir rol üstlenirler. Örneğin; Antik yunan filozoflarını Farabi gibi İslam bilginlerinden öğrenmiştir. Bir diğer örnek günümüzde süper güç olarak bilinen ABD’nin bazı üniversitelerinde hala İbn-i Sina’nın tıp ile ilgili eserlerinden faydalanmaktadırlar. I.Wallerstaine ise Japonya örneğine değinerek, Günümüzde süper güç olma özelliğini taşıyan Japonya’nın bir batı devleti değil de bir Orta Asya adası olduğuna dikkat çekmektedir.

Dünya sisteminin sadece batıdaki aydınlar üzerinden değişmediğini ispatlamaya çalışan Kaya, Batı’da geniş bir literatüre sahip modernlik eleştirisinin, Türkiye’de de belli bir seviyeye ulaştığını görüyoruz. Klasik Türk modernleşmesi konumundaki resmî modernite okumasının ezberini bozabileceği ihtimalide vardır. Kaya, çoğul modernlikler okumasındaki çoğulcu muhayyilesini, Türk modernleşmesinin en önemli damarını oluşturan İslamcılık, İslam’da kadın, İslamcılık ve modernizm gibi konularda, çok tasarruflu kullanıyor. Bu konulardaki kaynakları, belli bir ideoloji içinde üretilen kitaplardan oluşuyor.

Eser bir önsöz ve bir giriş bölümünün yanı sıra toplam 7 konudan oluşmaktadır.

4. bölümde: ‘‘Devlet, Toplum ve Ekonomi: Özgürlük ve Disiplin Arasındaki Gerilimler’’

Kaya burada Türkiye Cumhuriyetinin 1923 yılından günümüze olan geçmişini incelemektedir. Daha çok Kemalizm üzerinden giden Kaya, Türkiye Cumhuriyetini anlamak için Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarına değinmekte fayda olduğunu söylemektedir. Kemalist rejimin Türkiye için bir yeni ideoloji olduğuna değinmektedir.

Osmanlının Avrupalı devletlerin gözünde hasta adam konumuna düşmesinin en büyük nedeni olarak 17. yy’daki Avrupa kapitalizmi olduğuna işaret eder. Osmanlı devleti 17.yy da en uç noktaya gelmesiyle artık kazandığını topraklar üzerindeki hâkimiyetini kontrol edebilme gücünü yitirdiğini söyler. Çünkü Osmanlı imparatorluğunun yapısı gereği hem finansal bir yapıya hem de emperyalist bir yapıya sahiptir. Bu yüzden alabildiği bütün devletleri kontrolü altına aldığından dolayı gün geçtikçe hazine giderleri gelirlerinden daha fazla olduğu için bu sefer de Avrupalı devletlere tavizler vermeye başlayacaktır. İlk tavizlerini Fransa’ya Kapitülasyonlar vererek başlayan Osmanlı İmparatorluğu tam bir çöküşün içine girmiştir.

Kemalist Devlet yapısıyla Türkiye’nin ilerleyen zamanlarda çok yönlü atılımlar yaptığına değinerek. İlk öncelikli olarak ekonomik ve tarımsal faaliyetlerde girişimlere başlamıştır. Bununla birlikte 5 yıllık kalkındırma planlarını kısa bir sürede eyleme dönüştüren Kemalist rejim 2. bir kalkındırma planını eyleme geçireceği zamanlarda paylaşım savaşlarının baş göstermesi bu kalkındırma planının geri planda kalmasına sebebiyet vermiştir.

Osmanlı devletinin içinde bulunduğu durum açısından halkın belli kesimlerinin savaşlarda hiçbir varlık göstermemesine değinen kaya, bunun altındaki nedenin ise Osmanlı imparatorluğunun öncelikli olarak halkın, sultanın bakış açısıyla sadece asker yetiştirmede yararlanılan bir ambar deposu olarak görüldüğünü ifade eder. Paylaşım savaşlarında sadece öncülük edebilecek katmanların proletarya, köylüler, ticaret burjuvazisi, din adamları, eşref ve büyük toprak sahipleri ve asker, sivil, bürokrasi ve aydınlar olmak üzere 6 gruba ayırmıştır. Bu katmanların içinde paylaşım savaşlarında varlık gösterenlerin sadece din adamları ve asker, sivil, bürokrasi ve aydınlar olduğunu söyler. Din adamları katmanlarından ise şeyhülislam ve İngiliz amirinin Atatürk’ün öldürülmesi adına fetva verirken buna karşılık Ankara müftüsü Atatürk öldürülmesin diye fetva çıkarmıştır. Asker, sivil, bürokrasi ve aydınlar katmanına baktığımız zaman ise Anadolu’ya düzenlenecek herhangi bir direniş ve örgütleyecek kapasitenin sadece orduda olduğuna işaret ederek, donanmanın sadece askerin elinde olduğunu vurgulamıştır.

Daha sonraki ilerleyen süreçte çok partili hayatın Türkiye cumhuriyetinde getirmiş oldukları olumlu ve olumsuz yönlerine dikkat çekerek Demokrat Parti (DP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) arsındaki çekişmeyi dile getirmiştir.

Türkiye tarihinde hep bir kara leke olarak süregelen darbelere de (1961, 1971 ve 1980) yer veren kaya, aslında bu tür darbelerin çok faşist bir özellik taşıdığını söylemektedir. Bunun Türkiye cumhuriyeti adına hiç olmaması gereken bir olay olması gerektiğine vurgu yapmıştır.

Son dönemlerdeki çoklu modernlikler tartışmasını konu alan ve bu konuya farklı bakış açıları getiren yazar, modernleşme sürecinin Batılılaşma olarak anlaşılmayacağını ve çağdaş toplumsal dünyanın postmodernizme geçiş sürecini kültürel dünyanın çoklu modernliği olarak anlamamız gerektiğini belirtiyor. Türk modernliğini Batı'nın kopyası olarak gösteren yaklaşımları reddetmiştir. Türklerin hem İslam'ı hem modernliği dışarıdan alarak Türkleştirdiğini söyleyen kayaya’ ya göre, İslam ile modernlik arasında Türkiye'nin yaşadığı gerilimi doğru bir şekilde açıklayabilmek için İslamcılığı ele almak gerekiyor Türklerin hem İslam'ı hem de modernliği mevcut şartlar üzerinden yeniden yorumlayarak aradaki gerilimi yumuşattığını düşünüyor.

Sosyal Teori ve Geç Modernlikler
İbrahim Kaya
302 sayfa
İmge Kitapevi


* Turan Yanatma, Kitap Zamanı, http://kitapzamani.zaman.com.tr/kitapzamani/newsDetail_getNewsById.action?sectionId=8&newsId=121

Kitaphaber.com.tr İsmine Kayıtlı 2 Yazı Bulunmakdadır.


Kitaphaber.com.tr İsmine Kayıtlı 2 Yazı Bulunmakdadır.

200.000. Okunma Sayısı İçin Teşekkürler
Sosyal Teori ve Geç Modernlikler - İbrahim Kaya