Sünnetin Dindeki Yeri

Sünnetin Dindeki Yeri

Sünnetin Dindeki Yeri

26.05.2017 - Serdar Kocabaş
Sünnetin Dindeki Yeri

“Ömer b. Hattâb, İbn Abbas’a (r.a) haber göndererek şunu sordu:

- Bu ümmetin kitabı bir, peygamberi bir ve kıblesi bir olduğu halde nasıl olup da ihtilafa düşecek? İbn Abbas da şöyle cevap verdi:

- Ey müminlerin emiri! Kur’ân-ı Kerim bize indirildi ve biz onu okuduk. Biz, onun nerede ve ne hakkında indirildiğini biliyoruz. Ama bizden sonra öyle kimseler gelecek ve Kur’an’ı okuyacaklar ki onlar hangi ayetin hangi konuda indiğini bilmeyecekler. Bu yüzden her topluluğun Kur’an hakkında farklı görüşleri olacak. Her topluluğun farklı görüşü olunca da ihtilafa düşecekler. İhtilafa düşünce de birbirleriyle savaşacaklar.”

Kur’an-ı Kerim’den hüküm çıkarmak isteyenlerin ayetlerin iniş sebebi dediğimiz sebeb-i nüzulü bilmesinin ne kadar önemli olduğunu anlatan bu rivayet aynı zamanda bize sebeb-i nüzulün de ancak hadis-i şeriflerden öğrenilebileceğini göstermektedir.

***

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sözleri, uygulamaları, tasvip ve onayları, hayatı süresince takip ettiği yol ve tutumu olan sünnet, aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’in şerhi ve açıklamasıdır. Bu sebeple Celâleddin es-Süyûti “Sünnet olarak ortaya konan bütün hususlar, Hazreti Peygamberin (s.a.v.) kalbine Allah tarafından yerleştirilmiştir. Yani Resûl-i Ekrem’in sünneti, Hak Teâlâ tarafından onun kalbine konmuş bir hikmettir” der ve Kur’an-ı Kerim’in mücmel ve özlü ifadelere sahip olduğunu sünnetin ise bu özlü ifadeleri şerh ettiğini yani ayrıntılı olarak açıkladığını ifade eder.

Peygamber Efendimiz Veda haccında Müslümanlara bir konuşma yaparak sünnetin önemini şöyle açıklamıştır: “Ey insanlar! Ben sizlere iki esas bırakıyorum, onlara sıkı sıkıya sarıldığınız takdirde asla sapıtmazsınız! Bunlar Allah’ın kitabı ve benim sünnetimdir.”

Bir diğer can alıcı hadisi şerif ise şöyledir: “Sakın ola, herhangi birinize bir emrim ya da bir yasağım ulaştığı zaman, koltuğuna yaslanmış olarak ‘Biz onu bunu anlamayız! Biz Allah’ın kitabında ne varsa (sadece) ona uyarız!’ derken bulmayayım.” (Şafii, el-Müsned, s. 151)

İşte tam da bu konulara cevap vermek üzere yani sünnetin dindeki yeri ve öneminin yanında, sünnete uymanın gerekliliği, sahabe-i kiram ve selefin sünnete uymada gösterdikleri hassasiyet; sünnet inkârcılarının delillerinin dayanaktan yoksun oluşu gibi konulara doyurucu açıklamalar getiren Celâleddin es-Süyûti’nin “Miftâhu’l Cenne fi’l-İhticâc bi’s-Sünne” kitabı “Sünnetin Dindeki Yeri” ismiyle Türkçeye çevrildi ve Semerkand Yayınlarından basıldı.

Sünneti etkisizleştirmek ve hükümsüz hale getirmek üzere çeşitli çevrelerce ve hatta akademik unvanlı bazı kimselerce sünnet düşmanlığı yapılmaktadır. Sünnet inkârcılığı ve Kur’an’la yetinme denebilecek bu anlayışın kökleri Hariciler ve Şia fırkalarına dayanır. Şia bağlıları, kendi düşüncelerine uymayan yani Şia inanç esaslarına uymayan hadisleri direk reddetmiş ve Ehl-i beyt taraftarı kimseler aracılığıyla gelen çok az bir sünneti kabul etmiştir. Aynı şekilde Hariciler de Hakem Vakası’ndan sonra sahabe-i kirama tan etmiş ve onları fasıklık ve küfürle suçlamıştır. Bu sebeple de Allah’a, Resulüne ve Müslümanlara iftira etmiş ve de sünneti inkâr etmekten hiç çekinmemişlerdir. İşte kökleri Hariciler ve Şia fırkalarına dayanan sünnet inkârcılığı 19-20. yüzyıllarda Hint-Pakistan bölgelerinde tekrar ortaya çıktı. Bu sapkın anlayışın kaynağı ve nedenleri araştırıldığında altında oryantalist denilen Batılı araştırmacıların hadis ve sünnet üzerine yaptıkları çalışmalar görülmektedir. Oryantalistlerin etkisiyle ortaya çıkan sünnet düşmanlığı ve sünnetin reddi faaliyetlerinin başında, Hint kıtasında Sir Ahmed Han ile Abdullah Çekrâlevi gelmektedir. Bu anlayış daha sonra Mısır’da Muhammed Tevfik Sıdki ile Muhammed Reyye’nin faaliyetleri ile devam etti. Türkiye’de bu sünnet düşmanlığının savunucusu kimseler bulunmaktadır.

Yrd. Doç. Dr. Ali Kaya tarafından tercüme edilen “Sünnetin Dindeki Yeri” kitabının ilk elli sayfasında işte bu sünnet karşıtlığının arkasındaki oryantalist hareketlere, sünnet inkârcılığının tarihi köklerine temas edilmekte ve sonra da Hint-Pakistan ve Mısır’daki hareketler tanıtılmakta ve böylece günümüz Müslümanlarına sünnet inkârcılarını yakından tanıma fırsatı sunulmaktadır.

“Hadisleri inkâr edenlerin durumu”, “Hadisleri Kur’an’a arzetmek”, “Hulefâ-yi Râşidîn ve sahabenin sünnete bağlılıkları”, “Resûlullah’ın hadislerini kabulde sahâbenin icmâı” ve “Sahâbe-i kirâm yalan söylemezdi” başlıklarıyla sünnet ve hadis inkârcılarına çok güzel cevaplar veren kitap, sünnetin dindeki yeri ve konumuna dikkat çekiyor.

Serdar Kocabaş - 26.05.2017

,

616

Serdar Kocabaş Hakkında

Serdar Kocabaş

kendi halinde bir halsiz.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin