Tasavvuf Nedir?

Tasavvuf Nedir?

Tasavvuf Nedir?

26.02.2016 - Ferhat Özbadem
Tasavvuf Nedir?

Anadolu Müslümanlarının, daha çok yazdığı siyer kitabı olan “Hz. Muhammed’in hayatı” adlı eser ile tanıdığı Lings aslında çok yönlü bir şahsiyettir. Bir taraftan araştırmacı, bir taraftan gezgin, bir taraftan tasavvuf bilimci, bir taraftan felsefeci, bir taraftan da şairdir. Tasavvuf nedir? Adlı kitabı Türkçeye tercüme edilmiş ve piyasada ulaşılabilecek bir eserdir. Eserdeki görüşleri ve buna yaklaşımlarımıza geçmeden önce kısaca Lings’in hayatı ile ilgili bilgiler vermemiz notları daha anlaşılır kılacaktır.1909’da İngiltere’de doğdu. Kendisi İngiliz tasavvuf bilimcisidir. Tradisyonalist[1] ve perennialist[2] akımın öncü temsilcilerinden birisi olan Martin Lings, ünlü bir yazar, editör, mütercim ve araştırmacı kişiliğinin yanı sıra dini öğreti, kutsal metin, sembolizm, edebiyat ve sanat aracılığıyla ağırlıklı olarak Tanrı-insan ilişkisini terennüm eden bir şair olarak bilinmektedir. Önceleri Protestan’dı, sonra ateist oldu. Sonrasında ise İslam’ı din olarak seçti.

 Oxford Üniversitesi'nde İngiliz edebiyatı okudu. Bir süre Polonya'da İngilizce öğretmenliği yaptıktan sonra 1939'a kadar kaldığı Litvanya'daki Kaunas Üniversitesi'nde İngilizce okutmanlığı görevini üstlendi. 1940-1951 yılları arasında Kahire Üniversitesi'nde İngilizce ve İngiliz edebiyatı okuttu. 1955'te British Library'de Arapça Kitaplığı ve ardından, 1973'te emekli olana kadar da British Library ve British Museum'da Doğu Yazmaları sorumlusu oldu. 1959'da Londra Üniversitesi'nden doktora derecesini aldı. Yirmili yaşlarında diğer dünya dinlerini incelemeye başladı. 1938'de tanıştığı Kuzey Afrikalı Müslümanlar aracılığıyla sufi Şeyh Ahmed Alevî eş-Şazelî ile karşılaştı, Müslüman oldu. Ebubekir Siraceddin adını aldı. 1939 yılında Mısır'a gitti. Burada Kahire Üniversitesi'nde, özellikle Shakespeare üzerine on iki yıl ders verdi. 1948'de İngiltere'ye döndü. Londra Üniversitesi'nden Arap dili diploması aldı. 1955 yılından itibaren British Museum'da Doğu elyazmalarının (özellikle Arapça) sınıflandırılmasına katıldı.

 Lings, Shakspeare’in ezoterik mesajıyla ilgili derinlikli fikirler ihtiva eden kitabı The Sacred Art of Shakspeare: To Take Upon Us the Mystery of Things’in 1998 baskısına Lings’in hayranı olan Galler Prensi önsöz yazmıştır. Lings, Shakspeare’in eserlerindeki kutsal ve evrensel yönlerle ilgili olarak çeşitli yerlerde dersler vermiştir. Yakın zamanda 2005 yılında İngiltere’de vefat etti.

 Türkçeye tercüme edilen eserleri

Tasavvuf Nedir? Vural Yayıncılık

Öze Dönüş & Sorular ve Cevaplar, İnsan Yayınları

Başlangıçtan Günümüze Mekke, İnsan Yayınları

Yirminci Yüzyılda Bir Veli, Sufi Kitap Yayınları

Shakspeare’in Kutsal Sanatı, Ayışığı Kitapları

Hz. Muhammed'in Hayatı, İnsan Yayınları

Simge ve Kökenörnek: Oluşum Anlamı Üzerine, Hece Yayınları

Onbirinci Saat, İnsan Yayınları

Yakin Risalesi / Ebubekir Siraceddin Vural Yayıncılık

Antik İnançlar Modern Hurafeler Yeni Zamanlar

 

Tasavvuf Nedir? Kitabından Notlar

 Müellif, Kitaba İbn Arabî’nin duası ile giriş yapmaktadır. (syf 8) İbn Arabî, vahdeti vücut felsefesinin kurucusu olarak bilinen bir zattır. Bu açıdan baktığımızda Lings’in de İbn Arabî çizgisine yakın olduğunu söyleyebiliriz. Lings için modern çağın Gazali’si desek yanılmış olmayız sanırım. (Lings’in İslam’ı tercih ettiği süreçten sonrası ve tasavvuf, felsefe ve şiir yönünün benzerliği üzerinden) Tabi burada şunu hatırlatmak gerekiyor. Gazali hayatının son dönemlerinde tasavvuf çizgisinden uzaklaşmış ve İbn Arabî felsefesinden beri olan bir zattır. Lings’in Şazeli[3] tarikatına mensup olduğunu ve son dönemde tasavvuf anlayışının entelektüel ve felsefi anlamda güncellenmesinde özel bir yeri olduğunu söylemek gerekiyor. Tasavvufa yaklaşımı ve tasavvufu tanımlaması şöyle: Tasavvuf bir mihenk taşıdır, yeri doldurulamaz bir ölçüdür. O, kendi benzerlerinin dışındaki başka bir şeyi, sadece iki boyutu olan düz bir yüzey konumuna indirgeyerek kendi gerçek yükseklik ve derinlik boyutuyla tezahür eder (syf 8)

 Tasavvuf tanımı: Zaman zaman bir Vahiy, büyük bir med ve cezir dalgası gibi Sonsuzluk deryasından (Okyanusundan) bizim sonlu dünyamıza “akar”. İşte tasavvuf, bu med ve cezir dalgalarına dalma, onun Ebedi ve ezeli kaynağına geri çekilme sanatı, disiplini ve ilmidir. (syf 9) Yapılan tanıma ve yaklaşıma dikkat ettiyseniz klasik tanımlamanın dışına çıkılmış entelektüel ve felsefi bir bakış açısı ortaya konmuştur. Belki de Lings’i bu konudaki diğer uzmanlardan ayıran yön budur. Eserin genelinde kullanılan dil ve yaklaşım göz önünde bulundurulduğunda (ki bunu tasavvuf tanımlamasında çok açık şekilde görüyoruz) belli bir donanım ve derinlik olmadan Lings’in söylediklerini anlamak ve istifade etmek zor görünüyor gibi.

 Kitabın tercümesinden kaynaklanan bir kısım sıkıntılara da işaret etmek gerekiyor. Misalen “Mistiklerin yolunu izlemek için, onu ayrı bir boyut olarak ele almak gerekir. Çünkü bu yol derinlik boyutundan başka bir şey değildir.”(syf 13) cümlesinde “mistizm” kelimesinin kullanılması gibi. Müellif yüksek ihtimal sufi yolu ya da tasavvuf yolu anlamında bir kelime kullanmışken tercümede “mistizm” kelimesi kullanılmıştır. Tasavvuf ekolü savunucuları tasavvufun mistizm olmadığını hemen her ortamda ifade ederler. Lings’in bir tasavvuf bilimci olarak tasavvufu mistizm olarak görmesi zor bir ihtimal olarak duruyor.

 Eserde bir kısım uç görüşler olmak ile birlikte mutedil bir yaklaşım olarak tasavvufun vahiyden beslendiğine vurgu yaptığını fakat ayetlerin yorumlanmasında veya delil olarak getirilmesinde İşari/Bâtıni yaklaşımın çok ön plana çıktığını söyleyebiliriz. “Tasavvuf, med dalgalarının en güçlüsü ve en merkezi olanıdır ki İslami Vahiy'den müteşekkildir ve şimdiye kadar söylenilenlerden açığa çıkmıştır ki, bunu teyit etmek bazılarının düşündüğü gibi onun değerini düşürmek anlamına gelmez. Tersine, bu tasavvufun hakikatinin ve müessiriyetinin bir teyididir.” (syf 15)

 Tasavvuf literatüründe esmaların[4] tecellisi meselesi olarak geçen fakat bir yönü ile vahdeti vücut felsefesine kapı aralayan (burada İbn Arabî etkisi kendisini göstermektedir) yaklaşımlar Lings’in cümlelerinde de görülmektedir. İslami akideye göre, Kemal, Celal (heybet) ve Cemal (güzellik) niteliklerinin bileşimidir. Tasavvuf ise pek çok sufinin ifade ettiği gibi bu ilahi niteliklerle (vasıflarla) donanmaktır. Lings’in tasavvufi kavramlara yeni bir anlam bilim yaklaşımı ile felsefik yeni anlamlar yüklediğini söyleyebiliriz. Klasik tasavvuf literatüründe seyr ve sulük kavramlarına yeni anlamlar getirmiştir. Seyr halinde sufinin pozisyonunun ne olduğuna ve sulük halinin ne olduğuna yeni izahlar getirmiştir. “Herkes, belli bir noktada olduğunun veya cebelli bir noktaya ulaştığının bilincindedir, hatta bu, belli bir yaşa ulaşmanın bilincinden başka bir şey olmasa bile... Mistisizm, bu noktanın; yarıçapın üzerinde olduğu bilinciyle başlar. Sonra bu gerçekten hareket ederek· merkeze doğru ilerlenir. Yarıçap en yüce merkezden çıkan İlahi letaif şuasıdır ve bu şua (nur) mistike yol gösterir.” (syf 21)

 Tasavvufi kavramlara yeni bir anlam bilim yaklaşımını “fena/fenafillah[5]” kavramında da aynı ile görüyoruz. “Onların araştırdıkları, bir başka sufi terimiyle, mahlukun, mahluk olmayanda, dünyevinin Ebedi'de, sonlunun Sonsuz'da yok olması (fena) dır. Bazı sufilerin Kur'an-ı ezberlemeleri ve bütün hayatları boyunca onu okumaları, manevi bütün yolların esası olan, Allah ile hemhal olma anlamına gelir.” (syf 27) Bu cümleden Lings’in tasavvuf literatüründe “fena” meselesini kabul ettiği görülmektedir. Birçok İslam âliminin eleştirdiği bir mesele olan “fena” meselesi kabul edenlerin akidevi durumlarını sıkıntıya düşürebilir. Tasavvuf literatüründe fena fil ihvan, fena fil şeyh, fena fil resul, fena fil Allah, bekabillâh gibi mertebelere ayrılan fena, ayet ve sahih hadislerde delili olmayan ve kişinin ahiretine zarar verebilecek bir meseledir.

 Lings’in eserinde eleştiriye sebep olacak meselelerden biri de Kur’an’a yaklaşımıdır. Kur’an’ın muhataplarını avam ve havas olarak ayırması ve seçkinlerin kitabı olduğunu savunması Kur’an’ın ruhuna, ayetlerin kendisine aykırıdır. “Kur'an, bütün toplumun kitabıdır, bununla birlikte, aynı zamanda bir azınlığın, manevi seçkinlerin kitabıdır.” (syf 30) Bu cümle dolaylı olarak seçkinlerin/havasın[6] Kur’an’ı anlayacağını diğer insanların tam Kur’an’a tam vakıf olamayacaklarını savunmaktadır. Tabi burada kastedilen havasın tasavvuf ehli zatlar olduğu gerçeğini ifade etmek gerekiyor. Yani dolaylı olarak tasavvuf ehli velilerin asıl anlamı bileceği diğer insanların asıl anlamı bilemeyeceği gibi bir anlamda ortaya çıkıyor.

 Lings, bütün tarikatların bir yolla Resulullah’tan geldiğini savunmaktadır. Bir yönü ile tasavvufa meşruiyet kazandırmak amaçlı ortaya koyduğu bu yaklaşım tasavvuf ekolünün bu konudaki ana görüşüdür. Lakin yanılgı olduğu kanaati taşıyorum. Sahih hadisleri ve siyer bilgileri bütün ayrıntıları ortada olan Resulullah’ın tasavvuf anlayışındaki yaklaşımlara kaynak olması mümkün değildir. Bu sıkıntı aslında İşari/Bâtıni yaklaşımdan kaynaklanmaktadır. Hadis ve sünnete zahir manası dışında bir takım anlamlar yükleme ve tevil yolu ile tahrif etmekten kaynaklanmaktadır. “Her sufi tarikatı Hz. Peygamberden bu yolla gelmiştir. Bir tarikata girme, onun muayyen zincirine bağlanma anlamına gelmektedir. Bu, kişiye kuvvi bir güç kazandırır, yani daha sonra fiiliyata dönüşecek Asli Hali ile kuvvi bir bütünleşme sağlar.” (syf 44) Ayrıca Lings bu konuda şöyle demektedir: “Hz. Peygamberin hadislerinin batını talimatlarla zengin olması gerçekte Hz. Muhammed'in - sufilerin ısrar ettikleri gibi - ilk sufi şeyhi olduğunu göstermekteydi.” (syf 120) Aşkınlık felsefesi olarak tanımlanabilecek bir yaklaşım ile ruhun zihni aşabileceği savunusu yapıyor Lings. “Sufi öğretisinin incelenmesi akla, zihin ile kalb arasındaki sınırın entelektüel sezgi (bedahet) veya duruma göre hayret alanında bulunduğunu göstermektedir. Her mistik öğretinin ruha zihin sınırını aşırtıp muteale geçirecek meşhur olmuş formülleri vardır.” (syf 79)

 Lings üzerinde İbn Arabî felsefesi etkisini kitabın birçok yerinde görmek mümkün. Bununla birlikte açık şekilde vahdeti vücut felsefesinin olabilirliğine işaret ettiği cümlesi şöyle: “Zihnin özümsemesi gereken öğretilerden biri sufi1iğin beş (Hazerat-ı Hamse) akidesidir. Vahdet-i Vücud'a işaret eden bu hazret dereceleri, aldatıcı da olsalar, sonsuzun merkezi olan Hakk'ı temsil etmek suretiyle beş görünümü mümkün kılar.” (syf 80) Kelam ilminde tartışma konusu olan Cemalullah’ın görülüp görülmeyeceği konusu ile ilgili olarak insanın Allah’ı görebileceği görüşünü savunmaktadır Lings. Konu ile ilgili cümlesinde muğlâk olan kısım ise insanın Allah’ı dünya da mı yoksa ahirette mi göreceği noktasıdır. Bir kısım tasavvufi ekoller Allah’ın dünyada da görülebileceğini savunmaktadır. “Eğer Allah'ı sadece Allah görebileceğine göre niçin kalbi saf olanın O'nu göreceği vaat edilmektedir? diye sorulsaydı cevabı, «Kalbi saf olanların buzu eritmiş oldukları ve onların “su gözü” ile baktıkları için olurdu. (syf 83)” Platon felsefesinde gerçek âlem ve yansıma âlem olarak tanımlayabileceğimiz yaklaşımın bir benzeri de Lings’te görülmektedir. Bu dünya için zahir ahiret için batın dünyası tanımı yapmaktadır. “Kamil insan hakkında öğretilenlerden şu sonuca varılabilir ki, Tevhid Ruhu, bu ve öteki dünya arasında, yani batın ve zahir arasında muallâkta bırakılmış çok yönlü bir bütündür.” (syf 96)

 “Tasavvuf merkezidir, yüceltilmiştir, derindir ve esrarengizdir. Değiştirilemez mükemmeldir, güçlüdür, tehlikelidir, ulaşılması zordur ve zaruridir.” (syf 109) Çok yönlü ele alınabilecek ve derinlikli yaklaşılabilecek bu cümlede biz “değiştirilemez ve mükemmeldir” vurgusu üzerinde durmak ile iktifa edelim. Değiştirilemez kısmı öznel bir yaklaşım olmak ile birlikte büyük bir çelişki barındırmaktadır. Eğer kaynağı, ilkeleri, amaçları ve felsefesi ile değişmeyeceği kast ediliyor ise tarihsel süreç içinde ne kadar değiştiğini ilgili eserlerden ve günümüzde görmekteyiz ve bu bir çelişkidir. Yok eğer ritüelleri ve manevi getirileri ile ilgili değiştirilemez deniyorsa bu durumda farklı tasavvufi ekollerdeki ritüel değişiklikleri ve manevi getirilerinin göreceliği ayrı bir çelişki olarak karşımıza çıkar. Tasavvufun mükemmel olması meselesi ise sadece tasavvuf ekolü savunucuları için kabul görebilecek yaklaşımdır. Umum İslam düşüncesi içindeki diğer ekol ve yaklaşımlar için bu durum geçerli değildir. Lings bu konuda bir sonraki adımda biraz daha ileri giderek şöyle demektedir: “Değiştirilmez olmak tasavvufun hakkıdır, çünkü o, kanılara değil kesinlere dayanır. Değiştirilemez olmak zorundadır, çünkü sufilik, tam anlamıyla, Hakk'ın sırdaşı olmaktır.” (syf 111) Yine itiraz edilmesi ve eleştirilmesi gereken bir cümle kurmaktadır. “Hakk’ın sırdaşı” olmak gibi akidevi olarak sıkıntı olabilecek bir deyim kullanıyor.

 Lings eserin genelinde bir kısım tasavvufi ekol ve görüşleri eleştirmektedir. Bunun bir örneği olarak yine eleştiriye açık olan şu cümleler ile bir kısım tasavvufi yaklaşımları eleştirmekte ve kendisince doğru olan yaklaşımı ifade etmektedir. “Ancak tasavvufun kaçınamayacağı genel bir sorumluluk vardır ki bu onun zaruri oluşudur. Tasavvuf zaruridir, çünkü o, İslam'a göre vücudun kalbidir. Vücuttaki kalb gibi merkez de korunmalı, sabit ve sağlam kalmalıdır. Fakat aynı zamanda hayat damarlarıyla beslenmeyi red etmemelidir. Bu nedenle İslam'ın Batıni ve Zahiri vechesi arasındaki ilişkiler karmaşık ve o oranda naziktir. Dışarıdan bakıldığında sufilerin sürekli olarak kendileriyle toplum arasında derin uçurumlar açtıkları ve bu uçurumlar üzerinde köprüler kurdukları görülür. Fakat İslam'ın batıni vechesini bu açıdan iki sınıfa bölmek çok yanlış bir basitleştirme olur. Sufiler İsmin kıymetine layık “kalbler” olmak zorundadırlar.” (syf 127)

 Buraya kadar olan tespit ve eleştiriler ile birlikte diğer eserlerine bakıldığında Lings’in birçok eleştirilecek görüşü mevcuttur. Örnek olarak; Lings, Öze Dönüş adlı eserinde dinler arası diyaloga kapı aralayacak bir kısım görüşleri savunuyor. Bütün dinlerin eşit olduğu gibi bir yaklaşım sergilemektedir. Savunusunda şerh düşmemiş olması, izahı dar tutması niyetinin ne olduğu konusunda muğlâklığa sebep olmaktadır. İşte kendi cümleleri şöyle:

 “Diğer hakikatleri dışlayan tek bir din olduğu fikri bana entelektüel düzeyde hiçbir zaman makbul gelmemiştir. Fakat artık gelmiş geçmiş tüm dinlerin, farklı kavimlerin farklı ihtiyaçlarını karşılamak üzere nazil olup, tıpkı merkezi Tanrı olan bir dairenin çevresindeki noktalar gibi; Tanrı’ya eşit uzaklıkta ve Tanrı katında müsavi olduklarını kalben de tasdik etmiştim”[7] Yazarlar ve kitaplar değerlendirilirken ilmin edebine mugayir olmayacak şekilde eleştirilmelidirler. Bu yazımızda buna dikkat etmeye çalıştık.

 

Martın Lings

Tasavvuf nedir?

Akabe yayınları 1. baskı 1986

 

[1] Tradisyonalizm: Kişi veya topluluk düzeyinde ve gündelik yaşamdan bilgi anlayışına kadar pek çok alanda yönlendirici unsurun zaman ve mekanı aşan ilahi-kutsal ilkelere dayalı olması gerektiğini iddia eden felsefi ve mistik akım

[2] Perennial Felsefe (daimicilik): Evrensel hakikat ilkelerinin tüm insanlar ve kültürlerde ortak olarak mevcut olduğuna dair felsefi düşünüş.

[3] Şazelilik Ebul-Hasan eş-Şazeli tarafından kurulan sufi bir tarikattır. Tarihte Kuzey Afrika'da ve Mısır'da önemli, birçok İslami edebiyat katkısıyla tesiri olmuştur. Edebi ve entel katkılarıyla bilinen en meşhur kişiler İbn Ataullah, Hikem'in yazarı, Ahmed Zarruk ve Ahmed İbn Acibe, yine birçok yorum ve eser yazarıdır. İslam peygamberi Muhammed'e aşk ifade eden şiirler arasında, Muhammed el-Cezuli'nin dikkate değer Delail-i Hayrat'ı ve Busiri'nin meşhur Kaside-i Bürde'sidir. El-Ezher Üniversitesinin birçok baş hocası ve Sultan II. Abdülhamid’in bu tarikata mensup olduğu iddia edilir.

[4] Esma-i Hüsna: Allah’ın güzel isimleri

[5] Tehânevî, "Mecmaus-Sulûk" adlı tasavvufi eserden yaptığı nakle göre fena; Allah'tan başka hiçbir şeyi görmemek, kendini ve bütün eşyayı unutmak, o zamanda her şeyi ona rabb olarak görünür. Artık ondan başka hiçbir şey bilmez ve hiçbir şey görmez olur. Böylelikle ondan başka hiçbir şeyin olmadığına inanır, kendini de "o" sanır ve "Hak benim" der. Varlık aleminde de Allah'tan başka hiçbir şeyin olmadığına inanır.

[6] Sözlükte "bir nesneyi diğerlerinden farklı ve üstün kılan nitelik" anlamına gelen hâssa kelimesinin çoğuludur. Seçkinler anlamında genellikle avam karşıtı olarak kullanılır. Tasavvufta, "herkeste bulunmayan birtakım bilgilere ve hallere, yetenek ve ruh temizliğine sahip veliler" anlamında kullanılmaktadır. Bunların en üstün olanlarına hâssü'l-havâs adı verilir.

[7] Martin Lings, Öze Dönüş, İnsan yayınları 2012 s.14

Ferhat Özbadem - 26.02.2016

,

1543

Ferhat Özbadem Hakkında

Ferhat Özbadem

1979 yılında Adıyaman?da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Adıyaman'da bitirdi. Gül Eğitim Yardımlaşma Dayanışma İlmi Araştırmalar ve İnsan Hakları Derneği kurucu üyesidir. Özgün İrade, Vuslat, AbıHayat ve Yolcu dergisinde şiir ve makaleleri yayınlanan yazar evli üç çocuk babasıdır.

zeynepder.org, haberdurus.com, gulder.info, dunyabizim.com, kitaphaber.com.tr web sayfalarında belli periyotlar ile yazı yazmaktadır.

Yayınlanmış Eserleri:

  • Ebrulim
  • Kur'an'ın Gölgesinde Hz. Muhammed
  • Cennetin Yolu
  • Kur'an'ı Nasıl Okumalı
  • 40 Esas 40 Düstur
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin