Uzun Bir Nehirdir Satranç

Uzun Bir Nehirdir Satranç

Uzun Bir Nehirdir Satranç

04.03.2016 - Mustafa Öztürk
Uzun Bir Nehirdir Satranç

Satranç, Zweig’ın hayata vedasıdır. Simgesel anlatımıyla hem kendi hayatında yaşadığı ikilemi hem de Avrupa’nın faşizm karşısındaki çöküşünü anlatır. Avrupa’nın istilası sırasında Hitlere karşı net bir tavır alamayan yazarın ruh halini de ele verir.

Bir taraftan savaş karşıtı olan yazar, diğer taraftan savaş bakanlığında gönüllü çalışan bir kişidir. Hem bir vatansever hem de savaşın tarafı olan ülkesinden nefret eden biri. Bu ikilem içerisinde kalması onu daha da germiştir.

‘’Benim gibi insanları yok edecekler, yaşamak için birazcık hava bile bırakmayacaklar. Peki, nereye kaçmalı? Dünya bize kapılarını kapatacak, bense yabancı ve düşman olarak hor görüleceğim bir devletin tutsaklığında yaşamayı istemiyorum.’’

Satranç sadece Zweig’ın değil Avrupa’nın da gerilim dolu dönemidir. İkinci dünya savaşıyla birlikte faşizmin yükselişi Avrupa’nın barış yanlısı insanlarını çıkmaza sokmuştur. Her gün yeni bir felaketle karşılaşan insanlar için hayat çekilmez bir hal almıştır. Brezilya’da sürgündeyken bu gerilimin etkisi ve yurtsuzluğun getirdiği ızdırapla, gücünün daha fazla zayıflamasına dayanamayan Zweig; şu notu bırakarak eşiyle birlikte intihar eder.

‘’ Her geçen gün bu ülkeyi (brezilya) sevmeyi daha çok öğrendim ve manevi yurdum Avrupa’nın kendi kendisini yok etmesinden sonra, hayatımı yeni baştan kurmayı daha fazla isteyebileceğim bir yer daha yoktu. Ama 60 yaşından sonra yeni baştan başlamak için özel güçlere ihtiyacım vardı. Benim gücüm ise uzun süren yurtsuzluk sırasında tükendi.’’

Yazarın ölümünden kısa süre önce yazdığı satranç, Avrupa’nın faşizm karşısındaki durumundan ve Zweig’ın bu ruh halinden beslenen gerilimli bir eserdir. Öykü bununla sınırlı değildir, bu baskı karşısında insanların yaşadığı benlik bölünmesi durumunu da inceler ‘’Bu durumu yaşayan bir insanın benliği önce ikiye bölünür ve her benliğin yaşadıklarına diğer benlik yabancı birini izliyor gibi dışarıdan seyreder. Sonrasında bu iki benlik düşman gibi birbirleriyle mücadele eder. Belki Avrupa’nın yaşadığı şey tamda buydu ‘’toplumsal parçalanma.’’psikolojik bir vakanın toplumsallaşması durumu.

Öykü, New York’tan Arjantin’e yapılan uzun gemi yolculuğunu anlatır. Gemi yolculuğu anlatılırken kullanılan dil semboliktir. Gemi dünya’yı, satranç savaşı, Czentovic Hitleri, Dr. B ise hem yazarı hem de onun şahsında hümanizmi temsil eder.

Gemi yolculuğu sırasında yapılan satranç maçlarını ve rakipleri bu sembolleştirmeyle okuyarak hem Avrupa’nın Hitler karşısındaki çöküşünü hem de yazarın ruh halini anlayabiliriz.

Öyküdeki kahramanlardan Czentovic, Hitler’i temsil eden karakterdir. Çocukluğunda hırçın ve asi olmayan, denileni yapan uysal biridir. Bir tesadüf sonucu satranç yeteneği keşfedilince, kısa zamanda satrancın tekniklerini öğrenip dünya şampiyonluğuna giden yolu hızla kat eder. Buna karşın hayal gücü düşük, konuşma yeteneği zayıf, kültürsüz biridir. Bir savaş oyunu olan satrancın bu mucize çocuğu, eğitimi sırasında, kendisine yüz kez anlatılan harflere boş boş bakan, beyni ağır işleyen, 14 yaşında bile hesap yaparken parmaklarını kullanan biridir. İlginç yönü ise, soru sormayan, çağrı almadan harekete geçmeyen, başkalarıyla oynamayan, işi bitince boş boş bakışlarla evde oturan ve satranç oynayanları ses çıkarmadan kayıtsız gözlerle takip eden bir kişidir. Satrançta kazandığı şöhreti arttıkça kişiliği değişmeye başlar. Yirmi yaşındaki bir köylünün ağır işlerde çalışarak bir yılda kazandığından fazlasını bir maçta kazanan birinin kendini beğenmişlik hastalığına kapılması normaldir.

‘’İşte o zaman bir Rembrandt, bir Beethoven, bir Dante, bir Napoleon hakkında en ufak bir fikri olmayan birinin, kendini büyük bir insan sanması aslında o kadar kolaydır ki. Bu çocuk tek bir şeyi biliyor, aylardır tek bir satranç oyununu kaybetmediğini ve dünyamızda satranç ve para dışında başka değerler de bulunduğundan haberi olmamasından ötürü, kendisinden etkilenmesi için her türlü nedeni var.’’

İkinci karakter ise Dr. B’dir. Czentovic karakteriyle özdeşleşen Hitler karşısında, hümanizmi temsil eden insancıl, barış yanlısı biridir. Gemiye binmeden önce satrancı kendisine yapılan psikolojik işkence sırasında tesadüfen öğrenmiştir. İkinci Dünya savaşı devam ederken alman gizli servisi gestapo tarafından Hitler’in Viyana’ya girmesinden bir gün önce tutuklanır. Viyana’lı bir avukatın oğlu olan Dr. B. Hitlerin Viyana’yı işgali sırasında gizli evraklar nedeniyle uzunca bir süre sorguya alınır. Sıradan insanlara bedensel işkence yapılırken, seçkin insanlar fazla şey bildikleri düşüncesiyle gestaponun merkezi olan otelin tek tip düzenlenmiş odalarında bekletilerek hiçliğe mahkûm edilmek suretiyle psikolojik işkence yapılmaktadır.

‘’elimden her şey alınmıştı, zamanı bilmeyeyim diye saat, bir şey yazmayayım diye kalem, bileklerimi kesmeyeyim diye bıçak alınmıştı…’’

‘’bize hiçbir şey yapmadılar, bizi tümüyle hiçliğin içine yerleştirdiler, çünkü bilindiği gibi yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz’’

Dr B, Bu hiçliğin zindanında çıldırma noktasına gelmişken sorgulamaların birinde gardiyanlardan birinin kıyafetinde, cepteki kitabı fark eder. Okumaya susamış Dr. B, bu kitabı çalar ve odasında inceler. Edebi bir eser beklerken bir takım formüllerle dolu satranç kitabı çıkar karşısına. Hiçliği bu satrançtaki formülleri uygulayarak yenmeye çalışır. Kareli çarşafın üzerinde ekmeklerle yaptığı satranç taşlarıyla kitaptaki oyunları tekrarlar. Bir süre sonra kendine rakip ararken kendi benliğinde oluşturduğu ikinci kişilikle maç yapmaya başlar. Artık kendisiyle satranç oynayan bir şizofrene dönmüştür. Yaşadığı ‘’kişilik bölünmesi’’ onu kendisiyle mücadele etmeye zorlar.

Gardiyan onun kendisiyle kavga ettiğini görünce hastaneye kaldırır. Tamamen karamsarlığa bürünmüşken doktorun ona yardım etmesi ve serbest bırakılmasını sağlaması onun insanlığa dair ümitlerini yeşertir.   Buradan kurtulunca ülkeyi terk etmek üzere gemiye biner. Böylece iki satranç oyuncusu aynı gemide buluşmuş olur.

Zıweıg ve Hitler’in mücadelesidir gemideki satranç maçı. İlk maç Dr. B’nin galibiyetiyle sonuçlansa da onun hassas ruhunu çok yıpratacaktır. İkinci maçta ise baskı ve gerilime daha fazla dayanamayarak yaptığı yanlış hamle sonucu mağlup olunca seyircilerden özür dileyerek orayı terk eder. Bu terk ediş; faşizmin ilerlemesi sonucunda Avrupa’nın çöküşü ve Zewig’in vedasıdır.

 

Stefan Zweig

Satranç

Can Yayınları

72 Sayfa

Mustafa Öztürk - 04.03.2016

,

1362

Mustafa Öztürk Hakkında

Mustafa Öztürk

1974 yılında Sivas'da doğdum. İmam hatip lisesi mezunuyum. 20 yıldır çeşitli sivil toplum kuruluşlarında gönüllü faaliyetlere katıldım. İstanbul'da yaşıyorum ve üç çocuk babasıyım. Kitap okuma platformlarında okuma faaliyetlerine devam ediyorum. Okumayı bitmeyecek bir arayış çabası olarak değerlendiriyorum.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin