Türkiye Yerel Edebiyat Dergileri Albümü ve Türkiye'deki Dergicilik

Türkiye Yerel Edebiyat Dergileri Albümü ve Türkiye'deki Dergicilik

Türkiye Yerel Edebiyat Dergileri Albümü ve Türkiye'deki Dergicilik

12.05.2012 - Bilal Can
Türkiye Yerel Edebiyat Dergileri Albümü ve Türkiye'deki Dergicilik
Yakın zamanda çok önemli bir çalışmaya imza atıldı. Her iyi iş gibi popülarite peşinde olmayan iki kişinin yola koyularak başlattığı bu iş salt amme hizmeti olarak okurların, arşivcilerin, araştırmacıların hizmetine sunuldu. Türkiye'de iyi iş yapanların duyulmaması ve bu konuda gerek medya, gerekse diğer yerlerin bu gibi işlere destek vermemesi yapılan iyi işlerin göz ardı edilmesine neden olmaktadır.

Kamil Akdoğan ve Arzu Baydur Sarıyer tarafından hazırlanan 2011 Türkiye Yerel Edebiyat Dergileri Albümü bu güzel işlerden biri. Dergiler üzerine yapılan çalışmaların eksikliği su götürmez bir gerçektir. Fakat bu gibi çalışmaların olması yapılacak çalışmaları teşvik edecektir. Biz de bu albümün duyurulması ve eserin hikâyesini öğrenmek için Kamil Akdoğan ile kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Türkiye Yerel Edebiyat Dergileri Albümü nasıl şekillendi. Kitabın hikayesi nedir?

Öncelikle bu söyleşi için teşekkür etmek istiyorum size. Sorunun yanıtına gelince: Aslında uzun yıllar önce oluşmuş bir düşünceydi bu. Daha da doğru bir ifadeyle çok uzun yıllar önce oluşmuş bir düşüncenin ilk adımı da diyebiliriz. İlk adımı çünkü asıl hedef 2011 gibi bir kısıtlama getirmeksizin bütün yerel edebiyat dergilerine ulaşmak, onları bir çalışmada toplamak. O çalışmanın adına ise artık albüm denmeyecek mutlaka ama düşüncesi bile heyecanlandırmaya yetiyor.

Bu düşünceyi ilk kez Arzu Baydur Sarıyer ile paylaştım. Onun da dergileri sevdiğini, mümkün olduğunca takip etmeye çalıştığını biliyordum. Üstelik emekli olduğu için bolca da zaman ayırabilir diye düşünüyordum. Sonuçta onun da hoşuna gitti proje, üçüncü bir kişiyi daha yanımıza alarak yola çıktık. Bir süre sonra üçüncü kişiyle yollarımızı ayırmak zorunda kaldık. Yaklaşık 5-6 aylık bir süre içinde de kitabı ortaya çıkardık.

Türkiye'de dergiler üzerine yapılan pek çalışma yok. Eserin ortaya çıkması bu eksikliğin ürünü olabilir mi?

Düşüncenin ilk oluştuğu zamanlarda daha çok özel bir pratik, özel bir ihtiyaç önemli bir rol oynamıştı. "Keşke elimde söyle bir şey olsaydı o zaman şöyle şöyle yapardım" diye düşünür ya insan bazen. Albümün ilk akla gelişi işte böyle bir şeydi. Ama iş artık ürün noktasına geldiğinde elbette ortada böyle bir çalışmanın olmadığını da biliyorduk. Ama o düşüncenin ortaya çıktığı anda da, bugün de asıl belirleyici olan dergileri, dergiciliği sevmek diyebilirim. Örneğin yeni gittiğim bir şehirde ilk yaptığım şeylerden biri o şehre ait dergileri, gazeteleri bulmak. Adını daha önce duymadığım bir dergiyle karşılaşmak pul koleksiyonu yapan birinin nadide bir pul bulması gibi bir şey benim için.

Albüme baktığımızda 120'den fazla dergi gözüküyor. Bu dergilere ulaşmak editörleriyle iletişime geçmek zor olmadı mı?

Bazıları çok kolay oldu, bazıları zor. Maalesef bazılarına da hiç ulaşamadık. Ulaştığımız dergilerin büyük çoğunluğuyla telefonla da görüştük, birkaç tanesi dışında hepsi katıldı albüme. Katılmayanların ise "yerel" sözcüğü ile bir sıkıntıları vardı. Bir tanesi kavram olarak karşı çıkmıştı, üç tanesi ise yerel olmadıklarını söyleyerek katılmadı.

Dergilerin bir kısmı ise kendileri buldu bu çalışmayı. Hatta yerel olmadığını düşündüğümüz halde başvurmadığımız dergilerden de başvurular oldu. Bunlar arasındaki bazı dergileri edebiyatla hiç ilgileri olmadığı için katmadık albüme, bazıları ise uluslararası çapta yayım yapıyordu.

Cemil Meriç'in ifadesiyle "hür tefekkürün kalesi" olan dergilerin genel olarak Türkiye'deki durumu nedir sizce?

Bu sorunun yanıtı aslında ülkenin içinde bulunduğu koşullarla ilgili: 75 milyonluk bir ülkede yaşıyoruz, ancak tirajı en yüksek olan gazete taş çatlasa 1 milyon basılıyor. Okunma sayısının tirajdan çok daha düşük olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Dergiler için durum çok daha vahim, konuyla ilgili son okuduğum bir haberde dergilerde en fazla tirajın 50 küsur bin olduğu yazıyordu.

12 Eylül gibi büyük bir kâbusu yaşamış ülkemiz ve üzerinden 30 küsur yıl geçtiği halde izleri ve etkileri sürüyor. 12 Eylül öncesi 500 bin tirajı olan dergiler olduğunu biliyoruz. Oysa bugün trajikomik rakamlarda dolaşıyor dergi satışları. Satış olmadığı için kapanan dergi sayısının haddi hesabı yok.

Elbette siyasi ya da ekonomik yönden güçlü gruplar tarafından finanse edilen dergileri ayrı tutmak gerekir. Onların da sorunları vardır kuşkusuz ama gerek satış gerekse de dağıtım konusunda çok daha geniş olanaklara sahipler.

Öte yandan şu da bir gerçek ki, dergilerde ürünleri yayımlanan şairler, yazarlar bile maalesef dergilerine sahip çıkmıyor. Albümde de buna benzer açıklamalar görebilirseniz bazı dergi yetkilileri tarafından yapılmış. Hatta öyle örnekler biliyorum ki, bir kişi bir dergiye bir ürününü gönderiyor, bırakın dergiye abone olmayı; yayımlanıp yayımlanmadığını bile merak etmiyor.

Sonuç olarak dergilerin genel olarak bir durum değerlendirmesi ile ilgili ille de bir yanıt verecek olursam; gözüken olumsuzluğun en küçük payının dergilerde olduğunu söylemek isterim. Elbette okurun payı yüksek demek istemiyorum zira okurun bulunduğu nokta da okurdan bağımsız, ülkenin ekonomik, siyasi, kültürel yapısıyla ilgili. Bu böyle olduğu halde emekle, özveriyle yaşam savaşı veren dergiler, özellikle yerel dergiler bence kahraman gibi bir şey oluyor.

Ulaşabildiğiniz dergilerin yanında ulaşmadığınız dergiler de olmuştur muhakkak. Bu eser dergiler üzerine yeni bir çalışmaya yol açacak mı. Bu konu üzerinde başka çalışmanız veya projeniz var mı ?

Önceki sorulara verdiğim yanıtlarda az çok söz etmiştim zaten. Evet böyle bir hedefimiz var. Mümkün olan en az sınırlama ile yerelde yayım yapmış tüm edebiyat dergilerini toplamak.

Bu esere gelen tepkiler nasıl. Bildiğim kadarıyla alanında bir ilki gerçekleştirdiniz. İstenilen ölçüde geri dönüşler oldu mu?

Tepkileri gelen mesajlara ve telefonlara göre değerlendirmeye kalkarsam bir tanesi dışında hepsinin son derece olumlu olduğunu söyleyebilirim. Öyle güzel övgüler vardı ki, hemen o saniye bu çalışmanın çok daha kapsamlısını ortaya çıkarmak için harekete geçirecek denli itekliyordu insanı. Ama başka ölçeklere baktığımda tepkilerin yetersiz hatta yok denecek kadar az olduğunu söylemek zorundayım. Bugüne dek bildiğim kadarıyla sadece üç dergi bu çalışmadan söz etti. Bir tanesi kapsamının az olduğu gibi bir eleştiriyle beraber üç-beş satırlık bir haber yaptı, diğer ikisi ise sadece kapak görselini yayımlayarak "bize gelenler" gibi köşelerine aldı. Bir yerel gazete ise sizin yaptığınız gibi bir söyleşi yaptı.

KAMİL AKDOĞAN

1964 yılında Ankara'da doğdu. 1990 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden Uygulamalı Mekanik Dalında Mühendis ünvanı ile mezun oldu. Halen özel bir şirkette çalışıyor.

Yazı, şiir ve öyküleri Amik, Andız, Bakış, Berfin Bahar, Çağla, Çıtlık, Güney, Mavi, Mavi Yeşil, Odtülüler Bülteni, Onaltıkırkbeş, Ses, Tay, Yoğunluk gibi dergi ve gazetelerde, çeşitli kitap ve antolojilerde yayımlandı.

2008 yılında "Tülün Ardındaki Ay" isimli şiir kitabını çıkardı, Çeşitli öykü ve şiir yarışmalarında ödüller aldı, çeşitli dergilerde çalıştı.

Ankara'da ikamet ediyor, evli ve Nehir isminde bir kızı var.
Bilal Can - 12.05.2012

,

3521

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor.  Yayınlanmış 2 kitabı vardır. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin