Statü Endişesi: Kurtulmanın İmkânı Yok(?)

Statü Endişesi: Kurtulmanın İmkânı Yok(?)

Statü Endişesi: Kurtulmanın İmkânı Yok(?)

07.09.2016 - Serkan Parlak
Statü Endişesi: Kurtulmanın İmkânı Yok(?)

Statü, dar anlamıyla kişinin toplumdaki konumunu, bir gruptaki resmi ya da mesleki duruşunu belirtir. Bizi ilgilendiren geniş anlamıyla ise kişinin dünyanın gözündeki değerini, önemini ifade eder. Tarih boyunca toplumların yüksek statüye layık gördüğü gruplar çeşitlilik göstermiştir: avcılar, savaşçılar, köklü aileler, din adamları, doğurgan kadınlar… Ancak Avrupa’nın belli bir bölgesinde 18. yüzyılın ikinci yarısından sonra ortaya çıkan Sanayi Devrimi’yle birlikte hemen hemen tüm dünyada ki özellikle de Batı’da statü anlayışı giderek artan bir oranda maddi başarıyla bir tutulur olmuştur.

Yüksek statünün getirileri keyiflidir. Para, özgürlük, mekân, rahatlık ve zaman kazandırmanın yanı sıra bizi en az bunlar kadar önemli bir hisle donatır: başkaları tarafından önemsendiğimiz ve değerli insan muamelesi gördüğümüz hissi. Beraberinde ise pohpohlanma, saygı ve ilgi gelir. Yüksek statü birçok kişiye göre dünyanın en güzel nimetlerinden biridir. Ancak bu pek az kişi tarafından itiraf edilir. Neden? Bu konuyu çevremde kiminle konuşup tartışsam laf buraya geldiğinde hık mık edip konu değiştiriliyor. Açıkçası ben de aynı durumdayım.

Statü endişesi, hayatımızı büyük ölçüde yiyip bitirebilecek kadar zararlı ve azılı korkulardan biridir. Toplumun bize dayattığı başarı ölçütlerine uymadığımız, gün gelip güçten düşeceğimiz, merdivenin durduğumuz yerinden daha alt basamaklarına ineceğimiz tehlikesi ve sonuçta da itibarımızı kaybedeceğimiz endişesi bizi yiyip bitirebilir. Güçten düşme, kendini yararsız hissetme, aynı meslekten kişilerle yaptığımız sohbetler, ünlülerin hayat hikâyeleri ve arkadaşlarımızın elde ettiği başarılar statü endişemizi tetikler. Ancak içimizde kopan fırtınaları dışa vurmak toplum tarafından hoş karşılanmaz. Kıskançlık da böyledir aslında. Belki de şöyle yansıtırız: birden dikkatimiz dağılır, zoraki gülümseriz, uzun uzun susarız bu başarılar karşısında. Benlik algımız yani kendimizi nasıl algıladığımız başkalarının bizi nasıl algıladığıyla çok ilişkili olduğundan statümüz bizim için çok önemlidir. Kendimize katlanabilmek için dünyanın bize saygı duyduğuna dair birtakım işaretler ararız. Öte taraftan statümüzü hayat boyu aynı seviyede tutmak da imkânsız gibidir. Toplumsal konumumuzu başarılarımız belirler. O da aslında her an elimizden kayıp gidebilir. Ahmaklıklarımız, eksik bilgilerimiz, ülke ve dünya ekonomisindeki krizler bizi kolayca başarısızlığa götürebilir. Ardından bizi her an yiyip bitiren bir aşağılık duygusu, değersizlik hisleri ve utanç gelir.

Evet, statü endişesi bizi kedere ve hüzne sürükleme olasılığı taşır. Ancak öte taraftan statüye duyulan iştah, yeteneklerimizin hakkını verebilmemiz için bizi cesaretlendirir, mükemmelliğe yönlendirir, zarar verici ve tuhaf davranışlardan uzaklaştırır ve toplumu ortak bir değerler sisteminde kenetler. Ancak aşırıya kaçıldığında ölüme de yol açabilir. Statü endişemizin üstesinden gelmenin en iyi yolu onu anlamaya ve onun üzerine konuşmaya, tartışmaya başlamak olacaktır.

Tanımlar ve açıklamalarla yapılan girişten sonra, kitabın birinci bölümünde statü endişesinin nedenleri ele alınıyor: Sevgisizlik, snopluk, beklenti, meritokrasi ve güven. Kitabın ikinci bölümünde ise statü endişesine yönelik çözümler: felsefe, sanat, politika, Hıristiyanlık, bohemlik.

Sonuç olarak statü endişemizi dindirmek ve akıllıca çözümler bulabilmek için birçok kaynağımız ve bu durum bizim irademize bağlı. Sanayiciler, bohemler, aileler, filozoflar, sanatçılar ve inandığımız dinin özellikle ölüme yaklaşımı bize yol gösterebilir. Statü endişesi ne kadar can sıkıcı olursa olsun onsuz bir yaşam düşlemek şimdilik imkânsızdır. Çünkü başkalarının gözünde başarısız olacağımız ve yerin dibine batacağımız korkusu, sahip olduğumuz hırsların doğal sonucudur. Statü endişesi, başarılı bir yaşamla, başarısız bir yaşam arasındaki farkı anladığımızda ödediğimiz bedeldir aslında.

Alain De Botton, Statü Endişesi, Sel Yayıncılık, Türkçesi: Ahu Sıla Bayer, 5. Baskı: Ekim 2010.

Serkan Parlak - 07.09.2016

,

1024

Serkan Parlak Hakkında

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından yayınlandı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin