X-Y Ve Z Kuşaklarının Tamamı İçin Öneri: “Kimsin Lan Ben 2”

X-Y Ve Z Kuşaklarının Tamamı İçin Öneri: “Kimsin Lan Ben 2”

X-Y Ve Z Kuşaklarının Tamamı İçin Öneri: “Kimsin Lan Ben 2”

22.02.2021 - Ethem Erdoğan
X-Y Ve Z Kuşaklarının Tamamı İçin Öneri: “Kimsin Lan Ben 2”

Her kitap belli bir iddia üzerinden yayınlanır. Edebiyatın bir alanıyla alâkalı üretimde bulunan her kalem de bu iddiayı taşır, taşımaya adaydır. Bu iddia dile getirilmese de geçerliliğini yitirmez. Çünkü her yazı esasen cari olana karşı bir başkaldırıdır. Yer altı edebiyatı örneği gibi. Hatta yukarıdaki içeriğe sahip pek çok eser de cari sistem içinde kendine yer bulur. Çünkü sistem, kendi eleştirisinin de içeriden yapılmasına ses etmez.

Edebiyat dünyasında, çıktığı-yayımlandığı zaman gürültü koparan, tepki alan eserler olmuştur, olacaktır da. Adeta yer yerinden oynar bazı eserlerle. Bomba tesiri yapan bu kabilden kitaplar, az da olsa vardır. Pek çok yayıncının kitap tanıtımlarında “edebiyat dünyasına bomba gibi düşen” kalıbını kullandıklarını görürsünüz. Orhan Veli ve arkadaşlarının o güne dek elde edilen bütün bir şiir birikimini yok etmekle neticelenebilecek “Garip” hareketi durumu örneklemektedir. Tutunamayanlar, Anayurt Oteli, Aylak Adam, Yeni Hayat gibi eserler bu cümleden sayılabilir. Dünyada yankı oluşturan, Mrs Dalloway, Ulysses, Yüzüklerin Efendisi de sayılabilir. Yakın dönemde Metal Fırtına da benzer bir gürültü koparmıştı, hatırlarsınız.

Yazar Berkan Ürgen’in üçüncü çalışması “Kimsin Lan Ben 2” İzdiham Yayınları tarafından 2019 yılının son günü basılmış. Dolayısıyla 2020 yılı kitabı. Bu kitapla ilgili düşüncelerimi belirtmeden önce kitap tanıtımında kullanılan cümleleri, öncül olması bakımından buraya alacağım:

Berkan Ürgen, alışılagelmiş kalemlerin dışında bir yazar. Bütün yaşam serseriliğini, estetize ederek yazdığı Kimsin Lan Ben 2, hayata hiç kimsenin bakmadığı yerden bakıyor.

“Yalnızlık, bütün icatların anasıymış!” bunu anladım. Eskiden, bizim mahallede feminist bir abla vardı. Çok delikanlı bir kadındı. Ben o kıza beddualar ederken, beni bir gün tuttu ve Maltepe sigarası yakmış sesiyle dedi ki:“Allah’a, senin için çalışan bir kiralık katilmiş gibi davranmaktan vazgeç lan!”

Bir kitabı tanıtır ya da değerlendirirken, o kitabın ait olduğu disipline göre, o disiplinin son açılımları da dikkate alınarak iskelet bir metin kurulur. (En azından bendeniz öyle yaparım.) Bu disiplinin kural ve yordamı, esneme yönleri, uçları mutlaka göz önüne alınır ki kitaba yaklaşım noktası bulunabilsin. “Kimsin Lan Ben 2” kitabını okurken tüm bu ön yüklemenin çöpe gittiğini itiraf ediyorum. Öğretmenlik yapanlar bilir, sınıfta yerinde duramayan, dersi mutlaka üç-beş kez kendi istediği noktaya çeken, hiper aktif, dikkat eksikliği olan öğrenciler vardır. Hatta futbolu takip etmiş olan x kuşağı yakinen, y kuşağı anılarla, z kuşağı ise bir söylence şeklinde bilir; bir Rıdvan Dilmen örneği vardır, kendisini marke etmekle görevli stoperleri perişan eden... Hatta İngiltere’den 8 gol yediğimiz maçlardan biri üzerine dönemin en dehşetli defans oyuncularından Abdülkerim Durmaz’ın bir hatırasını dinlemiştim. İngiltere korner kullanırken “Linekeri gören var mı?” haykırışının akabinde kafa golünü yediğimizde gördüklerini anlatmıştı.

Türlü şekillerle ve kılıklarla, hatta rollerle okurun karşısına çıkıyor bu kitap. Mektuptan hikâyeye, denemeden sohbete, şiirden otobiyografiye… Bu geçişler o kadar sık ve süratli ki, okur, yazarın hızına yetişmek için kan ter içinde nefes nefese kalıyor. Bu geçişgenlik ve metinlerarasılık esasen post-modern bir anlatıyı işaretliyor okura ve eleştirmene. Bu konuya girmişken en temel post-modern kuralı söylemeliyim: En iyi kural kuralsızlıktır. Çünkü bu algılama biçiminde “sonra” sadece kavramın içinde var. Sonrası yok. Mesela post-modern sanat dediğinizde; modern sanat sonrası, diyorsunuz. Olup bitmişten bahsediyorsunuz. Post-modernin; modern sonrası anlamını esas alıyorum. O halde ‘modern anlayış’ın; sanatta bize ‘akıl’ çerçevesinde ve ‘akıl bakış açısıyla’ konuya bakma zorlamasının, geleneği reddetme iğvasının çeşitli vesilelerle geçerli sayıldığını; bu anlayışın “cari sanat” algısına dönüşmesinden sonra, Post-modern paradigmanın ‘moderni’ yerle bir ettiğini, kuralsızlık kuralının işlediğini söylemek durumundayız. 2020 yılında çıkan pek çok öykü kitabında da bu durumu gördüm. Ortada var olan bir anlatı mevcut mesela, enteresan olan bu anlatı öykünün tüm sınırlarını yok etmiş ve bunu da öyküye katkı babında yapmış. Garip tabi.

Kimsin Lan Ben 2 adlı kitap bunca çağrışım yaptırdı bana. Demek oluyor ki, yazarın bu metinleri üretirken geçtiği aşamaların okurda bir görüntüye, anıya, tabuya, yaraya değdiği, değmekle kalmayıp onu kanattığı aşikâr. Bir cinnet hali bütün uçlarıyla görünmez belki eserde ama işte okurdaki bir gerçekliği kanatabiliyor. Modernizmin dayattığı algıya göre bir gerçek bir de yazarın iç dünyası olabiliyor. Yazarın tavrı modernizm açısından şöyle: gerçekliğin dünyasından soyutlanmış ya da buna mecbur kalmış, mecbur bırakılmış bir yazarın-kişinin iç çatışmalarını ve hezeyanlarını ana eksen olarak aldığı bir kitap. Sayın Berkan Ürgen, onlar; yani edebiyat tarihçileri ve eleştirmenler böyle diyecek!

Dostoyevski “Yer Altından Notlar” eserine “Ben hasta bir adamım.” cümlesiyle giriş yapar. Bu eserin izleği Rus edebiyatı dışında sayılmış olsa da o düşünce dünyasının içindedir. Oysa Dostoyevski, bu eserle, o dönemde mayalanan komünist algıya ve bu algıya boyun eğenlere ters manyel, yanıltıcı bir cevap vermiştir. Ters manyel kabaca; gizli işaret vermek, beklenenin ya da alışılmışın aksine hareket etmek. Kolay olan değil de, zor olan yoldan tuzağa çekmek. Hatta olumsuz bir olaydan yararlanmak… Size engel çıkaran kişiyi kendi silahıyla vurmak anlamlarında kullanılan bir argo-deyim. Bir nevi; tersten gaz verme yöntemidir. Dostoyevski'nin Rus aydınına yönelttiği bir sitem ve bunun getirisi olarak romana sinen “kötümser” eleştirisi onun batı hayranlığına cevaptır. Berkan Ürgen’in kitabına “Bir gün seni de anlamayacaklar Hurşit Abi!” şeklindeki girişi de, cümledeki anlamın aklın tersine sürat etmesi saikıyla yukarıda yazdığım durumları hatırlattı bana. Buna benzer pek çok cümle var kitapta. Bazılarını paylaşacağım sizinle. “Onun bakışları yağmur gibiydi Hurşit Abi. çok defa maruz kaldım ama hiç ıslanmadım.” (S. 13), “Çünkü ben içi zifiri karanlık olan ama karanlıktan korkan bir yaratığım.” (S. 15), “İzzet, seni gören rüyalar vardır.” (S.18), “İnsandım ve bu hiç hoş değildi.” (S. 19), “Gençliğimde yaşlılığıma hiç vakit ayıramadım.” (S. 22), “Yalnızlığın aynı aile soyundan geçme yoluyla kalması biçimine, monarşik yalnızlık denir” (S.27), “Doksan dakika bitti ve bizim takım hala gol yiyor. Yediğimiz golleri önceden çalışmıştık.” (S. 29), “Hepimiz bu dünyadan taburcu olacağız.” (S. 45)… İroni hem gerçeğe bir yaklaşım hem tersine bir yaklaşımdır. Hem mizahi hem eleştireldir. Bu dörtlü yaklaşım geniş bir sosyal zekâ biçiminin dışa aktarımıdır. Zaten bu zekâ biçimi diğer insanlarla mikyası esas alır. Bu zekâ biçimi, kelime ve anlamları tersinden kurgulayarak aklın direkt sürat etmediği yan bir alana (farklı bir gerçeklik) açılıyor. Burada ironik yaklaşım kuruluyor. Bu yaklaşım tarzının içinde büyükçe yer kaplayan diğer bir dil imkânı da alışılmadık bağdaştırmalar.

Metinlerde, öykü, deneme, mektup, sohbet gibi edebi türlerin neredeyse hepsinin özelliklerinden faydalanma ama hiçbirisi olmama gibi sert ve net bir tavır var. Dış dünyanın abus yüzünden kendi gerçekliğine sığınıyor yazar. Onun gelgitleri ve cinneti malum gerçekliği kabullenme makamında değil. Bilakis masaya kendi gerçekliğini sunması beklenen, oyunu kurması beklenen bir kişilik yazar. Ancak onu da yapmıyor. Dostoyevski’nin ters manyelini, onun gibi kavramlar ve eleştiri üzerinden değil; ironi üzerinden yapıyor. Özetle zapt edilemeyen parlak bir sosyal zekâdan neşet eden metinler karşısındayız. Var olan sanatsal birikime hâkim olmak ve fakat bu birikimin ürünleri, şablonları dışında durmak az buz bir duruş değildir.

Onu rahatsız eden kelimelere, sözlüklerde bulamayacağınız tanımları yapıyor. Bu tanım ifadeleri kesinlikle cins bir akletme ürünü/ eylemi. Çünkü bu eylem bir külünkle taş(laşmış akıl)lara yapılan bir aşk eylemi. Ferhat’ın yaptığından pek de geri kalır yanı yok esasen. Burada, şablonları-sınırları-anlam dünyası dondurulmuş bir modernist yapıdan geciken intikam da söz konusudur. Dolayısıyla cari algı ve gerçekliğin kutsadığı, tabu haline getirdiği fenomenleri darmadağın ediliyor. Türkçenin bu kullanımı da bir imkândır. Hatta fırsattır. Bu anlamda da verilecek örnekler var çokça. Yani dil üzerinden bir dans gösterisi ya da bir saz eseri, virtüözü düşünün, diyorum. Gökhan Özcan’ın “Hiçbişey” eseri, Ramazan Dikmen’in “Kıyıya Vuranlar” eseri gibi, Bülent Parlak şiirleri gibi... Susmak, yaşamak, büyümek kelimelerine verdiği anlamları (S. 66-67-68) şu an hayatta olan x-y ve z kuşaklarının da seveceğini düşünüyorum. Kitapta yer yer ve ihtiyaca binaen argo kullanılmış. Bu durum kitaptaki açıyı ve gidişi bozmuyor. Cem Yılmaz repliklerindeki gibi kaba durmuyor. Özellikle son bölümlerde şiirsellik ön plana çıkarılmış ki dili böyle kullanabilen bir yazarın bunu yapmaması garip kaçardı. Bu eser için yazarı ve yayıncıyı tebrik ediyorum. Tekrar etmiş olmaktan kaçınmayacağım: x-y ve z kuşaklarının tamamının seveceğini umduğum bir kitap. Tavsiye ediyorum x ve y kuşağına. (z kuşağı tavsiyeden hoşlanmıyor, bu ifadeyi ters manyel sayalım.)

Kimsin Lan Ben 2

Berkan Ürgen

İzdiham Yayınları

Ethem Erdoğan - 22.02.2021

,

1406

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin