Tevhid ve Değişim - Celaleddin Vatandaş
![]() Merve Şimşek | İslamcılık | Okunma: 435 | 22.02.11
Öncelikle yazarın konuyu akıcı bir dille ele aldığını belirtmeliyiz. Yalın bir dil kullanmış olan yazarın, aynı zaman da bir çok isabetli tespitlerine rastlamaktayız.
Yazar ilk olarak “la ilahe illallah” hakikati çerçevesinde daha birkaç ayetin nazil olduğu; siyasi, ekonomik ve sosyal hiçbir ayetin nazil olmadığı bir dönemde, Mekke aristokratlarının korku ve şaşkınlık içerisinde verdikleri tepkilere yer veriyor. Hemen ardından Mekke aristokratlarının sadece “la ilahe illallah” kelimesine niye bu kadar kızdıkları sorusuna, onların din ve inanç algılarına, yaşanagelen kültür ve sistemlerine, en önemlisi psikolojilerine inerek cevap arıyor. Ve kelime-i tevhidi reddetme gerekçelerini tamamen çürütüyor. Bunu yaparken kah Mekkelilerin siyasi, ekonomik ve kültürel sistemlerinin düzensizliğinden, kah kendi atalarına yaptıkları suiistimallerden, kah Kur’an ayetleri ile bildirilen şirk mantalitelerinden dem vuruyor. Örneklendirecek olursak; müşriklerin o dönemde yüzlerce puta sahip oldukları, her kabileye, ailelere, hatta fertlere ait putların bulunduğu, birbirlerinin putlarını kabul görmedikleri bilinen bir gerçektir. Eğer problem putlarına hakaret edilmesi ve onların aşağılanmasından kaynaklanıyorsa, bunun müşrikler açısından problem olmadığı kesin… Zira bizzat kendileri putlarını aşağılıyorlardı. Ayrıca yazar, “la ilahe illallah” çağrısına müşriklerin tepkilerinin nedeninin, bu sözün çağrıştırdığı Emr/Hüküm (hakimiyet) konusu olduğunu vurguluyor. Bu bağlamda "Tevhid", “Tevhid ve Hüküm”, “Tevhid ve İlah”, “Tevhid ve Rab”, ”Tevhid ve Melik”, “Tevhid ve Din”, “Tevhid ve İbadet” başlıkları altında bu kavramları değerlendiriliyor; ve yazar, tevhidin aslında bu kavramların hepsini birden içerdiğinin altını çiziyor. Bu bölümü okuyanlar, ilah olanın aynı zamanda Melik, Rab, Hüküm koyan olduğu sonucuna varıp, bu kelimenin manasının, Allah’ın her alana hükmetmede yegane otorite olduğunu kavrayacaklardır. Yazar ilk bölümde “Tevhid” kavramını ve bu kavramın hayatımızdaki yerini inceledikten sonra ikinci bölümde, tam zıddı olan “şirk” kavramını, tağutu ve putçuluğu incelemektedir. Eğer bir kimse Allah’a isyan eder ve O’nun kullarını kendisine boyun eğmeye zorlarsa; o kimse tağuttur. Böyle bir kimse şeytan, rahip, dini ve politik lider, kral veya bir devlet olabilir. Bu nedenle, bir kimse tağutu reddetmedikçe gerçekten inanmış sayılmaz. Bütün bu açıklamalardan sonra, tevhidî devletin yavaş yavaş bozulduğunu, islamî kontrol mekanizmasının kayboluşunun Müslümanları nasıl asıl olandan kopardığını gözler önüne seren süreç anlatılmaktadır. Bu süreçte Tevhid kavramı, Müslümanların kafasında öyle bir değişime uğramış ki artık, Allah’ın hiçbir hükmünü kabul etmeyip, isim değilse dahi muhteva olarak kendisinin İlah, Rab, Melik olduğunu iddia eden tağutları ideal Müslümanlar olarak görmeye neden olmuştur. Ve sonuç; hilafetten saltanata geçiş… Yazarın belirttiğine göre; kelam ve felsefe “Tevhid” kavramının hakikatini yitirip değişmesine sebep olan unsurlardır. Bütün bu değişimlerden sonra gelinen boyut şudur; sonuç itibariyle Akaid kitaplarında, müşrikleri şaşkına çeviren, peygamberin (?) esasını oluşturan Tevhid hakikatini bulmak imkansızdır. Din veya bireysel veya sosyal alanda anlam kazanan ibadet konularını da bulmak mümkün değildir. Din bulunabilir ancak sade inanç boyutuyla, ki oda bazı yönleriyle, ibadet bulunabilir, ancak sayısı beşi geçmeyen biçimiyle… Kitabın, muhtevası itibariyle bizleri şu hakikate çağırdığını net şekilde görmekteyiz; artık tüm Müslümanların kültür İslam’ından kurtulup vahiy İslam’ına yönelmelerinin gerekliliği… İki okumalar. Tevhid ve Değişim Celaleddin Vatandaş Pınar Yayınları Şubat, 2011 Hılfu'l-fudul'da eğitmen, açıköğretim ilahiyat fakültesi öğrencisi.
Merve Şimşek İsmine Kayıtlı 4 Yazı Bulunmakdadır. Merve Şimşek İsmine Kayıtlı 4 Yazı Bulunmakdadır.
• Siret-i Meryem - Sibel Eraslan |

Hılfu'l-fudul'da eğitmen, açıköğretim ilahiyat fakültesi öğrencisi.









