Tarihe Tanıklık Eden Bir Hanım: Ayşe Hümeyra Ökten

Tarihe Tanıklık Eden Bir Hanım: Ayşe Hümeyra Ökten

Tarihe Tanıklık Eden Bir Hanım: Ayşe Hümeyra Ökten

28.02.2014 - Ayşegül Uyar
Tarihe Tanıklık Eden Bir Hanım: Ayşe Hümeyra Ökten

1925’in İstanbul’unda Fatih’te iki katlı dededen kalma ahşap konakta dünyaya gelen bir kız çocuğu. Her iki taraftan da iman ve ahlak üzere bilinen saygın ailelerin evlatlarının evliliğinin ilk meyvesi, güzelliği, babasının göz nuru.

Cumhuriyetin ilk yılları, hızla değişen siyasi ve sosyal hayata uyum sağlamaya çalışan devrin insanları, bir gecede işsiz güçsüz üstüne bir de itibarsız kalan hocaları, önderleri. Tüm bunların ortasında sohbetler, zikirler, halkalar, öğrenciler, hocalar arasında geçen bir çocukluk. Heybeliada’da kiralanan konakların eşsiz yazları, iftihar belgeleri ile geçen ilk gençlik yılları.

Evlatlarından biri küçücükken vefat edince üzerlerine hassaten titreyen bir baba, eve sık sık gelen doktorlar ve bunca başarının üzerine çizilen bir yol: çapa tıp fakültesi. Kısacası: Ayşe Hümeyra Ökten/ Dindar Bir Doktor Hanım.

Genelde erkekler üzerinden anlatıla gelen yakın tarihimizin mühim tanıklarından biri Ayşe Hanım. İlerlemiş yaşına rağmen imam hatip liselerinin kuruluşu için gayret sarf eden merhum Celaleddin Ökten’in kızı olmasının yanı sıra, cumhuriyetin ilk tesettürlü kadın doktoru olması da bakışlarımızı ona çeviriyor. Kamusal alanda başörtüsü sorunu henüz hafızalarımızın en taze yarası iken bunca erken bir vakitte, savaş artığı bir ülkede tek başına dindar bir hanımefendinin verdiği mücadele, sonrasında gelişen Medine sevdası, okunmaya değer bir hayatı gözler önüne seriyor. Tam da bu kertede din hizmetleri uzmanı Nevin Meriç’in Timaş Yayınlarının Nehir Söyleşileri/ Hatırat Serisi için Ayşe Hümeyra Hanım ile yaptığı söyleşisi yakın tarihimize farklı bir bakış sunuyor.

Tarih tekerrürden ibaret demiş ya atalar, üzerinde nefes aldığımız coğrafyanın tarihini bilmek en çok bu bağlamda ihtiyaç oluyor. Dününü okumayı beceremeyen, bu günü yorumlamakta aciz kalıyor. Medyanın bizlere sunduğu büyük gündemler başımızı döndürürken ben kendi küçük gündemimle hayata tutunmaya çalışıyorum. Benim küçük gündemim; modern dünyanın çalışan dindar kadını olunca yolum ister istemez onunla kesişiyor.

Okumaya başlar başlamaz ilk satırlarda hissediyorum ki Ayşe Hümeyra Hanım’ın yaşı değil ruhu sinmiş kelimelere. Hakka hizmet için vakfedilince ömür, gönül yorgun olmayınca cümleler de bir biri ardınca sıralanıyor demek. Doksanına merdiven dayamış bu hanım öyle net ve tek tek anlatıyor ki her bir ayrıntıyı bizler dün akşam ne yediğimizi hatırlamakta zorlanırken Mahir İz’in “Nazar ber kadem" uyarısı bir kez daha canlanıyor zihnimde. Usulca fısıldıyorum kendime: “Parmak uçlarına bak." Bunca keskin bir hafıza ile bulunduğu her ortamda daim başarılı ve birinci olan bir hanım nasıl da mutludur diyesi geliyor insanın ama Cumhuriyetin ilk yıllarından bu güne eğreti bir elbise gibi üzerimizde duran yobazlık/ gericilik yaftası A. Hümeyra Hanım’ın hayatı üzerinden yeniden karşıma çıkıyor. Kışın başörtüsü yazın kapüşone ile okula giden, daim kalın çoraplar giyerken namazlarını gizli kılan, kocaman amfilerde “Bu kalabalığa karşı dinimi savunamam." endişesi ile yaşanan bir hayat. Belki tam da bu sebeple Ayşe Hümeyra Hanım’da genç yaşta sarsılmaz bir yer eden Medine sevdası, bir başka cihetten bir hastanın kabul olan duası. Rabbi rahimine teslim olan bir hanımın yakazası: Doktorluğu.

Yukarıda da dediğim gibi A. Hümeyra Hanım görünüşte küçük olsa da ardına kadar açıldıkça büyüyen bir kapı gibi duruyor karşımızda. Bir hanım üzerinden hem cinsi latifin, hem de bir ülkenin değişim izlerini sürmek farklı bir tecrübe sunuyor bize. Her ne kadar Nevin Meriç, Hümeyra Hanım ile uzun görüşmeler yapmış biri olarak kitabının girişinde Dr. Ökten’den bahsederken cumhuriyeti topluma aktran rol model hanım (s:10),cumhuriyetin kadın eğitimine ve özgürlüğüne katkısından yararlanan modern, özgür bir doktor hanım (s:15) ifadelerini kullansa da ben burada bir küçük parantez açarak itirazımı dillendirmek istiyorum.

“Tarzı selefe tekaddüm ettim
Bir başka lisan tekellüm ettim
Gencinede resm-i nev gözettim
Ben açtım o genci ben tükettim." (s:45)

Kendi hayatını anlatırken Şeyh Galib’in yukarıdaki beyitini dillendiriyor Dr. Hanım ve şöyle ekliyor  “Bir farkla ki ben tarzı selefe tehalüf ettim." Dr. Hanım eğitim hayatının yoğunluğuna bir kez kendini kaptırınca geri dönememiş, “Ben erkek olsam böyle bir hanımı istemezdim, hem bir evin bir hanıma, yedi mahallenin bir doktora ihtiyacı var." diyerek evlilik hayatından geri durmuştur. Sonrasında Medine sevdası kalbinde kök salınca evliliğin kendini o topraklardan koparacığına dair bir hissiyatla evlilik kapısını hepten kapatmıştır. Lakin ne eğitim hayatının ne çalışma hayatının izlerini sürerken Dr. Hanım özgür ve modern kadına bir kez olsun atıf yapmamış, dinine dair vecibeleri gizlemek zorunda kaldığı ortamları da büyük bir buruklukla anlatmıştır.

O günün şartlarını düşündüğümüzde Celaleddin Ökten Hoca’nın bir taraftan evlatlarının dini eğitimini evde kendisi verir ve tuttuğu hocalar vasıtasıyla verdirirken öte yandan onları pozitif bilimlere yönlendirerek ilerde yaşamaları muhtemel sıkıntıları bertaraf etmeye niyet etmesi kendince haklı görünse de bunu Cumhuriyet Türkiyesi’nin değişen şartlarına uyum sağlamak olarak ifade etmek bir nesle öncülük etmiş Celaleddin Hoca’ya haksızlık olacaktır zannımca.

Bu küçük mülahazadan sonra tarihin sayfalarına geri dönecek olursak bizi elbette bu hanımefendinin yetişmesinde belki en büyük emeğe sahip olan Celaleddin Hoca karşılar. Celaleddin Ökten demek aynı zamanda Tahirul Mevlevi, Babanzade Ahmet Naim, Mahir İz, Mehmet Akif gibi her biri ayrı birer kıymeti haiz olan isimler demektir. Bununla da kalmaz hocanın önce talebesi sonra yakın dostu olacak olan Nurettin Topçu, Ohan Okay gibi son asrımıza yön veren bir çok fikir adamı, önder bir biri ardına sıraya girer. Bir kitap okumak ve yakın tarihe şöyle bir bakmak için araladığınız perde hepten kalkınca anlarsınız ki daha tanınacak çok şahsiyet, okunacak çok kitap vardır.

Elde notlar ve yeni keşifler için isimlerle kitabevleri sizi bekler. Ne diyeyim yolculuğunuz hayr olsun.

Dindar Bir Doktor Hanım, Ayşe Hümeyra Ökten
Söyleşi: Nevin Meriç
Timaş Yayınları

Ayşegül Uyar - 28.02.2014

,

3977

Ayşegül Uyar Hakkında

Ayşegül Uyar

Elma ağaçlarının dallarında dayısının anlattığı masallarla büyüyen bir kız çocuğuydu. Zannederdi ki herkesin bir masalı vardı günü gelince cebinden çıkartıp ortaya koyacağı. Sonra büyüdü ve kendine kendinden başka bir anlatıcı olmadığını gördü.

"Hayat senin kitaplarda bildiğin gibi değil" diyenlere inat kitaplara ve masallara sarıldı. Hukuk tahsili beklerken ilahiyata düşünce kırılır gibi oldu kaleme. Ne ki kitapla ahdi bitmeyince kalemi koyamadı bir kenara. Bir gün tekrar sarıldı kaleme, kelamı yaratan rabbe hamd ile... Artık biliyordu konuşmak, okumak ve yazmak aklı zayi etmemek için birer nimetti.

Şimdilerde yazıyor, en çok kendi için bir de ömrümün duası dediği oğlu için...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin