X-Ray Cihazından Geçen Bir Akort Tınısı: Minnet Eylemem Gölgesin

X-Ray Cihazından Geçen Bir Akort Tınısı: Minnet Eylemem Gölgesinde Kırılınca Klarnet

X-Ray Cihazından Geçen Bir Akort Tınısı: Minnet Eylemem Gölgesinde Kırılınca Klarnet

X-Ray Cihazından Geçen Bir Akort Tınısı: Minnet Eylemem Gölgesinde Kırılınca Klarnet

Uzun uzun yollar yaptılar kentlere; alt geçitler, üst geçitler, köprüler, göğü ele geçirmeye çalışan gökdelenler… Yirmi birinci yüzyıl insanları olarak nefes almak için başımızı göğe kaldırdığımızda kalbimizi de serinletmek istiyoruz lakin olmuyor! Allah göğü yükselttikçe fani olan insan yetişeceği yanılgısıyla bir kat daha çıkıyor gökdelenine, kalbinden binlerce kat ine ine!

Madde ile mananın savaşı Habil’le Kabil’den beri vizyonda ve her geçen gün gişe rekorları kırıyor. Bugün ihtiyaç diye inandırılan her şey dün onlar olmadan da yaşadıklarımızdı. Eskiyi tüketmeye, yeniyi yitirmeye meraklı bir nesil olarak içimizde modernizmin küf kokusundan rahatsız olanlar da var elbet. Şair Yağız Gönüler bunlardan biri. Ruhu rahatsız, öfkeli. Sadece şikâyet etmekle bir yere varılmayacağının farkında ve insani olarak ne yapabilirim sorusuna, cevap olarak şiir yazıyor bana göre. Yaşadığı çağı, her gün x-ray cihazından geçerek gitmek zorunda olduğu bilmem kaç katlı plazadaki iş yaşamını, aynı çağda yaşadığı şairleri ve daha birçok modernlik hastalığını eleştirmekten geri durmuyor eserlerinde. Şikâyetini arz ederken şifanın kaynağına da dem vuruyor: köklerimiz!

İlk Kırılma: Solo Bir Nefes

Yağız Gönüler’in şiir sokağına attığı ilk adım Kırılınca Klarnet. Kitabın ismi şairin kişisel merakından doğuyor gibi. Türk müziği ile yakından ilgili olan şair kalbinin yoldaşlarından birini klarnet olarak belirlemiş. Ve bu enstrümandan ilham almış. Kırılınca Klarnet’i üç başlığa ayırıyor şair. Bu başlıklarda yine Gönüler’in Türk müziğine olan ilgisini görüyoruz: Nihavent, Hicaz, Hüzzam.

Her başlık altında dokuz şiir var. Toplamda yirmi yedi şiir sığdırdığı ilk kitabı, ikinci kitabı Minnet Eylemem’e göre biraz daha zayıf kalıyor. Bu durum belki ilk kitapta daha fazla kişisel eğilimleri olmasıyla ilgili. Örneğin Nihavent bölümündeki “Yeni Yıla Özel, İndirimli Dizeler” ve hemen ardından gelen “Hesap Özeti” şairin maddi kaygılarını okura hissettirirken, muhtemel bir borç ödeme evresinde yazıldığının sinyallerini veriyor. Aynı zamanda gündelik hayatımıza modernizmin kattığı bu sıradan cümle kalıplarını şiirleştirmekte epey usta bir şair Gönüler. Bu durum her iki kitabında da okuyucunun fark edeceği bir menzilde duruyor.

“İniş İzni” isimli şiirinde “Müzik şiir yazdırmaz, şiir zaten müziktir” diyerek Türk müziğine olan alakasının da şiirin ikliminde açan bir çiçek olduğu hissini veriyor okuruna.

Kitabın Hicaz bölümüne geldiğimizde yine şairin kişisel eğilimleri ile muhtemel evlilik evresine şahit oluyoruz. Bu bölümün ilk şiirlerinde sancılı bir bekleyiş evresi var. Beklemenin azabı şairin kalbine ve dahi kalemine işlemiş gibi görünüyor. “Sus” başlıklı şiire baktığımızda tek çocuk olan şairin aslında bundan çok hoşnut olmadığı hissine kapılıyoruz. Ayrıca aynı şiirin son iki dizesi ikinci şiir kitabının ana fikrinin kopyası hükmünde: “Bazı kavramlarla ciddi polemiğe giriyorum/ Modernizm, subliminal mesaj,Kristal masaj.”

Hüzzam bölümünün notalarına baktığımızda antikapitalist düzlemde yazdığı şiirlerin devamını görüyor, son iki şiir; “Berzah” ve “Mezar Taşı”na geldiğimizde ise kitap boyu bir insanın dünya hayatının üç evresini şiirleriyle anlattığına kani oluyoruz.

Yağız Gönüler, Kırılınca Klarnet boyunca insanın kendi kişisel atlasının ülkelerini, şehirlerini fethetmekten öz yurdunun –ruhunun- talanına kulak tıkayışına itiraz ederek kendi tıkaçlarını çıkarıp şiirde bir gerçeğe ses olmak istemektedir. Haklı itirazını ikinci kitabı Minnet Eylemem’de çok daha güçlü söylemek için dirilişe kulak vermekten korkmamaktadır.

İkinci Kırılma: Noktaya Eğilmeyen Virgül

Şairin ikinci kitabı “Minnet Eylemem” ayakları yere daha sağlam basan ve şairin karakterini çok daha baskın hissettiren bir şiir kitabı.

Gönüler ilk kitabı Kırılınca Klarnet’te bir ithafta bulunmayarak, gerekli görmediğini, bazı insanlar için kalıcı olmayabileceğini söylüyordu ancak bu durum ikinci kitapta değişmiş. Aile kurmak ve baba olmak şairin hayatına yeni bir mevsim getirdiğinden olsa gerek ithafında; “Bir vasiyet gibi oğluma, bir tutku gibi karıma, bir sevda gibi vatanıma…” diyerek okurunu selamlıyor ilk sayfada.

Kitap adını Nesimî’nin “Rızkımı veren Hüdâ’dır kula minnet eylemem” dizesinden alıyor ve şairin dünyaya bakış açısıyla paralellik gösteriyor. Gönüler’in bu kitapta fikirleri, savunduğu değerler çok daha baskın.

Gönüler, en baştan beri olduğu gibi değişen dünya düzenini, Osmanlı’nın insanlık makamında yitirdiğimiz zarafetini, sanatındaki örselenmeyi ve mimarisindeki değişen estetik anlayışımızı fazlası ile dert ediniyor. Öyle ki şehir okumaları yaparak, bu minvalde bir kitap da çıkarıyor: Şarkısı Biten Şehir. Şairin çok kez dizelerine yansıyan modern yaşam hapishanelerimiz, kendi kendimize sıralı yalanlar söyleme lüksümüze çomak sokuyor.

Minnet Eylemem, konformist bir çağa ayak uydurduğunu sanan ancak içindeki feodal köylüllerden kurtulamamış camiaya ceza sahasından bir gol atıyor!

Gönüler’in şiirinin hareket noktası kalbi bir inanç ve öfke bana göre. Özellikle toplumun normalleştirdiği ve sanki herkeste olması gerekiyormuş gibi algılanan nesnel mevzuların sorgulamalarına karşı öfkeli. Sahi hepimizin, evi arabası olmak zorunda mı? 657’ye tabii bir iş hayat mı kurtarıyor gerçekten? Diplomalarımız olmadan zihnimiz ehliyet sahibi sayılmıyor mu? Çoğunluğun kabullendiği gerçeklerin yalan olduğunu ispatlama kaygısı derde düşürüyor biraz da insanı, Gönüler sanki bu dertlerle şairlik kapısını çalmış ve kendine üslup olarak can sıkmayı şiar edinmiş. Rahat bozmamak kolaydır ama diri şiir, okuyanın rahatını bozar.

Şairin hayatına dair anlam arayışının baskın olduğu, neden ben böyle tuhaf bir hayat ritmine denk geldim sorgulamasının yoğun olduğu bir kitap olan Minnet Eylemem, yenidünya düzenini eleştirirken, tüketim toplumunun bir neferi oluşumuzu sorgulatıyor bize.

Ben bu kitapta şairi ilk kitabına göre çok daha karamsar bulduğumu belirtmek isterim. Evet, düşününce bizi sürekli tüketmeye mahkûm eden haz ve hız çağının birer neferleri gibi gözüksek de bundan kalbi bir rahatsızlık duyduğumuz ortada. Öyle ki kendimizi hizaya çekmek adına çeteleler yapıyor, alışkanlıklarımıza aramıza buz gibi duvarlar örmeye gayret ediyor ve kendi ruhumuzu yemeden, doyup kalkmaya bakıyoruz bu sofradan! Bu bile yaşadığımız çağda kıymetli geliyor bana. Kimimiz şiirle, kimimiz romanla, öyküyle, denemeyle yapıyor bunu.

Dünya hayatının sürekli genişleyen kara deliğini dizeleriyle yamayan Gönüler okuyanında farkındalık yaratacak dizelere imza atmış Minnet Eylemem’de. Nokta kadar menfaati için virgül gibi eğilmeden dik durmaya çalışıyor. Bu çok zor biliyorum, hele şiirle daha zor ama bu iki kitap gösteriyor ki imkânsız değil, şair üzerindeki karamsarlığı bir nebze attığında üçüncü kitapta yine aynı minvalde lakin daha ümitvar olacağımız dizeler okumayı temenni ediyorum.

Üçüncü Kırılma: Dünya Kırgınlığı

Bir dünya kırgını olarak teknikten ziyade anlamın zirveye ulaştığı bu iki kitap son söz olarak şöyle söyletiyor bana:

Olmadan dalından düşen elmaların kekre tadına alkış tutanlarla, asansörle cennete yükseleceğini sananların dünyasında kalmış bir garip gureba olarak diyorum ki: Mâlik’ül Mülk!

Minnet Eylemem

Yağız Gönüler

İzdiham Yayınları/112 syf.

Gülnaz Eliaçık Yıldız - 18.03.2019

,

556

Gülnaz Eliaçık Yıldız Hakkında

Gülnaz Eliaçık Yıldız

1987'de Zemherinin kapı ağzında doğdu.

Edebiyata duyduğu ilgi lise yıllarında kaleme aldığı yazılarla kendini gösterdi. Orhan Veli İstanbulu dinlemenin, Cahit Sıtkı otuzbeş yaşının derdine düşmüşken, Sait Faik Dülger Balığının Ölümünü öyküce öykünürken, tüm bunları üç beş değerlendirme sorusuyla sorgulayan edebiyatı konu edinen bir derste, karalanan satırların insanlık tarihini nasıl yerinden ettiğini farketti ve okuyarak yaşamanın, yaşayarak okumaktan ayırt edilemedigi zamanların etkisini ilk bu yıllarda hissetti. Nazan Bekiroğlu ve İskender Pala o yıllarında tanıştığı ve okumaya meyilli olduğu isimler arasında yer aldı.

Bozok Üniversitesi Teknik Bilimler Yüksek Okulu'ndan 2008 yılında mezun oldu. Özel bir eğitim merkezinde gün aşırı insanlarla, çocuklarla ve en çok da kağıtlarla konuşuyor.

Onun için bir tutkudan öte olan dergiler hayatına girdiğinde kitapların ruhuna serptiği tohumlar filizleniyordu. Gün geçtikce kitaplıgında çoğalan dergiler, kiymetli birer dost gibi mahsus zamanlara konuk edildi'

'Bir' dergisinde yayınlanan 'Zelâlname', seluloz kokusuna bulanan ilk yazısı oldu. Daha sonra Mâi ve Şehrengiz dergilerinde yazıları yayınlandı.

Hâlâ Mâi dergisinde yazan Gülnaz Eliaçık, kendisine has uslubuyla fecirvakti.desenblog.com adresinde, karalamalarına yer veriyor'

Yorumlar
  • Erol Afşin 2019.03.24 17:06

    Kaleminize sağlık, gayet açıklayıcı bir değerlendirme yazısı olmuş

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin