Türkiye'nin Toplumsal Muhayyilesi

Türkiye'nin Toplumsal Muhayyilesi

Türkiye'nin Toplumsal Muhayyilesi

14.10.2015 - Mustafa Şevgin
Türkiye'nin Toplumsal Muhayyilesi

Osmanlı devletinden önce Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devletleri yeryüzünde büyük bir medeniyet tesis etmişlerdir. Bu medeniyet Osmanlı'nın üç kıtada yayılmasıyla da vücut bulmuştur. Osmanlı dünya imparatorlukları içerisinde kendi kozmopolit mefhumunu ahlak ve duruşunu öncelikle Anadolu topraklarında birer anıt gibi inşa etmişlerdi.Osmanlı'nın sanattan siyasete, iktisattan edebiyata kadar her alanda yetiştirdiği entelektüel düşünce ve aksiyon adamları günümüze kadar hala konuşulmaktadır. Şimdi felsefe, sosyoloji, edebiyat ve daha nice konularda Selçuklu-Osmanlı filozof ve sanatçılarını her konuda başucu olarak göstermekteyiz. Bu Anadolu entelejiyasının ne kadar zengin olduğunu bize göstermektedir.

İbrahim Kalın, "Ahlak ve Erdem'de bu zenginlikten faydalanarak sürekli atıflarda bulunmaktadır. Anadolu ve Yunan filozoflarının düşüncelerini ahlaklı ve erdemli bir toplumun nabzını sübjektiflikten başlayarak objektif bir biçimde gözler önüne seriyor.

Osmanlı'nın ilk rektörü olarak bilinen ve bir filozoftan öte aksiyon adamı olan Davut El Kayseri'den erdemli toplum mefhumları üzerinde son derece çarpıcı okumalar yaptırmaktadır. Öte yandan Molla Sadra'nın felsefe ve dünya görüşünü ve Martin Heidegger'in postmodernite eleştirilerini de ele almaktadır.

İbrahim Kalın, köklerimizden yola çıkarak bugünkü Türkiye'nin toplumsal muhayyilesini izahi boyutundan öte; geçirdiğimiz bunalım evrelerini somut bir şekilde ele almaktadır.

"Bir imparatorluğu kaybetmek, toprak kaybetmekten daha fazla bir şeydir. Kaybedilen sadece bir devlet yahut siyasi güç değil, aynı zamanda bir ideal, bir büyük mefkure, bir jeopolitik tasavvur, hafıza ve tarihtir. Bunun bir emperyalizm nostaljisi olmadığını söylemeye gerek. Zira tarihte emperyalizme dönüşen bütün imparatorluklar kısa sürede çökmüştür. Osmanlı'da tecessüm eden imparatorluk, büyük devlet ve nizam-ı alem kavramları otoriter güç, yayılmacı siyaset, ekonomik, ekonomik sömürgecilik yahut bürokratik tahakküm değildi. İmparatorluklar tanımları gereği kozmopolit yapılar olduğundan tek bir etnik unsurun tahakkümüne imkan tanımazlar. Çokluk içinde birlik fikri siyasi bir proje olarak bireylerin, cemaatlerin, toplumların ve milletlerin yapıcı bir rekabet içinde olmalarını sağlar. İmparatorluk, varlığını sürdürmek için çoğulcu , kozmopolit ve adil olmak zorundadır. Bu üç ilkenin bir araya geldiği anlar, tarihin yaratıcı anlarıdır. Tarihte bütün büyük medeniyet sıçramaları, bu vasıfları taşıyan şehir ve milletlerde görülmüştür. Roma, İskenderiye, Bağdat, Semerkand, Kurtuba, Granada, Saray Bosna, İstanbul gibi büyük kozmopolit şehirler, farklılıkları ortaya çıkardığı yaratıcı enerjiye temayüz etmiştir."

İbrahim Kalın, medeniyetin varoluşundan yola çıkarak 'Varlık', 'Akıl' ve 'ahlak' üzerinden 'erdemli' bir toplumun portresini ince çizgilerler bize vurguluyor. Cumhuriyetin ve kurucularınıninkılapları bir algı olarak beynimizin bir köşesine zorla koymaları ve toplumun köklerinden koparılmaları ve toplumsal müşterek ananeleri bireyselliğe indirerek adeta bir hafızayı yok etmek peşindeydiler. Binyıllık bir hafızaya ve üç beş sene içinde hazırlanmış Batı kavramları yerleştirilmiştir. Bunlar taklitten öteye geçmeyen birer zihin bunalımlarıdır. Hatta Anadolu'nun pek çok yerinde inkılapçı teftişçiler din özerinden de Batının laik seküler din anlayışını da devşirmişlerdi. "Akıl ve Erdem" kitabında bu konu hakkında Bursa'da bir lisede Batı güdümünde yapılan inkılaplar neticesinde üç tane kız çocuğu Hristiyanlığa geçmiş ve halk arasında büyük bir infiale neden olmuştur. İsmet İnönü tarafından da eleştirilen bu olayı şöyle dile getirmişlerdir " biz Batıdan her şeyi alırız ama Dini alamayız, bu toplumsal açıdan son derece sıkıntılı bir durumdur. Bunun önüne geçmek için derhal önlemler alınmalıdır" şeklinde konuşmalarla konu örtbas edilmiştir.

İşte akıl ve erdem yolunda ve bir toplumun toplumsal dinamikleri, yaşayışı, ibadeti ve kültür haline gelmiş bütün varoluşsal tezleri nasıl bir surette devam etmiş ve ne gibi bozulmalara uğramış hepsi bu kitapta muhteşem atıflarla gözler önüne seriliyor. Köklerimize dönüş yolunda İbrahim Kalın büyük bir görevle muhteşem bir esere imzasını atmış bulunmaktadır. Bize düşen de okuyup derin derin tefekkür etmektir.

Akıl ve Erdem: Türkiye'nin Toplumsal Muhayyilesi
İbrahim Kalın
Küre yayınları
416 sayfa

Mustafa Şevgin - 14.10.2015

,

2256

Mustafa Şevgin Hakkında

Mustafa Şevgin

1986 yılında Urfa'da doğdu. Gazi Üniversitesi Sanat Tarihi bölümüne bir süre devam ettikten sonra Erciyes Üniversitesi İletişim fakültesinden mezun oldu. 

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin