Teslimiyetin İrrasyonelitesi

Teslimiyetin İrrasyonelitesi

Teslimiyetin İrrasyonelitesi

13.06.2019 - Misafir Köşesi
Teslimiyetin İrrasyonelitesi

Gevher Aslıhan Uncu yazdı...

Varoluşçu düşüncenin en önemli yazarlarından biri sayılan, Soren Kierkegaard’ın Korku ve Titreme’si, Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ı kurban etmesi olayından hareketle iman ile akıl arasındaki ilişkiyi tüm çarpıcı yönleri ile ele almaktadır. Hz. İbrahim ekseninde başlayan kitapta yazarın üzerinde durmak istediği meseleye bakacak olursak, kitabın salt teolojik bir konuyu verme gayretinden çok daha fazla noktalara eğildiğine şahit oluruz. Her şeyden önce yazar, Tanrı’nın sevgili kulu Hz. İbrahim’in biricik oğluna kavuşmasının ardından ilahi bir buyruk ile oğlunu kurban etmesini buyuran Tanrı’ya karşı göstermiş olduğu teslimiyeti ele alır. İbrahim’in burada göstermiş olduğu teslimiyeti, yazar yüce bir tavır olarak kabul eder. Zira biyolojik olarak baba olması mümkün değilken Tanrı’nın ona bir oğul bahşetmesiyle sevinen Hz. İbrahim, şimdi en çok arzu duyduğu şeyle yani oğluyla sınanmaya tabi tutulmuştur. Yazar, Hz. İbrahim’in bu sınav karşısında göstermiş olduğu tavrı neticesinde ondan “inanç şövalyesi” olarak bahsetmektedir. Öte yandan Hz. İbrahim’in, Tanrı tarafından seçilmiş olmasını, Tanrı’ya duyduğu büyük iman, sevgi ve teslimiyete bağlar.

Kitap sekiz bölümden oluşmaktadır; iman ve akıl ilişkisini Hz. İbrahim’in öyküsünden hareketle ayrı ayrı başlıklar üzerinden incelemektedir. İlkin, Hz. İbrahim’in oğlunu Moriah dağına götürüşü ile imanının sorgulanma aşamasını ele alır. Psikolojik betimlemeler oldukça güçlü bir şekilde yerleştirilmiştir. İbrahim’in Tanrı’ya duyduğu sevgi ve biricik oğlunu kaybetme korkusu nihayetinde onu iman noktasına sevk etmiştir. İnanmayı, yalnızca Tanrısal olana inanmak ile sınırlandırmayan Kierkegaard için inanma, Tanrı için iradi olarak tam bir teslimiyete sahip olmaktır. İmanın kararlı bir teslimiyet göstergesi sunması ile Hz. İbrahim, toplumsal değerlere karşı radikal bir tavır geliştirmiş olmaktadır. Hiç kuşkusuz kitapta, iman kavramı üzerinde oldukça fazla durulmaktadır. Bunun yanı sıra yazar, iman ve bunun paradoksallığı meselesini güçlü bir biçimde ele almayı ihmal etmemiştir.

Ahlakın teleolojik olarak askıya alınıp alınamayacağı ile ilgili bölümde vurgulanmak istenen, Hz. İbrahim’in öyküsünden hareketle ahlaksal eylemlerin ilahi bir buyruk yahut tanrısal bir istem karşısında durumunun ne olacağına ilişkindir. Zira ahlaksal çerçeveyi düşündüğümüzde bir babanın oğlunun canına kıyması ahlaki olmayan bir edim olarak görülecektir. Öte yandan iman noktasından bakıldığında tanrısal buyruk karşısında gösterilen teslimiyet Hz. İbrahim’i oğluna kavuşturmuştur. Kierkegaard her iki durumu değerlendirdiğinde Hz. İbrahim’in bir katil değil iman şövalyesi olduğu fikrini yineler.

Bizim Tanrı’ya karşı görevimiz var mıdır? Elbette Kierkegaard’a göre bu sorunun cevabı, bunun bizim görevimiz olduğudur. Yaşamımız boyunca görevlerimiz olmuştur; bir işe karşı, bir kişiye karşı, kendimize karşı. Kierkegaard’a göre, yapmamız gereken şey görevlerimizi Tanrı ile ilişkilendirmektir. Görevimizi sevmek bir anlamda Tanrı’yı sevmemize olanak sağlayacaktır.

İman ve akıl nosyonları arasındaki ilişkiyi eserde sıklıkla vurgulayan Kierkegaard, imanın insan için ne denli önemli olduğunun altını bir kez daha çizer. İman, insan için bir tutkudur. Bu tutku zaman zaman kişiyi aklı ile karşı karşıya getirebilir. Kierkegaard’ın anlatmaya çalıştığı şey iman ya da aklın birbirinden üstün olup olmadığı ya da bir seçim yapılacaksa iman ya da aklın seçilmesi gerekliliği hususunda yargıya varmak değildir. Asıl amaç, inancın salt akılla açıklanmaya çalışılması girişiminin doğru bir tavır olup olmayacağı yönündeki sorulara yanıt aramaktır. Bu amaç doğrultusunda yazarın bilinçli bir şekilde Hz. İbrahim’in öyküsü ile inancın irrasyonel yönüne dikkat çektiği ortadadır. Nitekim Hz. İbrahim’in öyküsündeki teslimiyeti salt akılla açıklamaya çalışmak Kierkegaard’ a göre doğru bir tavır olarak karşılık bulmaz. Akıl ve inanç her ikisi de son derece önemli kavramlardır. Birini alırken diğerini atmak söz konusu olmayacağı gibi birini diğerine üstün kılma çabasında da bulunmamaktadır.

Ezcümle Kierkegaard’ın Korku ve Titreme’si, iman ve akıl ilişkisini koşulsuz bir teslimiyete varan Hz. İbrahim’in öyküsünden hareketle ele almasının yanında sevgi ve korku duygularını da iman çerçevesinde müthiş bir ustalıkla işler. İçimizde cevap aramaya çalıştığımız ince noktaları soru olarak karşımıza çıkaran bu kitapla okuyucu kendi iç sesindeki sorulara da denk gelecektir.

Korku ve Titreme

Soren Kierkegaard

Say Yayınları

çev:İsmail Yerguz

İstanbul, 2015

Misafir Köşesi - 13.06.2019

,

203

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

2010-2017 yılları arasında destek vermiş arkadaşlarımızın yazıları... İlaveten alıntı olmadan ya da talepleri üzerine daha önce yayınlanan yazıları misafir ettiğimiz kalemlerin yazılarını bu profilde paylaşmaktayız.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin