Ve Aşk Evliliğin Ellerinden Tuttu - Senai Demirci

Ve Aşk Evliliğin Ellerinden Tuttu - Senai Demirci

Ve Aşk Evliliğin Ellerinden Tuttu - Senai Demirci

05.08.2011 - Fatmanur Demir
Ve Aşk Evliliğin Ellerinden Tuttu - Senai Demirci
Gerçek aşkın yerini geçici aşkların aldığı, sabit gönüllerin ayran gönüllere dönüştüğü çağımızda doğru kişiyi bulmak ve doğru şekilde sevmek bizlere Mecnun-Leyla masallarını hatırlatsa da doğru ilişkilerin günümüzde yaşanamamasının tek nedeni aşkı olduğu gibi anlamamaktan ve aşk kelimesinin içine farklı anlamlar yüklemekten kaynaklanıyor sanırım.

“A” arzuların, maddi isteklerin esiri…
“Ş” şehvetin boyunduruğunda varlığını yitirmiş bir köle…
“K” cam gibi çabuk kırılmaların, çatlak vermelerin hazin sonu…

Böylesi bir yanlış algı, ötelerde yaşayıp bize örnek teşkil eden kahramanların aşkı yaşama biçimlerini idrak edememektir. Yokluğa mahkûm olan cisimleri aşka mecbur etmek, ya da tam tersi aşkı maddi varlıkların oluruna mecbur etmek arzulanan cisimlerin yokluğu halinde iddia edilen aşkın yok olacağını, sönüp gideceğini gösterir. Aşkın safiyetine aykırıdır bu durum. Son dönem evliliklerinde de durum aynen böyledir. İlişkinin başlangıcında dumanı tüten aşk, evliliğin sıkıntılı zamanlarında ne yazık ki yuvanın dumanını tüttürmeye yetmiyor. Evlilikler de aşkın yanında var olan sadakat, vefa, sabır gibi güzel hasletler bulunursa eğer ilişki olur düzeye varıyor. Yazar, bunları madde halinde sıralıyor. Bunların başında da dilimizi çalıştırmaktan çok kulağımızı çalıştırmamız gerektiğini, yani eşlerimizi dinleme noktasında özenli olduğumuz takdirde anlaşılacağımızı ve birbirimizi anlayacağımızı vurguluyor. Nedense erkekler kadınlara göre daha az konuşan –hatta bazen konuşması gerekirken bile- susmayı yeğleyen bir yapıya sahip. Bu durum kadının canını fazlasıyla sıkar. Ve gereksiz sessizlikler ilişkilerin sarsılmasına neden olabilir. Böylesi durumlarda yazarın tavsiyesi özellikle erkeklere yönelik… “Dinleyin, kulak verin, sabırlı olun.”

“Kadınlar konuşurlar, çünkü yakınlık kurmak isterler. Kadınlar için sözcükler bir başkasının ruhuna uzattıkları küçük halatlardır. Sözcüklerin içeriği değildir önemli olan; sözcüklere tutunabilmektir. Oysa erkekler, yakınlık kurmak istediklerinde sözcükleri değil, suskunlukları kullanırlar.” Sf: 25

Kitabın “Taş fırın erkekler” kısmı ise birçok erkeğe o durumun çok da anlamsız olduğunu vurgulayacak türden. Çünkü yazar onlar için; vurdumduymazdırlar, ketumdurlar, kısa ve sert konuşurlar, kimseye yalvarmazlar diye sıraladıktan sonra onları anlatmak için lügatin yarısını boşaltmamız gerekir diyor ve taş fırın erkeğini kahraman görünümlü bir kurban olarak görüyor. Devamında “Taş fırın erkeklere” karşılık “Mikrodalga” kadın tiplerinin ortaya çıktığını anlatıyor. Hanımı alçaltarak, çocuklarını azarlayarak aslında kendilerini küçülttüklerini vurgularken, “Çok ateş bastı, çıkalım artık şu fırınların içinden” sözüyle evliliği hararetten, ateşten uzak tutmak gerektiğinin altını çiziyor.

Nişanlılık döneminde yapılan yanlışlıkları ise “Nişanlıyım şaşkınım” başlıklı yazısında güzel bir dille anlatıyor. Tanışma, anlaşma faslından sonra gerçekleşen nişan, türlü şekillere konmak isteniyor. Muhafazakâr olan çiftler tarafından son yıllarda hortlamış olan bir uygulamanın yanlışlığına dem vuruyor.

“Hatta kimi aileler sırf nişanlılar günaha girmesin diye evliliğin resmi işlemlerini geciktirirler; ama “Dini nikâh” yaptırırlar. Bir bakıma “El ele tutuşma” nikâhıdır bu. (Siz bu isimde bir nikâh duydunuz mu?) iki kişinin el ele tutuşmasını helal eden “Dini nikâh” neden “el ele tutuşmaktan” ötesini de helal kılmıyor.” Sf: 50

Bu yanlışın ortadan kalkması için en iyi çözümün nişanlılık döneminin çok uzatılmaması gerektiğini ve çiftler birbirini yeterince tanımışsa evlilik hadisesini uzatmanın anlamsız olduğunu anlatıyor. Sonrasında çiftlerin birbirlerine madde madde şartların sıralandığı evlilik haritasını sunduğunu hatırlatıp, böylesi bir ön anlaşmanın ilişkinin tümünü kapsayamayacağını ancak genel durumlarda geçerli olduğunu şu şekilde örnekliyor. Düşünün siz evlenirken eşinizden evlilik sonrasında da çalışma hayatınıza devam edeceğiniz hakkında söz aldınız ve anlaştınız. Nitekim öyle de odu. Fakat siz evlenirken eşinizin diş macununu dibinden değil de ortasından sıktığını bilemezsiniz. Bilmediğiniz içinde bunun antlaşmasını yapamazsınız. Böylesi bir farklılığa evlilik öncesinde hazırlıklı olmak sizi daha esnek bir hale getirebilir. Bu nedenle evliliği milletler arası yapılan bir antlaşmaya benzetmemek lazım. Her türlü sürprize hazırlıklı olunarak kurulan bir yuva küçük çıtırtılardan etkilenmez.

“Evliliği birlikte çorba pişirmeye benzetebilirsiniz. Evliliğe elinizde boş bir kâse ile başlarsınız. Elinizdeki boş kâse, evlilik niyetinin en başında bulduğunuz aşk ve güven, sevgi ve saygıdır. Bu kâse elde olduktan sonra kâseye dolduracağınız çorbanın tuzunu, suyunu, acısını, kıvamını baharatını birlikte belirlersiniz.” Sf: 63

Böylesi bir birlikteliğin sorunsuz devam edeceği muhakkak… Tatlı sözler, tebessümler, küçük hediyeler evliliği yenileyen basit ama önemli ayrıntılardır. Aşkın daimi kılınması, saygının varlığına bağlıdır. Eşler birbirlerini karı/koca olmaktan öte, birbirlerine verilmiş bir emanet olarak görürlerse gözlerini hiçbir konuda başka taraflara çeviremezler. Maddi ve manevi anlamda yeterli olduklarını düşünürler ve şükrün doruğuna varırlar. Ancak eşikten geçerken düşünülen ve olması umulan farklı fikirler sonrasında kötü neticeler doğurabilir. Yazar bunları “Yeni yuvanın eski tehlikeleri” olarak adlandırıyor.

1. Bizim evde böyle olur, deyip ilişkiye üçüncü şahısları oturtmak, anne evindeki düzen ve disiplini kendi evinde uygulamaya çalışmak. Bu durum iki taraf içinde sıkıcıdır.
2. Evlendim artık mutlu olacağım, düşüncesine kapılıp, çiftlerin evliliğe katmaları gereken mutluluğu alacaklı gibi evliliğin kendisinden beklemek.
3. Sorunları konuşmak aşkı öldürür, gibi yanlış bir düşünceye kapılıp sorunların çözümü yerine üstünü örtmeye çalışmak.
4. Evlendikten sonra değişir, diyerek mantıksal açıdan uyum olmadığı halde gönlün arzusuna kapılıp, yanlış adım atmak. Bu durum Nasreddin Hocanın “Ya tutarsa” adlı hikâyesine benzer.

Bu maddeleri sıraladıktan sonra yazar, yönünü Batı’ya çeviriyor ve Denver üniversitesi araştırmacılarının “Mahşerin dört atlısı” adını koydukları davranış kalıpları üzerinden evliliğin yürüyüp yürümeyeceğini yüzde 85’e varan kesinlikle tahmin edebildiklerini belirliyor. Şimdi asla binmememiz gereken o atları tanıyalım.

1. Negatif yorumlar, yapılan her hareketten farklı bir mana çıkarıp yıkıcı eleştiriler yapmak.
2. Kızıştırma, tartışma sırasında eşlerden herhangi birinin susması gerekirken sesleri yükseltmek.
3. Bıkkınlık, konuşma sırasında eşlerden birinin mimik ve jestleriyle bıkkınlık ifadesinde bulunması. Bu durum karşı taraftan derin bir saygısızlık ifadesi olarak okunur.
4. Kaçınma ve boş verme, iletişimin kangren olduğunu gösteren en belirgin işarettir. Bu durum eşler arasına aşılmaz duvarlar örer.

Evliliklerin bu duruma gelmemesi için evveliyatında niyetlerin kontrol edilmesi gerekiyor. Tercih sebebi mantıksal ve dinsel açıdan doğru olan bir ilişkinin gidişatı da buna mukabil güzel olur. Sorunlar sıfıra düşürülemese de aza indirgenmesi muhtemeldir. Bizler gelişmiş ülkenin insanları olarak galiba ilk adımda Apaçi Kızılderililerinin evlilik yeminine ihtiyaç duyuyoruz. Bir Kızılderili’den de alınacak dersler var deyip onların evlilik yeminlerini size sunuyoruz.

“Artık yağmurda hiç ıslanmayacaksınız; çünkü her biriniz diğeriniz için sığınak olacaksınız. Artık hiç üşümeyeceksiniz; çünkü her biriniz bir diğeriniz için sıcaklık olacaksınız. Artık hiç yalnızlık çekmeyeceksiniz; çünkü her biriniz bir diğerine yoldaş olacaksınız. Artık bir bedensiniz; çünkü önünüzde tek bir hayat var. Şimdi yuvanıza gidin, birlikteliğinize tanık olacak günlere başlayın. Her gününüz mutlulukla dolsun, ömrünüz mutlulukla uzasın.

Evliliğe ilk adımınızda doğru tercihler, birlikteliklerinizde mutluluklar dileriz efendim…

Ve Aşk Evliliğin Ellerinden Tuttu
Senai Demirci
Timaş Yayınları
160 Sayfa
Fatmanur Demir - 05.08.2011

,

6975

Fatmanur Demir Hakkında

Fatmanur Demir

Zamanının çoğunu hizmete ve kalem-kağıda vermeye çalışan biri... Yazıyı ihtiyaçtan öte bir sevda, kalemi de İnce belli yarim olarak adlandıran ve zamanın cihadının da kalemle yapılması gerektiğini düşünen bir mücahide...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin