XVI. Ve XVII. Yüzyılda İstanbul’da Gündelik Hayat

XVI. Ve XVII. Yüzyılda İstanbul’da Gündelik Hayat

XVI. Ve XVII. Yüzyılda İstanbul’da Gündelik Hayat

23.11.2016 - Murat Deniz
XVI. Ve XVII. Yüzyılda İstanbul’da Gündelik Hayat

Fransız tarihçi ve Türkolog, İslam ve Osmanlı Tarihi uzmanı olan Robert Mantran, 19 Ocak 1917 Paris’de dünyaya geldi. Ortaöğrenimini Paris'te gördükten sonra Sorbonne Üniversite’sini bitirdi, aynı kentteki Yaşayan Doğu Dilleri Okulu'ndan diploma aldı ve doktorasını gene Sorbonne'da tamamladı. 1945-47 arasında İstanbul'daki Fransız Arkeoloji Enstitüsü'nde araştırmacı, 1947-52 arasında ise Galatasaray Lisesi’nde öğretmen olarak çalıştı. Aix-Marseille Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde profesör ve daha sonra ordinaryus profesör (1985) oldu. Önde gelen Fransız Türkologlar arasında yer aldı ve Türkiye'nin, Osmanlı tarihinin ve İstanbul'un Fransa ve daha genel olarak Batı'da tanınmasına büyük katkıları oldu. Çeşitli zamanlarda Türk Tarih Kurumu onur üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Liyakat Nişanı ile ödüllendirildi. Robert Mantran, 24 Eylül 1999 Fransa’da öldü.

Yazarın Diğer Eserleri

  • Lesprovincessyriennes (1951, Jean Sauvaget ile birlikte; Osmanlı Mali Kanunnameleri. Suriye Vilayetleri)
  • Turquie (1955; Türkiye)
  • Trésors de la Turquie (1959; Michel de Saint-Pierre ile birlikte; Türkiye'nin Hazineleri)
  • Istanbul dans la secondemoitiéduXVIIesiècle. Essaid'histoireinstitutionnelle, économique et sociale (1962; 17. Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul, 2 cilt, 1986)
  • La viequotidienne à Constantinopleautemps de Soliman le Magnifique et de ses successeurs (1965; 16. ve 17. Yüzyılda İstanbul'da Gündelik Yaşam, 1991)
  • LesRégimespolitiquesdespaysarabes (1968; Arap Ülkelerinin Siyasal Rejimleri)
  • L'Expansionmusulmane. VIIe-XIesiècles (1969)
  • L'Eurasie, XIe-XIIIesiècles (1982, Georges Duby ile birlikte; Avrasya, 11-13. Yüzyıllar)
  • L'Empireottoman, duXVIeauXVIIIesiècle. Administration, économie, société (1984; 16 ve 18. Yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu )
  • Histoired'Istanbul (İstanbul Tarihi, 2001)

Kent

İstanbul Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan oldukça önemli bir konumda yer alır. İstanbul’un bu önemi ve güzellikleri Avrupalı seyyahların dikkatini çekmiştir. Bu seyyahlar buranın güzelliklerini, manzaralarının ve anıtlarının uyumunu, limanının avantajlarını methetmişlerdir. İstanbul kıyı boyu dizilen evleriyle, denizin ve doğanın güzelliğiyle, kubbelerin ihtişamıyla insanları büyülemiştir.

İstanbul eski Rum kentidir lakin Fatih’in fethiyle İslam ile şereflenmiştir. Buranın Türk yurdu olması içinde Anadolu’dan Türkler buraya getirilmiştir. Türkler buraya getirilirken burada bulunan Rum, Ermeni ve Yahudi halk kovulmamış aksine onlarda yaşamlarına devam etmişlerdir. İstanbul’a kurulan camiiler, medreseler ile İstanbul dinsel bir merkez yapılmak istenmiştir. Şehir yapılanması yapılmıştır. Belli yerlerde çoğunluğu Gayrimüslimler oluştururken belli yerleri de Müslümanlar oluşturmaktaydı. Örneğin; Galata ve Eyüp bu özelliğe sahiptir. Yine İstanbul’da bazı şehirler karakteristik özelliklerine ve coğrafi unsurlarına göre ekonomik olarak şekillenmiştir. Kervansaraylar ve hanların bulunduğu Üsküdar uluslararası ticarette menzil görevi görür. Liman olarakta önem arz eden İstanbul tüccarların uğrak yeri olmuştur. Ayrıca Osmanlının Kasımpaşa da bir askeri tersanesi vardır. Kaptan-ı derya da burada yer almaktadır. Coğrafi konumu ticarete ne kadar müsait olsa da Osmanlı buna gereken önemi göstermemiştir. Boğazların bir tarafı Akdeniz’e diğer tarafı Karadeniz’e uzanmasına rağmen Osmanlı denizlerde fazla faaliyet göstermediğinden bu ticareti başkalarına kaptırmıştır. İstanbul’un doğal güzellikleri ne kadar iyi olsa da, iklim şartları bu görünenin aksinedir. Konum olarak farklı iklimlerin etkisinde kalan İstanbul’da kışlar sert geçer. Boğazın dahi buz tuttuğu olmuştur. Buna rağmen Asya ile olan bağlantı kopmamış ve iaşe sıkıntısı çekilmemiştir.

İstanbul’un dışardan görüntüsünün gayet iyi olmasına ve hayranlık uyandırmasına karşın yazara göre içine girdiğimizde durum tam tersine dönüyor. Sokaklar sefil bir durumda, kimi yerler taş döşeli, sıkışık sokaklar karanlık ve basık küçük evlerden oluşuyor. Padişahın divan yolu olan Edirne’ye giderken geçtiği yol hariç her yer neredeyse bataklık ve çamur içindedir. Caddelerin kenarlarındaki evler genelde vasat durumdadır. İstanbul’da birçok özel konakta vardır. Bunlardan güzellikten yoksun bir haldedir. Bu evlerin inşaatında tahta esas maddedir. Bu da büyük yangınlara sebebiyet verebiliyordu. Tabi İstanbul bu haldeyken (sokakları çöp içindeyken) Avrupalı şehirlerde çokta farklı durumda değildir. İstanbul’da ki ihtişamlı yapılardan bahsedecek olursak ilk sırayı Selatin Camileri alır. İhtişamlarıyla, süslemeleriyle, kubbeleriyle görenleri mest eder. İstanbul’da büyük camileri padişahlar yaptırmıştır. Veziriazamların da yaptırdıkları çok sayıda küçük camii vardır. Selatin Camilerinin çevreleri medrese, kütüphane, imarethane ve mezarlıklarla çevrili olup; nüfus yoğunluğu da bunların etrafına toplanır. İhtişamlı yapıların içerisinde padişah saraylarında önemli bir yer tutmaktadır.

Kentsel Ve Toplumsal Ortam

Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra burada ki halkın büyük bir çoğunluğu burayı terk etmiştir. Zaten burada ki halkın hemen hemen hepsi Rumlardan oluşmaktaydı. ll. Mehmed fetihten hemen sonra Anadolu’dan Türkleri getirttiği gibi Balkan eyaletlerinde ki Gayrimüslimlerden de buraya insanlar getirttirmiştir. Buraya gelenlerin hepsi kendi istekleriyle gelmeyip olup Anadolu’da isyan çıkartan bazı gruplarda buraya sürülmüştür. Buraya getirtilenlere Rumların evleri ve dükkânları verilmiştir. Amaç İstanbul’un canlanması ve gelişmesidir. İstanbul Türklerin, Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin, Çingenlerin, Arapların vs. içinde barındığı bir bölge olmuştur. Çok farklı etnik unsurları içinde barındırmıştır. Bu etnik unsurlar ve dinsel cemiyetler belli bölgelerde kümelenmişlerdir. Bunların ibadetlerine ve yaşamlarına belli hususlar dışında karışılmamıştır. Burada ki amaç İstanbul’u bir merkez yapma isteğidir.

Osmanlı’da padişahın konumuna bakacak olursak; padişah hem siyasal hem dinsel bir önderdir. Osmanlı İmparatorluğunun tüm halkı onun emri altındadır. Mısır’ın fethinden sonra da halifeliği devralan padişahlar Sünni Müslümanların dini lideri olmuşlardır. Padişahtan sonrada devletin yüksek görevlileri vardır. Bunlar sivil, dinsel veya askeri yöneticilerdir. Kubbealtı denilen özel bir binada haftada birkaç kere divan toplantıları yapmaktadırlar. Genel olarak sorumlu veziriazamdır.

Veziriazam ne kadar devlet işleriyle meşgul görünse de merkezin sorumluluğu da ona aittir. Bundan dolayı belirli günlerde bir alay ile çarşıya çıkardır. Meyve ve sebze fiyatlarını denetlerdi. Burada ki amaç halkın ucuz ve kaliteli mal tüketmesi ve istikrardır. Yine veziriazam merkezin sosyal konularına da el atar şehir düzenlemesiyle ilgilenirdi.

Diğer bir taraftan Şeyhülislam imparatorluğun merkezinde ve kentlerinde adil bir düzel için mücadele eder. Sorulara fetva verirdi. Kentlerde emri altında kadılar vardır. Bunlar adli makam olup denetlemelerde yaparlardı. Örneğin; vakıf denetlemeleri ve izinleri gibi…

Kentsel Ve Toplumsal Ortam Ekonomik Faaliyetler

İstanbul nüfusunun büyük bir çoğunluğunu tüccarlar, zanaatkârlar, satıcılar ve işçiler oluşturmaktaydı. Osmanlıda İstanbul esnafından her ne kadar ll.Bayezid döneminde bahsedilse de Fatih döneminde de kendilerine tanınmış haklar ve ayrıcalıklar vardır. İstanbul’u bir ticaret ve kültür merkezi yapmak isteyen sultan zanaatkârlara ve tüccarlar büyük ehemmiyet vermiştir.

Fatih İstanbul’u fetheder etmez imparatorluğun diğer bölgelerinde var olan esnaf örgütlenmesini buraya uygulamıştır. İstanbul tüccarlarının ve zanaatkârlarının tamamı Müslümanlardan oluşmamaktadır. Musevi ve Hıristiyan tüccar ve zanaatkârlarda vardır. Yine bunlarda var olan esnaf örgütlenmesi kurallarına tabi olmuşlardır. Esnaf örgütü Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerden oluşan dinsel bir cemaatin dışında ki bir yapıdır. Devlet memurlarının haksızlığına karşı bir savunma mekanizması gösterir. Ekonomik ve toplumsal olarak büyük bir role sahiptir. O dönem içerisinde büyük bir nüfusa sahip olan İstanbul da tüketime bağlı olarak ticaretin merkezi konumundadır. Yabancı milletlere de ayrıcalıklar verilerek bu ticaret körüklenmekistenmiştir. Örneğin; Cenevizli, Venedikli ve Frenkli tüccarlara başkente yerleşme izni dahi verilmiştir.

Kentlerdeki Toplumsal Düzen

İslam dini ve şeriat esasına göre yönetilen Osmanlı devletinde halk bu kaideler üzerine hayatını idame ettirirdi. Kur’an ve Sünnete göre bir yaşam tarzı olmakla birlikte geçmiş kültürleri de sosyal hayatın içinde kendine yer bulurdu. Osmanlıda aile ortamı da şeriata göre düzenlenir evler haremlik selamlık şeklinde olurdu. Soyu devam ettirme hususundan dolayı erkek çocuğa verilen bir önem vardı. Osmanlıda evlilik de töre ve İslam üzerine inşa edilmiştir. Belli ritüeller ile gerçekleştirilen evlilik merasimi toplumun yapısını gözler önüne serer.

En iyi Müslüman Allah’ın emir ve yasaklarına uyan, Sünni itikadına sahip ve günlük ritüelleri yerine getiren kişidir. Osmanlıda da her mümin günde beş vakit namazını kılmaktadır. Bunu tek başına kılabileceği gibi daha eftal olanı camii ya da mescitlerde cemaatle kılınmasıdır. Kadınlar da camiye gidebilirdi lakin onun için en hayırlısı evinde kıldığı namazlardır. Hıristiyanlar Müslümanların camilerine giremezlerdi ama Müslüman kılığında girenler olmuştur ve onlarda buraların ihtişamı karşısında şaşkına dönmüşlerdir. Yine Müslümanlar Ramazan ayı ve belli zamanlar oruç ibadetiyle meşgul olurlardı. Allah’a şükranlarını sunarlardı. Gece sahur yemeğine uyanılır ve hoşça vakit geçirilirdi. Bunlardan başkada Müslümanların ibadet ve yaşam biçimleri vardır.

Kitabın müellifi bu bölümde İslamiyet’in sahte ve düzmece olduğunu dile getiriyor. Bunu söylerken de Müslümanların bu sahte dinlerine karşı ne kadar samimi olduklarına dikkat çeker. Hıristiyanların da samimiyetsiz ve perişan halinden bahseder. Buradan da şu anlaşıyor ki yazar içindeki kini dinimize ve peygamberimize düzmece diyerek kusmuştur. Lakin düzmece dediği din ona göre hak olan Hristiyanlığı da içine alan hak yolunda doğruluğun ve dürüstlüğün ulaştığı veya ulaşacağı son noktadır.

Hangi işle uğraşırsa uğraşsın bir Müslümanın hayatı sabah müezzinin ezan okumasıyla başlar ve gece olmadan son bulurdu. Müslümanlar ilk olarak üzerine farz olan görevlerini yerine getirerek güne başlarlardı. Halkın giyim olarak bir padişah kadar süslü ve zengin giyimi yoktu. Basit ve dine uygun giyinirlerdi. Gündelik hayatın diğer bir önemli işi de yemektir. Bu hususta da oldukça mütevazı ve çabuk hazırlanan basit yemlerle yetinmektedirler. İyi bir Müslüman içecek olarak suyla yetinmektedir. Alkol dinde yasak olduğu gibi devlet tarafından da yasaklanmıştır. Ticaret ve zanaat mahalleri oldukça canlıdır. Paralar burada döner ve çıraklar burada yetişirdi. İstanbul’da vakit geçirmek isteyenler doğa ile baş başa olabilecekleri yere gidebilirlerdi. Çamlıca tepesi gibi ünlü tepelerden İstanbul’u seyredebilirlerdi. Kahvehaneler, satranç ve tavla diğer vakit geçirme biçimleridir. İstanbul’da sokak gösteriler, zincirlere vurulmuş ayılar def ile oynatmak, orta oyunları, Hacivat ve karagöz diğer bir eğlence kaynağıdır.

Fetihten itibaren buranın bir Türk yurdu olması için başlatılan mücadele zamanla Avrupa’yı küçümseme ve görmemezlikten gelme boyutuna ulaşmıştır. Kendi kültürünü yani damgasını buraya vurmak isteyen Osmanlı şehirde büyük çaplı değişiklikler yapmıştır. İstanbul saygının hüküm sürdüğü, padişah otoritesinin merkezi, halkın ruhani ve ekonomik merkezi olmayı hedefleyen bir şehir halini almıştır. Her ne kadar Avrupalılar Osmanlıyı vahşi ve barbar olarak isimlendirseler de aslı böyle olmayan bir imparatorluktur Osmanlı. İstanbullular özellikle XVI ve XVII yüzyılları arasında siyasal, ekonomik, toplumsal, ruhani ve entelektüel tüm alanlarda ortaya çıkan gerçek bir refah dönemini geçirmiş altın çağını yaşamıştırlar. Zamanla yönetici tabanda bozulmalar meydana gelmiştir. Rüşvet, hak etmeyenlerin görev alması, padişahın otoritesinin isyanlarla zayıflaması, ekonomik yapının bozulması gibi. Ama bu bozulmalar halk tabanına fazla yayılmamıştır. Halkın yaşamında çok büyük değişikliklere yol açmamıştır. Halk her zaman Allah’a yönelen, otoriteye saygılı, iyi bir birey ve Müslüman olmayı hedefleyen kitleden oluşurdu. Farklı etnik ve dini grupları da içinde barındıran Osmanlının amacı ticareti ve zanaatı geliştirmekti.

Murat Deniz - 23.11.2016

,

1044

Murat Deniz Hakkında

Murat Deniz

Dumlupınar Üniversitesi Tarih bölümünü bitirdikten sonra aynı üniversitede Tarih alanında yükseklisans eğitimine devam etmektedir.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin