Yanılsama ve Gerçeklik: Şiirin Kaynakları Üzerine Bir �, Düşünce, Serkan PARLAK

Yanılsama ve Gerçeklik: Şiirin Kaynakları Üzerine Bir İnceleme yazısını ve Serkan PARLAK yazılarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden

Yanılsama ve Gerçeklik: Şiirin Kaynakları Üzerine Bir İnceleme

07.11.2014 09:26 - Serkan PARLAK
Yanılsama ve Gerçeklik: Şiirin Kaynakları Üzerine Bir İnceleme

ŞİİRİN DOĞUŞU

Sir Richard Paget'in insan konuşmasının kökeni hakkındaki akla yatkın kuramı; insanın arkadaşlarının aklına sokmak istediği imgeleri, dili ve ses organlarının diğer hareket edebilir kısımları ile hareketler halinde taklit etmeye çalışmış olduğu varsayımı üzerine kurulmuştur.

İlkel kültür düzeyinde dilde en önemli ayrım, genellikle günlük konuşma üzerine kurulmuş olan ritmik olmayan dil, bireysel inandırmanın dili; kolektif konuşmanın dili olan ritmik dil ise toplumsal coşkunun dilidir. Aristo, özel konuşma ile halk önünde konuşma, ritmik dil ile ritmik olmayan dil, bireysel inandırma ile kolektif coşku arasındaki ilkel ayrımı açıkça görür. Aristo'nun yaklaşımı nesneye çevrili dışa dönük aklı (esere, oyuna ilgi) temsil eder. Şiirin özü yanılsama, bilinçli bir yanılsamadır, yaratmak için düzenlenir. Tregedyanın toplumsal işlevi ise ruhu tutkulardan arındırmaktır (katharsis), ayırıcı özelliği taklittir (mimesis). Platon ise daha sezgici ve içe dönük aklı (şair, dinleyiciye ilgi) temsil eder.

Şiir yapısı ve doğası gereği, yarattığı gerçekliğin ötesinde bir gerçekliği gözler önüne serer ve ikinci derecede olmasına karşın yine de daha yüksek ve daha karışık bir gerçekliği doğurur, biçim olarak gösterir. Çünkü şiir, kendi somutluğu içinde tahılı, kendi olgusal özü içinde hasadı değil; fakat kabilenin hasatla ilişkisi demek olan coşkusal, toplumsal ve kolektif karmaşayı anlatır, dile getirir. İnsanın hasatla ilişkisinin içgüdüsel ve kör olmayıp ekonomik oluşuyla bir varlık kazanan yepyeni bir hakikat dünyasını- ondaki coşkuyu, dost sıcaklığını, onun tadını, onun uzun beklenişini ve mutlu sonunu dile getirir. (Tahıl ambarını hayal gücüyle, buğdayla dolup taşar bir durumda canlandıran, hasadın zevklerini ve tadını anlatan tören olmaksızın insanlar, bu hasadı meydana getirmek için gerekli zor işi yüklenemezdi.) Bu yüzden şiirdeki hakikat, şiirin soyut ifadesi- içerdiği olgular- değil fakat toplumdaki dinamik rolüdür.- içerdiği kolektif coşku-

MİTOLOJİNİN ÖLÜMÜ

Mitoloji, ilkel insandan mantıksız şeylere inanmasını ister. Ama 20. Yüzyıl insanı da şiir ve edebiyat ürünlerine aynı mantık dışı kabulü göstermektedir. Hamlet, yaşmaktadır onun için. Ama öte yandan cehennemde yeniden yaşamaya ya da ceza günü görevlilerine inanmamaktadır.

İnanç; ortak coşku dünyasındaki basit, dolaysız yaşantısı nedeniyle ilkel insana, sanat dünyasındaki dolaysız yaşantısı nedeniyle ise modern roman okuyucusuna gerekli değildi. Mitoloji "gerçek" din halinde katılaşmaya başlayınca gerekli duruma gelir. İnanç ve dogma, inanç eksikliğinin ve kuramdan kuşkunun belirtileridir. Mitolojinin şu ya da bu yolla kendisini toplumdan ayırmış, koparmış olduğunu gösterir. Gelişen bir şey olarak mitolojinin sonu, farklılaşmış kabile yaşamının da sonudur. (Ekonomik sınıfların ortaya çıkışına bağlı olarak gerçek dinin ortaya çıkışı) Yönetici sınıfın karşısına inatçı bir sömürülen bir sınıf çıkınca, sömürücü sınıf kendi manevi nimetlerini bölüşerek sömürülenleri yatıştırır: Çünkü bu nimetler maddi nimetler gibi bölüşünce azalmaz.

Bir dönüm noktası olarak Helen ekonomisinin gelişmesi, belgelerin kabilenin kolektif belleği olmaktan çıkması ve insanlar artık ortak yaşamadığı için mesajların büyük bir değer kazandığı aşamaya ulaşmasıyla "yazının bulunuşu" zorunlu duruma geldi ve yazılı şiirlere yol açtı. Şiir de böylece kolektif şenlikten ayrılmaya, yalnız insanlar tarafından tadına varılan bir sanat olmaya başladı.

MODERN ŞİİRİN GELİŞİMİ

Modern şiir, kapitalist şiirdir.

Burjuva şiiri, bütün çeşitliliği ve karmaşıklığı içinde insanların birbirine ve özgürlüğü yaratacak olan bu toplumsal ilişkiler için gerekli Doğa'ya, içgüdüsel uyumlarını yansıtır. Çünkü özgürlük insanın kendini gerçekleştirme yolu olan toplumun ekonomik ürününün fantastik ve şiirsel anlatımından başka bir şey değildir. İlkel şiir nasıl meydana getirdiği hasatla doğrulanıyorsa ki ilkel insanların özgürlük aracıdır bu- burjuva şiirde toplumun kendi devinimi içinde doğurduğu maddi ürünle doğrulanır. Fakat bu bütün toplumun özgürlüğü değil, toplumun ürettiklerinin büyük kısmını kendisine ayıran burjuva sınıfının özgürlüğüdür.

Özgürlük, eylemlerindeki güdünün, gerekliliğin bilincine varmaktır. Bu bilinç iç gözlemle değil, yasalarını açıkça ortaya koyan ve insana bunları bilinçle kullanma amacını veren gerçeklikle savaşım yoluyla kazanılır.

İNGİLİZ ŞAİRLERİ (I-İLKEL BİRİKİM DÖNEMİ)

Elizabeth Devri Şiiri, bütün büyüklüğü ve başkaldırıcılığı ile prensçe arzunun, bütün gücü yürürlükteki kuralları yıkmak ve kendini gerçekleştirmek olan burjuvazinin mutlak arzusunun sesidir. Bunun içindir ki Şekspir'in bütün kahramanları prense benzer; bunun içindir ki kralca davranışlar o zamanki insan davranışının ideal örneğidir. (Prens, gerçek toplumda burjuvanın genişlemesi için gerekli koşulları gerçekleştirme aracıdır.)

İNGİLİZ ŞAİRLERİ (II-SANAYİ DEVRİMİ)

Dönemin şairleri Shelley, Wordsworth, Keats'tir. Shelley bir idealisttir. İlk kez bilinçli bir şekilde idealist sözcükler kullanır. Dili "parlaklık, hakikat, güzellik, ruh, esir, kanatlar, solma, özleme" gibi belirsiz coşkular dünyasını eşeleyen sözcüklerle doludur.

"Kimse tutamaz bu yoksulluğu, gölge geri döndü/ Dünyanın yoksulluğunu kendi yoksulluğu bilip rahatı kaçanlardan başka."

İNGİLİZ ŞAİRLERİ ( 3. KAPİTALİZMİN ÇÖKÜŞÜ)

Para için yazan insan, bir sanatçı değildir. Çünkü sanatçının özelliği ürünlerinin uygulanabilir olması, sanatçı yanılsamasının; içgüdü ile bilinç arasındaki, üretim güçleriyle (kapitalist tekniğin fabrikalarda toplumsal olarak örgütlenmiş gücü) üretim ilişkileri (özel kâr için üretim ve bunun sonucu olarak dolaysız ya da 'kullanım ilişkisi' yerine para ya da 'değişim ilişkisinin' evrenselliği ile gösterilen pazar anarşisi) arasındaki gerilimden doğmuş olmasıdır. Temel çelişki şudur: Şair, kâr elde etme ya da değişim değeri için üretim düzenine sanatın anlam ve önemini sakatlayıcı şeyler olarak başkaldırır. Ama burjuva düşüncesi kategorileri içinde başkaldırdıkça- yani temel burjuva yanılsamasını atamadıkça- başkaldırısı, meta üretim düzeninin gerekli kıldığı bir biçim alır.

ŞİİRİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

Ritimlidir. (doğal ritme eklenen şiirsel ritim) İnsan kendi toplumsal ilişkilerinin denetimini tamamen yitirdiği için, bütün toplumsal ilişkileri körü körüne bir yadsıma içinde terk etmek gibi anarşik burjuva girişimi, "serbest ölçüye" doğru son gidişin yansımasıdır.

Ritim kolektif bildiri ve coşkuyu kolaylaştırır. Coşkusal içedönüşte (öznel, içgüdüsel, grup beraberliği) insan genetik tipe, her insanda aşağı yukarı ortak olan ve yaşam boyunca dış gerçeklik tarafından değiştirilen ve kendine uydurulan içgüdü topluluğuna döner. Ritmin anlamı tarihseldir. Herhangi bir belli zamanda, toplumun temel çelişkisinin dilde ortaya çıkışına bağlıdır. (Vezin kalıplarının toplumsal ölçütleri ifade etmesi, ritmin aşırı duygululuk yaratması gibi basit formüllerle geçiştirilemez.)

Burjuva toplumunu yadsıma, sözcükleri düşünerek yalnızca kişisel çağrışımlarla seçme (zihinsel özgürlük) ritmi ortadan kaldırabilir.

Şiirin başka dile çevrilmesi zordur.

Şiir usa aykırıdır. Şiir, insanın coşkularıyla çevresi arasındaki çelişkinin ( ussal-usa aykırının); insanın Doğa'yla savaşımının gerçek ve somut biçimini alan çelişkinin, bir yüzünün dile getirilişinden başka bir şey değildir. Şiir bu savaşımın bir ürünü olduğu için tarihsel gelişimin her aşamasında insanın çevresiyle olan etkin ilişkisini kendi alanı içinde yansıtır.

Şiir sözcüklerle kurulur. "Bir şiir kendi dış hakikati içinde dile getirilen yaşam imgesinin ta kendisidir." Shelley "Şiir sözcüklerle yazılır fikirlerle değil." Mallarme "Şiir sözcüklerle kurulur." C. Caudwell Sözcük, fikirden başka çeviriyle dile getirilemeyen özellikle duygusal bir coşku yaratır.

Şiir simgesel değildir.

Şiir somuttur. Gerçek nesneleri en genel biçimde sıralamakla matematik sonsuza, bütün dış gerçekliği kavrayabilen bir tek simgeye, ama şiir bütün bu öznel tavırları en genel biçimde sıralarsa bütün öznel gerçekliği kavrayabilen tek simge olan ego'ya(dünya görüşü) varır.

Somut yaşam insan-doğa arasındaki diyalektik ilişkidir. Hakikat daima toplumsal insanı gösterir- insanla ilişkili olarak doğrudur bir şey. Matematiğin ölçütü hiçbir zaman doğru değil, değişmezliktir. Bilim çevre, şiir içgüdüsel kutba yakındır. Değişmezlik bilimin, güzellikse şiirin erdemidir. Saf olana ulaşmak için savaşım verirler. Bilim matematiğe, şiirse müziğe özlemdir daima.

Şiir yoğun etkilenmelerle tamamlanır. Şiire özgü estetik etkilenmeler ortak toplumsal yaşantılara bağlıdır. Estetik nesneler, bireysel insana değil, bir arada yaşayan insanlara özgü coşkular uyandırdıkları sürece estetiktirler. Estetik coşkunun tarafsız, kesin olmayan, nesnel özelliği de buradan gelmektedir.

DÜNYA VE BEN

Üretici güçler toplumsal dünyadaki, toplumsal egodaki gelişim sonucu, insana hayal edilemeyecek kendini gerçekleştirme olanakları verecek bir gelişime ulaşınca; ama öte yandan bu güçlerin kullanılması üretim güçleri tarafından önlenince, zengin bilinç dünyasında "duygusal açlıklar" "kişiliğin sakat bırakılışı" yakınmaları yükselir. Modern topluma karşı protestolar, devrimin müjdecileridir bunlar.

RUH VE DÜŞLEM/ŞİİRİN DÜŞ GÖREVİ

Hayal kurmada insan kendini gerçekliğe uydurma denemesi yapar; düşte, gerçekliği kendisine uydurma denemesi. Düş arzuların gerçekleşmesidir; bellek imgeleridir. Toplumsal olmayan özgür çağrışım olup çağrışımları bilinçsiz ve kişiseldir. Uyku ve düş, gündüz ortaya çıkan ve geceleyin özel olarak çözülen çelişkilerin çözümünde önemli bir rol oynar.

Şiir yalnızca iki sözcüğün "ben" ve "gibi" sözcüklerinin aracılık ettiği, bellek imgelerinin bir ilişkisidir. Şiir tersine çevrilmiş bir cins düştür. Oysa gerçek düşte duygular kısmen bastırılır ve birbirine karışmış imgeler bilinç alanına çıkarken; şiirde birlikte olan imgeler kısmen bastırılmış ve bilinç alanında duygusal düzenleniş biçiminde var olan birbirine karışmış duygulardır.

SANATLARIN DÜZENLENİŞİ

Sanatın ve bilimin ortak olarak sahip oldukları şey yalnızca "yanılsama" dır. Bilim bundan ayrı olarak dış gerçeklik dünyasıyla ilgilenir; sanat ise iç gerçeklik dünyasıyla kaplanmıştır. Bilimsel dilin düzenleyici ya da ussal kopya özelliği, dış gerçekliğin ilişkilerinden dışa yansıtılmış sahte dünyasındaki o iç yapıdır. Sanat dilinin düzenleyici ya da duygusal kopya özelliği ise, iç gerçekliğin ilişkilerinden dışa yansıtılmış, sahte dünyasındaki o iç yapıdır.

Bilim de sanat da her biri tek başına kısmidir. Fakat bir araya gelince birbirine uyarak değil, somut yaşama sürecinde insanın Doğa'yla savaşımı içine geçip yayılarak bir bütün meydana getirir.

ŞİİRİN GELECEĞİ

Kapitalizmle birlikte şiir, teknik olarak, geçmişte görülmemiş bir güce ulaşır, gerçeklik dünyasından gittikçe daha çok ayrılır, her gün biraz daha başarılı olarak kişisel yaşam algısı ve kişisel duygu peşine düşer; sonunda toplumdan öylesine kopar ki, önce algı sonra da duygu varlığını yitirir. Geniş kitleler artık şiir okumaz, ona gereksinim duymaz artık, onu anlamaz; çünkü şiir, tekniğin gelişmesiyle somut yaşamdan uzaklaşmıştır ve bu hareketin kendisi, toplumun bütününde benzeri bir hareketin eşinden başka bir şey değildir. Böylece şair, yaşam- yani kendi yaşantısı- tarafından bir bütün olarak insanlara durmadan daha az anlamlı gelen sözcükler ve birleştirici değerler üzerinde yoğunlaşmaya zorlanmıştır; sonunda şiir (ilkel bir kabilede olduğu gibi) tüm toplum için gerekli bir işlev olmaktan çıkıp seçkin birkaç ruhun lüksüne dönüşünceye kadar.

Yanılsama ve Gerçeklik
Christopher Caudwell
Payel Yay.
2. Baskı,
Ocak 1988,
Çev. Mehmet H. Doğan


Yazar: Serkan PARLAK - Yayın Tarihi: 07.11.2014 09:26 - Güncelleme Tarihi: 17.11.2021 09:25

,

2156

Serkan PARLAK Hakkında

Serkan PARLAK

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından, ilk romanı "Ormanın Kıyısı" ise Roza Yayınları tarafından yayınlandı.

Serkan PARLAK ismine kayıtlı 85 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 3 kitap bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin