Yaşayan Yazılar - Mustafa İslâmoğlu

Esma Meşar | İslam Düşüncesi | Okunma: 373 | 21.03.11

“Yaşayan yazılar” Mustafa İslamoğlu makaleleriyle hayat bulan yazılar serisindeki kitapların bir”inci”si. İnsan ne ile kaimdir sorusuna cevap arayanlardansanız, doğru adrestesiniz.

“Kelimeler, beşeri insan etti” der İslamoğlu. Öyle ya; Allahu Teâlâ konuşmasaydı bir insanlık tarihinden söz edemezdik. Bu yüzden Rabbimiz peygamberi Hz. İsa’yı “kelime”si olarak anmamış mıydı kitabında?

O, evvela Âdem’e isimleri / eşyaya isim verebilme yeteneğini verdi ve o’nu meleklerin önünde eğildiği varlık eyledi. Âdem hududullaha isyan edip haddi aşınca, Rabbi bilincini tazeleyip tekrar kendisine yönelmesi için kuluna “kelimeler” sundu. Böylece Âdem’i günahkâr değil ancak “sorumlu olarak” yeryüzüne halife kıldı. Ve insanlık tarihi adeta insanın kelimelerle/kelimenin kelimeyle imtihanından temayüz etti. İnsan kelimeyle var oldu, kelimelere muhatab kılındı, kelimeleriyle muhatab alındı. Dolayısıyla biz, insanlığın tek dini olan İslam için “söz medeniyetidir” deriz.

Bu bağlamda yeryüzündeki mücadelelerin hepsi, sözün gücüne inananlarla gücün sözünü hâkim kılmaya çalışanlar arasında vuku bulmuştur. “Yaşayan yazılar” bu hakikate dikkat çekmekle beraber söz medeniyetinin çocuklarını, sözün gücüne olan inançlarını korumaya davet eder. Çünkü her şeyin bir ahlakı vardır ve “inancın ahlakı da inandığına güvenmektir”.

Gücün tutsakları var güçleriyle taarruza mı geçmiş? Her yanımızı uydularıyla çevirip attığımız her adımdan haberdar mı oluyormuş? Sevdiğini yüceltip, kızdığını imha mı ediyormuş? Kimin vehimleri bunlar? Oysa biz her namaz vakti “Allahu ekber” derken Allah’ın en büyük olduğunu tasdik etmiyor muyduk? Öyleyse önce Allah’ın her şeyden, hatta dünyanın süper güçlerinden de(!) büyük olduğuna dair bir bilinç yenilenmesine ihtiyacımız var.

Kitap, bu bilinç yenilenmesi için bir dizi yol işareti sunar okuruna. Vahyin kontrolünde bir “tasavvur inşası” bunların ilkidir. Ardından özellikle fetret dönemlerinin kaotik ortamında hayatın altında kalanlardan olmamak için “müslümanca düşünce” üretmenin lüzumuna dikkat çeker. Zira mağduriyet ve mahrumiyet zamanları olan fetretler, kıymet bilip göğün halkasına sıkıca tutunanlar için birer fırsat olurlar. Tabii Allah’ın gör dediği yerden bakılırsa. Bu ise ancak “ümmileşmek” ile mümkün olur. İslamoğlu üstad der ki “ümmileşmek; özünden koparılarak kirletilen bilgiye analık etmek için(ümmet), önce analık edecek olanların(ümmetin) kendi kaplarını temizlemesidir.”

Tüm bunlar olurken güç krallığının çağımızdaki varisi modernizm boş durmaz elbet. İslam’ın iki temel kavramı “tevhid ve adalet”in karşısına fütursuz bir “özgürlük” kavramıyla dikilir. Kendisine iltifat edenleri “sorumlulukla özgürlük birbirine zıttır” yalanına inandırmaya çalışır kitabın deyimiyle. Bu yolla özgürleştirdiği her bireyi de güç, iktidar, para gibi ayartıcılarla kendisine tutsak eder. Şahsiyetinden soyutladığı insanları beşeri güdülerden ibaret kalmış sürülere dönüştürür. Sürüyü ise modernizmin kutsal menfaatleri yönünde şartlandırmak kolay olacaktır. Çünkü sürü güdülerle hareket eder, karşıt düşünce üretemez ve başına gelene razı olma biçiminde yamuk bir sabır anlayışına sahiptir.

Mustafa İslamoğlu, İslam’a karşı açılan bu savaşa ve sürüleştirme çabalarına yakın tarihimizden atıflar yapar. Bu ülkenin en büyük şanssızlığını ise, hayatın anlam ve amacına karşı açılan savaşın “devlet” kisvesi altında verilmesi olarak görür. Bu ise anlamsızlaştırma savaşında kullanılan araçlara dokunulmazlık kazandırmakta, anlamsızlığı taşlayanları da suçluluk ve illegallik psikozuna itmektedir. Dolayısıyla kendisi olamamış, her tarafa yaranmaya çalıştığı için bertaraf olmuş, sermayesi vitrinden ibaret bir halk teşekkül etmiştir. Bu işin hissedarları ise sürüsüne musallat olan kurtla birlikte ziyafet sofrasına oturan çoban misali sıkılmadan devşirdikleri sistemin kaymağını yemişler ve ülkeyi krize mahkûm etmişlerdir. Adı ne olursa olsun kriz, aslında insan krizidir. Her yeni insana taze inmiş bir vahiy gözüyle bakmak dururken; insanı tanımak yerine tanımlamayı, değer vermek yerine fiyat biçmeyi şiar edinmenin hazin neticesidir.

İslamoğlu batılın desiselerini sayıp dökerken, itidalli olmanın gereğine uygun olarak hak erlerinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Zulmü boğmak için su taşıyacakları testilerin ahvalinden sual eder ümmete. Allah’ın yardımının kulun bittiği yerde yetişeceğini hatırlatır. Çünkü bittim demek bir hak ediştir, elinden gelen her şeyi yapıp elleri semada gelecek yardımı beklemektir. Siperi kaybetmeme mücadelesi vererek sabretmiş olduğunu ispat etmektir. Yazarımızın ifadesiyle ”mehir bedelini ödemeden sevgilinin yüzünün görülemeyeceği” bilincini taşımaktır.

İnandıysak, hayrın hazzını bütün fani hazlara tercih ettiysek, inandığımıza güveniyorsak, mehir bedelini ödediysek arkamızdan kimin geldiği önemini yitirir. İbn Mesud’un dediği gibi : ”Cemaat hak üzere olmaktır, istersen tek ol.”

Başta neden kitaptan bir “inci” diye bahsettiğimi takdir edersiniz. Kitap baştan sona -bahsini ettiğimiz ve edemediğimiz- pek çok konuda tasavvuru inşa etmesiyle, muhterem Mustafa İslamoğlu’nun düşünce dünyasının alfabesi niteliğinde bir eser olmuş tabiri caizse. Emek verenlerden Rabbimiz razı olsun. Fakirin ‘yaşayan yazılar’dan öğrendiği bir hakikat de şöyle: “İddianız, duanızdır “. Öğrendiğimize vefa gösterip biz de seyrimizi bir duayla hitama erdirelim. Kitabı okuduğunuzda siz de bu yazılarla yaşamaya başlayacaksınız (inşallah).

Bereketli okumalar…

Yaşayan Yazılar
Mustafa İslamoğlu
Düşün Yayıncılık


Hılfu'l-fudul'da eğitmen. Hılfu'l-fudul'da İslam Tarihi okudu. Yüreği Gazze'de yaşıyor. Memleketini Filistin, Batı Şeria olarak görüyor... 1987 doğumlu.

Esma Meşar İsmine Kayıtlı 6 Yazı Bulunmakdadır.