Taşları Yemek Yasak - İsmet Özel

Taşları Yemek Yasak - İsmet Özel

Taşları Yemek Yasak - İsmet Özel

19.04.2011 - Hüseyin Sultanoğlu
Taşları Yemek Yasak - İsmet Özel

Yeni bir düşünme yolu olarak İslam uyanışın habercisidir. Bu uyanışta bir canlılık, bir bekleyiş, bir parlayış vardır. Bahsedilen yeni yol, değiştirmekten farklı olarak yenilenme ve arınmadır. Tazelenen her şey yeni kabul edilir. İsmet Özel, kendisinin ifade ettiği bu yenilenme biçimine girmeden önce birkaç noktaya daha temas etme gereği duyuyor. Modern çağın Müslümanları olarak aynı şeyi söylediğimizi, aynı yönü izlediğimizi öne sürüyoruz. Fakat söylediğimiz aynı kavramları farklı bir üslupla iletmiş oluyoruz. Bütün bunlar farklı şartlar altında farklı hedefler belirlememizden doğuyor. Bizi Müslüman kılan şartlanmalar biraz da bizim kişiliğimizdir.

Yeni bir düşünme yolu olarak İslam"da nasıl birleşeceğiz diye soran İsmet Özel ardından şu cevabı veriyor; İslam"ın yeni bir düşünme yolu olduğunu anlayabilmek özgür olmaya dayalıdır. İslam özgür olmanın bilgisidir. Hâlbuki kişilikleri silmek ve bir yorumla sistemleştirilmiş bir yapıda gerçeği mutlaklaştırmak kulun kula kulluğunu getirir ve bu da İslam"ı kundaklamaktan başka bir şey olmaz.

Özgür olmak gereklimidir" Batılılar 'öz" kelimesinden yalnızca bir şeyi 'nefs" kelimesinin anlamını seçiyorlar, yani batıya göre özgürlük, nefsin istediğini ona vermekle gerçekleşiyor. Onlar için bütün kurtuluş nefsin tatmininden fazlası olamıyor. Bizde ki özgürlük anlayışı ise insan olmanın bilincine varmak, kendini bilmek, hayvani olma düşüklüğünden kurtulmanın bir işaretidir. Özgür Müslümanlar dünya hayatında kendilerine has bir hareket yolu seçerler. Bu yolu anlayabilmek için de bu yolda yürüyecek Müslümanları anlamamız gerekecektir.

Nasıl özgür olmalı" Batılı düşüncenin anladığı hürriyet marjinal, Müslümanların anladığı ise merkezidir, yani insan oluşumuzun eksenine ilişkindir. Batılıların hürriyet konusunda hangi sınırda durması gerekeceği hususunda bir bilgileri yoktur. Özgür insan akıllıdır ve akletmeyi bilir çünkü akletme gücü ona Yaradan tarafından kuluna bahşettiği değerlerden biridir. Özgürlüğün peşinde olan insan ise akılcı olmak zorundadır. İçinde bulunduğu durum akılcı davranmasını gerektirir. Akılcılık (rasyonalizm) orantılı bağlar üzerine kurulmuştur. Bu yüzden akılcı tutum ölçülebilir esaslar üzerine tavır takınır. Akılcılık dünya hayatının imkânlarından daha fazlasını elde ederek hür olmanın yollarını gösterir. Akıllılık ise çevremizi kuşatan şartları sorgulamaya götürür bizi.

Var olan her şey özgürdür. Yani her şey kendi özünün gürlüğüyle ortaya çıkabilir. Canlılar dünyasında insanoğlu dışında bütün yaratıklar özgürlük bilgisine doğuştan sahip olur. Âdemoğluna doğuştan gelmeyen bu bilgi onu şerefli kılan yalnızca vahiyle kendisine ulaşmış bilgidir. Bu bilgiden mahrum kaldığı ve inkâr etmesi nispetinde kendi varlığından üstün ve aşağı duruma düşebilir. Kendisine vahiyle indirilen bu özgürlük bilgisini unutur ve bu bilginin kaynağına isyan ederse şeytanlaşır ve bu yüzden insan özgürlüğünü bilmediği sürece hayvani ve şeytani arasında kısır döngü içinde dönüp dolaşır.

Bize her zaman en iyi durumun aklımızın başımızda olması olduğu öğretilmiştir. Bu tanıma uyarak hepimiz aklı başında insanlar sayılabiliriz modern dünyanın bize sunduğu denge ve bu dengeyle uyum sağlandığı zaman akılcı bir yaklaşımla böyle olması gerektiğini öne sürebiliriz. Ama akıllı bir insan olmaya adım attıysak bu dengenin kullara kulluk olduğunu sezmemize neden olur ki budalalığımızı gün yüzüne çıkarmamıza sebep olur.

İnsanın aklı başında değilse ızdırap çektiği nesnededir. O halde aklımızı başımıza almak için ızdırapları dindirmemiz gerekecektir. Bunun haklılık payı vardır ama bu yaklaşımda özgürlüğümüzü bulma konusunda bir tehlike de gizlidir. Akıllı insan ızdarabını yok etmeye çalışmaz bu ızdıraptan dersler çıkarmaya gayret eder. Akılcı insanlar ise ızdaraplarını öğrenilecek bir şey olarak görmediklerinden yok ettikten sonra boşluğa düşmüş olurlar.

İsmet Özel"in kitaptaki bir başka tespitleri dünya hayatında batılı düşünce ile İslam arasındaki çekişmeleridir. İslam, batı medeniyeti ilk kurulduğu anda da daha sonra büyüyüp geliştiği zamanlarda da hep vardı. Yani batı medeniyeti bazen gizli bazen de açık hasmı olarak İslam"ı karşısında bulmuştur. İki zıt yaklaşım olarak canlılıklarını korurken yer küre üzerindeki diğer yorumlar ölü kültür haline gelmiştir. Batı medeniyeti tehlike olarak görmediği ölü kültürlere itibarını vermekte sakınca görmedi. İslam"ın batı için son derecede korkutucu, Budizm, Şamanizm, Taoizm gibi, inanışları sevimli sayması bundandır.

Her kültür kendi içinde tutarlı olabilen kapalı bir sistemdir. Batı kültürü de kendi değerleri ile tutarlı bir bütün meydana getiren kapalı bir sistemi aksettirir. Müslümanlar batının kültürüne husumet duymadıkları halde batının benimsediği insanı ele alma biçimine düşmanlık duydular. Batılı gibi olmak onlara aşağılık geldi. Bu çelişkili durumu şöyle ifade ettiler; batının tekniğini ve bilimini alalım ama ahlakını reddedelim. Ne var ki bunu tersi gerçekleşti. Peki, neden böyle oldu" Çünkü Müslümanlar kendi noksanlıklarını maddi olduğunu sanıp kendilerine çeki düzen verme işlemini maddi gücü ele geçirme alanlarında başlattılar. İki yüzyıl süren bu çabalamanın sonucu olarak halkı Müslüman olan ama dış görünüşü batılılara benzeyen yönetici bir kesim var oldu. Bu kişiler Müslümanların karar mekanizmalarına hâkimdiler. İslam"ı değerli bir güç sayan kişiler de batının insan ilişkilerinde düzenini benimsemek zorunda kaldılar. Öyleyse şunu bilmeliyiz ki bizi güçlendirecek şey batıyı güçlü kılan şeylerin olmadığıdır.

Kitapta bir sonraki konu düşünce üzerinden devam ediyor. Düşünce dünyasına girmenin iki yolu vardır. Düşüncelerini herkesle paylaşan ve bu yüzdende düşüncelerini elverişli bir biçimde ortaya koymak için çaba harcayanların yolu. İkinci yol düşüncesini sadece sanatçılarla ve filozoflarla paylaşan bunun içinde özgün bir biçim koyanların yolu. Birincisi sunulan düşüncenin özgün biçimine bağlanmak ikincisi düşünceyi kendi özgün biçimimize önceden sahip olmamızla mümkündür. Modern çağda düşünce alanının davranış alanından ayrı kabul edilmesi ve bütün düzenlemenin bu ayrımı yerleştirecek şekilde yapılmasıdır.

İslam davranış ve düşünceyi bir kabul ederek yapmanın ve bilmenin müşterek alanlarına sevkeder insanları. Bu sebepten dolayı ölü inançlar batı medeniyetinin yorumunun azgınlığına kadar varmış İslam ise yaşanabilir tek hayat yolu olarak gücünden bir şey kaybetmemiştir.

Müslümanları sağcı ve ya solcu olarak görmek isteyenler her yeni durumda görüşlerinde bir düzeltme yapmak zorunda kalıyorlar. Çünkü Müslümanlık hayatını modern medeniyetin yürümesine elverişli araçların gölgesinde devam ettiren bir anlayış değil ve yine Müslümanlar modern medeniyetin etkisiz bıraktığı yolu üzerinden kaldırdığı ölü dinlerden değildir. Son zamanlarda Müslümanlar etkilerini azaltmışlarsa İslam düşmanlarının başarısından değil Müslümanların kendi yetersizliği yüzündendir. Batı medeniyetinin İslam"ı kitaplara Müslümanları mezarlara tıkma eylemleri sonuç vermeyecektir. Çünkü İslam"ın kendine mahsus hayat veren bir güç olarak insan hayatında yer tutması mümkündür.
İslam"ı modern dünyanın ideolojileri dışında anlayabilmek için önce Müslümanlığımızın bir adaptasyon vesilesi olmadığını kavramamız gerekiyor. İslam"ı mevcut şartlara adapte etmek İslam"dan uzaklaşmaktan başka sonuç vermez.

Modern yaşama biçiminin dünyadaki etki alanı ananevi değerleri korumak isteyen kimseleri korkutuyor. Hızlı şehirleşme, insan yığınlarındaki ruhsal dağılma, şaşkınlık giderek büyük yozlaşmalara sebep olduğu gerçek. Modern yaşama biçimi küfr ile iman arasına çizgi çekmeyi bilen hiçbir Müslümanı yozlaştıramaz. Yozlaşanlar modern yaşama biçimiyle karşılaşmadan öncede böyle bir çizgiyi hayatlarında önemli saymamış olanlardır.

Yaptığı tespitler nokta atışı niteliğinde olan İsmet Özel son sayfada bir hikâyeden bahsederek kitap serüvenimizi birazda rahatsız ederek noktalıyor. 20 yy dediğimiz modern çağda ufkumuza ışık olmuş ve şu an içinde bulunduğumuz post modern çağda da zihinlerimize bir nebze aydınlık taşıyacak İsmet Özel yazıları ve şiirleri düşünce hayatımızda her daim yer alacaktır.

İnsanın ihtiyacı olandan fazlasını elinde tutması kendisi için taş gibidir. Bu yalnız mallar, servet, güç gibi nesnelerde geçerli değil. Merhamet, şefkat ve tevazu gibi şeyler içinde böyle. Bilgi içinde böyle. Eğer herhangi bir şey insanların istifadesine açıksa ancak istifade edildiği kadar o 'şey" olur, o şeyden istifade edilmezse artık o taştır ve gerçekten onu istifadeye konu etmeksizin kullananlar taş yemiş olurlar. Sana yaramıyorsa bırak başkasına yarasın. Sana yaramadığı halde sende olan hem senin hem başkasının aleyhinedir. Taşları yeme, taşları yemek yasak.

İsmet Özel
Taşları Yemek Yasak
Şule Yayınları
126 Sayfa

Hüseyin Sultanoğlu - 19.04.2011

,

5845

Hüseyin Sultanoğlu Hakkında

Hüseyin Sultanoğlu

Profesyonel öğrenci ve sosyolog adayı. @hsynsultanoglu adresinden twitter'ı sallamaya devam ediyor.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin