Vüsat O. Bener'in Kan, Yaşamasız ve Avuntu Öykülerinde İmge, Şi

Vüsat O. Bener'in Kan, Yaşamasız ve Avuntu Öykülerinde İmge, Şiirsellik ve Sözcüksel Sapmal

Vüsat O. Bener'in Kan, Yaşamasız ve Avuntu Öykülerinde İmge, Şiirsellik ve Sözcüksel Sapmalar Üzerine Notlar

16.10.2015 - Serkan Parlak
Vüsat O. Bener'in Kan, Yaşamasız ve Avuntu Öykülerinde İmge, Şiirsellik ve Sözcüksel Sapmalar Üzerine Notlar

Sait Faik ve Nezihe Meriç’le birlikte 1950 kuşağı öykücülüğünü hazırlayan en özgün sanatçılardan biri olarak kabul edilen Vüsat O. Bener’in öyküleri ve hakkında çıkan eleştiri yazıları dikkatle okunduğunda biçim anlamında iki ana eksen hemen göze çarpar.    

"Vüsat O. Bener’in dili ve anlatım biçimiyle yenilikçi bir yönsemi benimsediği, bu yönsemi en çok belirginleştirdiği öykülerinin ilki 'Yaşamasız’ tuhaf, gözlerden uzak yaşanan, gizli, tutkulu bir aşk öyküsü. Geçmişe değin anımsamalar, çağrışımlarla kurulu, oldukça kapalı bir anlatımı var. Vüsat O. Bener dili zorlamaya başlarken, okuru da zorlamaktadır elbette. Gerçeklik duygusunu kıran, soyutlamalara yatkın, iç dünyalara daha çok sokulan, şiirsel bir dil… Daha sonra gelen ‘Kovuk, Avuntu, Monolog, Kuş ve Öfke’ adlı öykülerinde de bu dil tutumu etkilidir. (Semih Gümüş, Kara Anlatı Yazarı Vüsat O. Bener, Can Yayınları, 1. Basım, Ocak 2008, sayfa 118)

“ Yaşamasız kitabında yer alan “ İlki, Kan, Yaşamasız ve Monolog” öykülerinin Dost’takilerden biraz daha farklı bir teknikle kaleme alındığı söylenebilir… Kan ve Yaşamasız”da dilin kullanımında da bir değişim gözlenir. Bu öykülerde dağılgın, doyunmuş, dönenme, kuğurtu, sarılgın, sarılmaklık, susuntu gibi yeni sözcüklerin türetildiği, daha imgesel bir dilin kullanıldığı görülecektir… Öykülerde zamanın durduğu, kesik kesik ilerleyen, yüklemsiz (eylemsiz) ifadeler, konuşuyormuş gibi betimlemeler var. Neden- sonuç ilişkisinin belirgin olmadığı imgesel bir dil. Diyaloglarla örülü öykülerin arasında yer alan bu betimlemelerde bir yandan da konuşma devam ediyor gibidir.” (Reyhan Tutumlu, Yaşamasız Yazabilmek, Vüsat O. Bener’in Yapıtlarına Anlatıbilimsel Bir Yaklaşım, Metis Yayınları, 1. Basım, Mayıs 2010, sayfa 38-41)

Semih Gümüş ve Reyhan Tutumlu’nun yukarıdaki alıntılarda yer alan tespitlerini, yazarın ilk öykü kitabı “ Dost”ta yer alan; Kan, Yaşamasız ve Avuntu öykülerinin tematik niteliğiyle geliştirmek istiyorum. Şöyle ki, bu öykülerde sözcüksel sapmalardan da hareketle üretilen şiirselliğin temel nedeni; Kan’da doğum, Yaşamasız’da aşk, Avuntu’da ölüm temalarının yazarın özgün bakış açısıyla yeniden üretimidir. Hayatın temel döngüsünü oluşturan doğum, aşk ve ölüm temalarının ele alınış biçiminden kaynaklanan coşku ve keder ise yazar ve okuyucunun imge dünyasını duygusal değer açısından bütünlemektedir.

Şimdi öyküleri kısa ve özlü bir şekilde özetleyerek, yukarıda yaptığım değerlendirmeleri, seçtiğim öykü metinlerinden alıntılar yapma yoluyla biraz daha sağlamlaştırma çabasına girişmek istiyorum.

Kan’da olay; doğum yapmak üzere olan bir genç kadın, çocuğu kabullenmek istemeyen bir delikanlı, delikanlının annesi ve babası arasında geçer. Genç kadın, birlikte yaşadığı delikanlıdan hamile kalmış, karnı iyice belirginleştiğinde ise delikanlının anne ve babasıyla yaşadığı eve gelmiştir. Aile bebeği istemez. Sonunda ihtiyar kadın bebeğin ölü doğmasına neden olur.

Öyküde nesnel, yalnızca var olan durumu sergileyen 3. kişili anlatıcı vardır. Anne, baba, kadın ve adamın zihinlerinden geçen bazı düşünceler iç monologlarla aktarılır. Adamın acımasızlığı, olaylar içinde hiçbir yorum yapmadan anlatılır. Anlatıcı taraf tutmaz. Öykü ayrıca birden fazla karakterin bakış açısı arasında gidip geldiği için “ değişken odaklanma” söz konusudur.

“Apışlarına sıkıştırdığı yorgana hırsla sarıldı. Eksikli bacağı titriyor. İmiğinde bir hırıltı, kurtulamıyor. Tırnaklarını geçiriyor çarşaflara, sedirin sertliğine geçişmeye çalışıyor, zorlanıyor. Koyu karanlıklarında boz, belsiz gövdeler, çıplak, başsız, karınlı. Kımıl kımıl. Kör çevrintilerin içinde. Bir ıslık delindi. Tiz. Yalpalı dev eğreltiler. Kaygan altı. Koşuyor. Ardı ardın. Hızla çıvdı, boşluğa, baş üstü. Gövdeler. Gömgök. Yığın yığın. Üst üste. Sürtünen, kıvrantılı. Yarık karın. Esmer. Yumuşak, tüysüz, devinen çatlak. Boydan boya. Açılıp kapanıyor. Sıcak. Ağır. Koku. Parmaklarını taktı, araladı. Kıpkızıl içi. Sıcak. Yara. Çekip aldı bileğini; emiliyordu bileği, derinlerde. Çığış çığış… Islak… Çığış çığış. Koku. Kupkuru genzinde. Koku. Ağır. Burnunu sokmaya çalıştı. Girmiyor. Çeneleri geride. Yetişemiyor. Çığıltılar, sivri, kesik, çiğ, cırlak, kalın, kopuk, kesik… Çiğ… Karın kırışıyor, yayılıyor, yığılışıyor…”

Yaşamasız’da, 1. tekil kişi anlatıcının anlattığı olay, anlatıcının yasak aşk yaşadığı kadının kocasıyla dolmuşta yan yana oturmasıyla başlar. İç monologlarla örülen öyküde, anlatıcı geçmişe döner. Kadının evine giden anlatıcının hissettikleri, diyaloglarla daha da etkili hake gelir.

“Mavi gözlerine bakmayı. Bir çeşit donuk tutkuyla. Kötülüklerimin seninle ilintisi yok, dedim. Mırıldanmadan. Yumuşak. Anladığını sandım. Tartışıyorduk. Beklenilmeyen bir susuntu aralığında birbirimize itildiğimiz gözümün önüne geldi. Üste yanaklarımızda bir ıslaklık. Geçiştirilen bir kazanın sonrası gibi.”

Avuntu’da, 1. tekil kişi anlatıcı, bir bebeğin ölümünün ardından hissettiklerini anlatır. Ölümün insana çağrıştırdığı duygu ve düşüncelerin anlatıldığı öykü, bir şiir gibi de okunabilir.

“Gün ılıdı. Yapağı kokulu yeni bir gün. Boz bir gün. Herhangi bir gün. Günlerden biri. Isınır birazdan. Soğumayı özlerim. Soğuyup dağılmayı.

Suskunluğun gücünü düşünüyordum, salyalarımın ıslattığı yastık üzerinde. Kızarık dualar mırıldanıyordu ihtiyar kadın, uykusuz. Uzamış gölgesi iki kat. Kınalı titreşimler ak saçlarında. Ağlıyordu. ‘Ağlama,’ dedim, ‘hafiflersin.’ O, hafifler. Yenilen alaycı görmüyor. Parmaklarını kıpırdatmadan yıkabilir. ‘Ağlamayı kesersen, onu sana gösteririm. Ölüsünü. Ölüsünü gösteririm sana,’ dedim.”

Yazımın bu bölümünde, yazarın şiirsellik ve imge üretirken yeni sözcükler türetme yolunu da seçmesinin nedenini saptamaya çalışacağım.

“Şiir dilinde sapma adı altında ele alınan konu, gerek sözcüklerin ses ve biçim özelliklerinde, gerek dilin sözdizimi açısından niteliklerinde bilinçli olarak değişikliklere gitmeyi, dilde bulunmayan yeni sözcük ve anlatım biçimlerini kullanma eğilimini içerir. Sanatçı bu eğilimle dile yeni bir güç kazandırmayı, göstergeleri ses ve anlam açısından daha etkili kılmayı, okuyan/dinleyenin zihninde yeni değişik tasarımlar ve duygu değerleri oluşturmayı amaçlar.

Sözcüksel sapmalar genel olarak en çok başvurulan sapma türü olarak görünmektedir. Bu türde, dilde var olan kök ve ek biçimbirimlerin yeni yeni birleşimler içinde, yeni öğelerin türetilmesinde kullanıldığı, böylece, dilde bulunmayan göstergelerden yararlanıldığı görülür. Leech, konuyu, şairin ‘ dilin normal kaynaklarının dışına çıktığı yollardan biri olarak görmekte, en sık rastlanan tipin, bir birime bir ön ya da son ekin eklenmesi biçimindeki sapmalar olduğunu söylemektedir.[ Leech, Geoffrey N.(1969,1973) A Linguistic Guide to English Poetry, London, Longman.]” [Prof. Dr. Doğan Aksan, Şiir Dili ve Türk Şiir Dili(Dilbilim Açısından Bakış) Engin Yayınevi, 2. Basım, Aralık 1995, Ankara.]

Vüs’at O. Bener’in öykülerinde dağılgın, doyunmuş, dönenme, kuğurtu, sarılgın, sarılmaklık, susuntu, vuruk, kıhıltı, solugan ve bükkün gibi yeni türettiği sözcükler kullanmasındaki amaç; dili ses ve anlam açısından daha etkili kılmak, yaşamın temel döngü unsurları olan ölüm, aşk ve doğumu okuyucunun zihninde yepyeni imgelerle yeniden üretmektir. Ayrıca yine Prof. Dr. Doğan Aksan’a göre imge, sanatçının çeşitli duygularıyla algıladığı özel, özgün bir görüntünün dille aktarılmasıdır; bir betimleme değil, öznel bir yorumlama sayılabilir.

Vüs’at O. Bener; İmge Öyküler dergisinde yayınlanan söyleşisinde (Vüs’at O. Bener ile Söyleşi, Özcan Karabulut, İmge Öyküler, Yıl 1, Sayı 4, Ağustos-Eylül 2005) “ dili müzik, müziği dil haline getirmek gibi bir saplantısı olduğu ” yolundaki soru üzerine dinlediği bazı müzikleri, örneğin Richard Strauss’un Don Kişot’unu acaba dille, Türkçeyle açıklayabilir miyim diye çok uğraştığını söylüyor. Vüs’at O. Bener, en az kelimeyle çok şey anlatmada Türkçenin en büyük ve en özgün ustalarından biridir. Keşke daha çok okunsa…

 

KAYNAKÇA

Dost, Vüs’at O. Bener, İletişim Yayınları, 4. Baskı, Ağustos 1994.

Kara Anlatı Yazarı Vüsat O. Bener, Semih Gümüş, Can Yayınları, 1. Basım, Ocak 2008. 

Yaşamasız Yazabilmek, Vüsat O. Bener’in Yapıtlarına Anlatıbilimsel Bir Yaklaşım,

Reyhan Tutumlu, Metis Yayınları, 1. Basım, Mayıs 2010.                          

Vüs’at O. Bener “ Bir Tuhaf Yalvaç”, Yayına Hazırlayan: Alpagut Gültekin, Norgunk Yayıncılık, 1. Basım, Ocak 2004.                                                                       

Kabuğunu Kıran Hikâye Türk Öykücülüğünde 1950 Kuşağı,

Jale Özata Dirlikyapan, Metis Yayınları, 2. Basım, Şubat 2013.                        

Vüs’at O. Bener ile Söyleşi, Özcan Karabulut, İmge Öyküler, Yıl 1, Sayı 4, Ağustos-Eylül 2005.                                          

Prof. Dr. Doğan Aksan, Şiir Dili ve Türk Şiir Dili(Dilbilim Açısından Bakış) Engin Yayınevi, 2. Basım, Aralık 1995.         


                                                                            

 

Serkan Parlak - 16.10.2015

,

2267

Serkan Parlak Hakkında

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından, ilk romanı "Ormanın Kıyısı" ise Roza Yayınları tarafından yayınlandı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin