Sürmeli Türkçe - Şeref Yılmaz

Sürmeli Türkçe - Şeref Yılmaz

Sürmeli Türkçe - Şeref Yılmaz

23.05.2011 - Hilal Bilgeç
Sürmeli Türkçe - Şeref Yılmaz

Türk Dili"nin büyük ustası Kaşgarlı Mahmud"un aziz hatırasına ithaf edilen eser, Şeref Yılmaz"ın kalemi ile Ferfir yayınlarından okurlara sunuldu.

Max Miller"in "Türk dili o kadar mükemmel ve o kadar kıyasidir ki bu dili sanki lisaniyat âlimleri vücuda getirmiştir." sözü ile esere giriş yapan yazar; yeryüzünde konuşulan dillerin fakirlik-zenginlik- kullanılabilirlik gibi özelliklerinden bahsettikten sonra "sürmeli" kavramı ile sınıflandırdığı anadilimizin, Türkçemizin diğer dillerden üstünlüğünü; bilimsel anlamda olmasa da gönül gözü ile yapmış olduğu tespitlerle ispat etmeye çalışıyor.

Yazar yabancıların bile hayran kaldığı, dünyanın değişik coğrafyalarında Türkçe konuşanların çoğalması adına Türkçenin engin deryasından çıkardığı incileri Türkçenin gerdanına dizmek isteyen okurları davet ederek Türkçenin şefkat ve feraseti üzerine gönül telinden nağmelerde inletiyor sayfaları. Türkçenin bünyesinde bulundurduğu kelimelere karşı şefkat ve merhamet gösterdiğini ayrıca kullanımı revaçta olmayan, zamanla yerini başka kelime veya kelime gruplarına bırakan kelimelere karşı da vefasızlık yapmayıp; onları da dâhiyane bir siyaset izleyerek tekrar kullanıma soktuğunu ballandıra ballandıra anlatıyor.

Türklerin İslamiyet"e geçmeleri ile birlikte hâlihazırda kullanılan bazı kelimeleri İslam"ın kadirşinaslığıyla birleştiren Türkçe, bu kelimelere yeni manalar yüklemiştir. Misal; "dünyevi muhasebeler için 'sınav" kelimesini tercih ederken, uhrevi meseleler için 'imtihan" kelimesini başına taç yapmıştır." diyen yazar "bu ne vefa bu ne talihlilik!" diyerek Türkçeyi bir övgü yağmuru altında ıslanmaya bırakmıştır.

Kendini bilen, ebediyen var olmak isteyen her dilin, kelimelerine sahip çıkması gerektiğinden; yoksa başka dillerin istilasına uğrayıp yok olabileceğinden dem vuruyor yazar. Hatta kitabın bir yerinde şöyle bir sorunun muhatabı yapıyor okuru: "Bu durumda Türkçenin son zamanlarda yaşadığı yabancı kelime istilasını Türkçenin acziyetine mi vermeliyiz" Hayır! Asla ve kata! Türkçe kendi kelimeleriyle ters düştüğü için yabancı kelimelerin rahatlığı karşısında birçok yabancı kelime kendi için zemin yokluyor. Türkçe bana oturum izni verir mi acaba"" cevabını veriyor.

Yazar sürmeli Türkçe bölümünde Arap, Fars ve Türk dillerinin karşılaştırmasını yapıyor. Farsça bir ibare ile "zeban, zabn-ı arap est, zabanı Farisi şeker est zebabı Türkî sezginü rengin est." Yani: "Arap dili hakiki dildir. Fars dili şeker gibi bir dildir. Türk dili ise zengin hareketli ve renkli bir dildir." diyerek Türkçenin üstünlüğünü bir kez daha ispata kalkışıyor. Türkçenin hareketli bir dil olmasının nedenini Türk milletinin ordu-millet olması, at üstünde göçebe olması ve hareketli bir hayat yaşamalarından kaynaklandığını; yine benzer şekilde, renkli bir dil olmasını bir kelimenin Türkçede biden fazla karşılığının olmasından kaynaklandığını ileri sürüyor. Bunun ise dilin gücü ve büyüklüğü ile doğru orantılı olduğunu dile getiriyor.

Bir dilin ayakta kalabilmesi kelimelerine sahip çıkması ile mümkündür. Osmanlının halkına davranışı ile Türk dilinin kelimelere davranışını birbirine benzeten yazar, nasıl ki Osmanlı halkını dil din ırk diye ayırmamışsa Türkçede büyük bir vefa örneği göstererek kelimelerini ayırmamış, dışlamamıştır, diyor.

Yine yazar, özellikle Arap ve Fars dillerinden alınmış olan kelimelerin Türkçeleştirilmesindeki başarıdan bahsederek Türkçenin bu baskın yönü ile övünmekten kendini alamayarak, Türkçeye olan sevgisini benzetmeler yaparak anlatmaya devam ediyor. "Onu bazen kırmızı duvakla beyaz bir gelinlik içinde eşsiz bir dilber gibi hayal ettim; bazen de Ötüken ormanlarında at koşturan alperen bir yiğit..." Dilin, insanın asil bir parçası olduğunu; insanın olmadığı yerde dilin de olmayacağını belirten yazar, ayrıca dilin insanla hayvan arasındaki en büyük ayırt edici özellik olduğunu da vurgulamadan geçmiyor.

Kelimelerin kökenini araştıran bilim dalına etimoloji denir. Kelimeler doğarken tek bir anlam ifade ederken zamanla kullanım alanlarına göre yeni anlamlar da kazanabilirler. Türkçe başka dillerden aldığı kelimelere kendi renginden, kendi kokusundan bir şeyler vererek onu kendisine benzetmiştir. Bu da Türkçenin bünyesine giren kelimelere ne kadar şefkatli davrandığının göstergesidir. Farsça ve Arapçadan alınan kelimelerin Türkçeleştirilebilmesini, iyi niyetli bir tespitle, Türkçenin ferasetinden kaynaklandığını işaret ediyor yazar. Lakin kitabın objektiflik yanı yok. Zaten yazar da bu noktada objektif olmadığını, olamayacağını okurların affına sığınarak birçok yerde itiraf ediyor. Bunun bir aşk, bir serenat olduğunu belirterek bu konuya akıl ile değil gönül ile yaklaştığını belirtiyor. Bu tavrından da büyük haz alıyor. Yazarın kelimelere İslami manalar yüklemesi Türkçenin göze ve gönle daha şiirin gelmesine ve kutsal bir dil edası ile söylenmesine vesile oluyor.

Konuşmak aynı zamanda düşünce üretmektir. Günümüz gençliği fazla kelime kullanmadan zihnini yormadan iletişime geçmeye çalışıyor. Bu tavır da dilin yanlış kullanılmasına sebep oluyor. Bu olumsuz tavır ise en başta anadile karşı yapılan bir nezaketsizlik olduğunu vurguluyor kitap.

Konuşmaktan çok daha önemli bir eylem olan susma eylemi üzerinde de duruyor yazar kitabında. Sarf edilen her kelime insanın şahsiyetini ortaya koyar. Onun için peygamberimiz, ya hayır konuş ya sus, der.

Yazar söz bitimi bölümünde bütün diller Allah(c.c.)"ındır. İnsana konuşmayı (ki bu bir nimettir) öğreten de O(c.c.)"dur. Yazar, güzel konuşmanın bir sanat olduğunu belirterek dilini, kültürünü insanlığını, fani hayatta ortaya koymaya çalıştığı ve sonsuza not düşmek istediği bütün güzellikleri Türk diline borçlu olduğunu; dili sevmenin en somut yolunun ise onu doğru ve güzel kullanmaktan geçtiğini sık sık tekrarlıyor. Kısacası yazar dilimize sahip çıkmamız gerektiğini çünkü dilimizle var olduğumuzu, dile, dini hassasiyet ve ibadet titizliği içinde yaklaşılması gerektiğini ve dili ne kadar önemsiyorsak o kadar önemli ve değerli olabileceğimizi ifade eden cümlelerle kitabını nihayetlendiriyor. Yalın, sade, bol örnekli, orijinal ve sevimli bir üslupla etimolojik bir kitapçık oluşturmuş yazarımız. Okurken zevk alıp bilgi hazineme bir şeyler katabildiğim nadir kitaplardan biri oldu. Bu bağlamda meslektaşımı tebrik ediyorum. Samimi bir dille yazılan eser, samimi bir şekilde okunmaya yönlendiriyor okurunu.

Bir de yazarın kullanmış olduğu ve benim de çok hoşuma giden iki deyimden bahsetmeden geçemeyeceğim:

"Yabancı kelimelerin Türkçeye geçmesi konusunda kelimelerin oturma izni almaları"
"Kitap okuma hastalığı"

Kitap okuma hastalığına tutulmanız ve şifa bulamamanız temennisiyle; iyi okumalar.

Sürmeli Türkçe
Şeref Yılmaz
Kaynak Yayın Grubu

Hilal Bilgeç - 23.05.2011

,

3557

Hilal Bilgeç Hakkında

Hilal Bilgeç

1974 doğumlu yazar, Dicle Üniversitesi Edebiyat Öğretmenliği mezunu olup, halen özel bir kurumda öğretmenlik yapmaktadır. Evli ve iki çocuk annesidir.

Not: Fotoğraftaki şahıs kendisi değildir.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin