Türk Modernleşmesinde Medya ve Çocuk

Türk Modernleşmesinde Medya ve Çocuk

Türk Modernleşmesinde Medya ve Çocuk

14.08.2015 - Mustafa ŞEVGİN
Türk Modernleşmesinde Medya ve Çocuk

Toplumsal sorunlar, hayatın tüm zorlukları sinema, televizyon, gazete ve diğer mecralarda hep yansıtılmıştır. Bu bize sosyal yapının ve medyanın iç içe olduğunu gösteriyor. Türkiye’de   yaşanan siyasi ve iktisadi bunalımlar her zaman film ve diğer yazılı ve görsel mecralarda yerini bulmuştur. Hülasa cumhuriyet sonrası Türk Edebiyatı’nda işlenen konular, o günkü toplumun sorunları ele alınmıştır. Edebiyattan sonra tiyatroda da sosyal yapı kendisini iyice göstermektedir.

Tüm dünyada etkisini artıran sinema her zaman giderek izler kitleye en büyük “mesaj” taşıyıcısı olmuştur. Dünyaca ünlü İranlı yönetmen Majid Majidi sinema hakkında şöyle diyor: “Eğer peygambeler bu çağda gelseydi ‘ tebliğ’i sinema ile yaparlardı. Bu söz bize sinemanın ne kadar etkili olduğunu apaçık gösteriyor. Yetmişli yıllardan sonra Türk Sinemasında toplumsal sorunlar açık bir şekilde işlenmeye başlanmıştır. Fakirlik, yoksulluk, göçler gibi konular Yeşil Çam’ın ana konusu olmaya başlamıştır. Fakat işlenen bu konular kişilerin dünya görüşünden bağımsız değildi, film şirketi sahipleri, programcılar, senaristler ve yönetmenlerin ideolojik görüşleri her zaman hakim olmuştur.

Gerek ülkenin o günkü sosyal yapısı gerek olması istenilen yani bize gösterilmek istenen, senaristler tarafından oluşturulan senaryolar topluma bağlı kalınsada; tamamen topluma ait olmayan öğeler de seyirciye yansıtılmıştır. Topluma ait olmayan kavram ve yaşantılar bir algı oluşturularak, gerçek budur diye topluma yansıtılmıştır. Örnek verecek olursak Anadolu’dan İstanbul’a göç eden kişilerin büyük bir çoğunluğunun İstanbul’da içine düştüğü büyük sefaletleri anlatılır. Bir anadolu ailesini ele aldığımızda: Aile büyük şehire göç eder; başörtülü anne zengin bir malikanede gündelik temizlikçi olur, erkek çocuk uyuşturucu mafyasına katılır, kız çocuk yanlış bir aşkın kurbanı olur; kasketli, namuslu baba çocukları için seferber olur; ama sonuç hapishane ve ölümle biter. Bu senaryo o günkü Türkiye’de “göç” için bir engel teşkil etsede maalesef dönemin zihniteni de gözler önüne seriyor. Bu seneryolarda ne kadar gerçeklik payı az olsa da toplumda büyük bir algıya neden olmuştur.

Büyük kuramcı Louis Althusser, medya ve diğer öğeleri ideolojik aygıt olarak kabul eder. Althusser, Devlet ve iktidar kendi varlığını devam ettirebilmek için kendi ideolojisini vatandaşa aygıtlar aracılığıyla aktardığını ifade eder. Yani o günkü ikditarın ideolojik bakışı televizyon ve senaryolar üzerinde etkilidir.

MEDYADA ÇOCUK ve Toplumsal Dönüşüm adlı kitapta Selahattin Güven, Michel Foucault’un görüşlerinden yararlanarak “İktidar, izler kitle, özne-nesne bağlamında” kendi pekspertifinden geçirerek okuyucuya medya okumaları yapmaktadır.

“Foucault’un ifade ettiği, iktidarın ‘olması gereken’ e ilişkin normatif belirleyici kapasitesi ile ilişkilidir. İktidar sahip olduğu kapasite ile normal olanı tanımlamaktadır. Normal olan ile normal olmayan arasındaki hattı çizdikten sonra bunun kurumsal ve mekansal çerçevesini ortaya çıkarmaktadır. Foucault bu ilişkiselliği delilik, hapishane gibi kurumların varlığı anlizlerinde ortaya koymaktadır. Ona göre, iktidar, “normal” olmanın normsal çerçevesinin çizdiği andan itibaren makansal olarak akıl hastanesini kurmaya yetkin hale gelmiştir. Yani söylem üzerine şeylerin doğasına ilişkin açıklama getiren iktidar, bu söyleme uygun kurumsal yapıları da çıkarabilmektedir.” [sayfa 57]

Selahattin Güven, bir çocuğun özne halindeyken yani daha bedenen ve diğer duygu yetileri gelişmemişken alilesinin yanısıra medyanın çocuk üzerindeki etkisi vurguluyor. Güven bu eserinde Yeşil Çam’dan başlayarak, Türkiye’nin geçirdiği sosyolojik değişimleri anlatarak çocuklar üzerindeki nesne hakimiyeti gözler önüne sermiş. Güven, dizilerde çoçuklarının temsilini iki yönden ele alıyor. Birincisi dizilerin kendi yapım ihtiyaçları, yani duygu geçişlerini sağlamak için çocuklardan faydalanılıyor ve ikincisi de dizilerde çocuklar üzerinden konuşmak yani bir dizide çocuğun dilinden hikaye anlatılmaya çalışılıyor şeklinde özetliyor.

Selahattin Güven tezlerine “ Öyle Bir Geçer Zaman Ki”, “Kurtlar Vadisi”, “Arka Sokaklar”, “Muhteşem Yüzyıl” dizilerindeki Çocuk karakterleri örneklemleriyle de konuyu açık bir şekilde ifade ediyor. Türk modernleşmesinde çocuk rölünü medyada nasıl yansıltıldığını açıklayan Güven, “Dizi filmlerinde genelikle çocuklar iki şekilde “iyi” ve “mağdur” olarak temsil edilmektedir. “ Kötü” çocuklar gözden ırak tutulmuşlardır. İyi çocuk ve iyi aile, baba toplum ve devlet işleyişi öne çıkarılırken, onun üzerinden normal olan ve arzulanması gereken aile, baba toplum tipi ortaya konmaktadır.” [sayfa 158]

Selahattin Güven Araştırmasını: Filmlerde Çocuk, Aile ve Çocuk, Sosyal Sınıflar ve Çocuk, Poltika ve Çocuk, Eğitim/Okul ve Çocuk, Suç ve Çocuk gibi başlıklar altında, dizilerden örnekler vererek okuyucunun gözünde somut bir şekilde canlandırıyor. Kitap iletişim fakültelerinde tez konularına yardımcı olabilecek ve orta öğretimde ders kitabı olarak“ Medya Okur-yazarlığı” için bir baş ucu kitabı olmaya adaydır. Not : bu yazı Ajans dergi’de yayınlanmıştır.

 

Selahattin Güven

Medyada Çocuk ve Toplumsal dönüşüm

Orient Yayınları

Not: Bu yazı daha önce Ajans Dergisi'nde yayınlanmıştır.

 

Mustafa ŞEVGİN - 14.08.2015

,

2593

Mustafa ŞEVGİN Hakkında

Mustafa ŞEVGİN

1986 yılında Urfa'da doğdu. Gazi Üniversitesi Sanat Tarihi bölümüne bir süre devam ettikten sonra Erciyes Üniversitesi İletişim fakültesinden mezun oldu. 

Mustafa ŞEVGİN ismine kayıtlı 21 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin