YAZMA, HİKÂYE YAZMA VE YAPRAĞIN DÜŞTÜĞÜ

YAZMA, HİKÂYE YAZMA VE YAPRAĞIN DÜŞTÜĞÜ

YAZMA, HİKÂYE YAZMA VE YAPRAĞIN DÜŞTÜĞÜ

06.08.2021 - Ethem Erdoğan
YAZMA, HİKÂYE YAZMA VE YAPRAĞIN DÜŞTÜĞÜ

Yazma Eylemi Üzerine

İstisnalar dışında kendini başlangıçtan itibaren yazar olarak gören, hatta şiirdeki “şair-i maderzat” şeklinde olduğu gibi “doğuştan yazar” sayılan-görülen kimse pek yoktur. Benim kuşağımda çokça gelişen şekliyle şöyle bir seyir izler durum: taşranın kırsalından kente tahsil için gelen bir genç, Türkçenin kullanım çeşitliliğiyle ve lezzetiyle karşılaştığında, okuduğu okulun pansiyonunda gizli saklı bazı yazı denemeleri yapmaya başlar. Kelimeleri keşfetmek kadar, onları farklı anlamlarda kullanmanın tadı, dilin belli kurallar silsilesine uygun olarak konuşulduğunu fark etme ve kendisinin, bu süreç içinde dili düzgün şekilde kullandığını hissetmesinin hazzı vardır.

Kalemi eline alınca kelimelerden çiçek demeti oluşturduğunu düşünmenin doyumsuz tadı hiçbir şeyde yoktur. Bu deneysel metinlerden biri bir gün bir arkadaşın eline geçer. (Pansiyonda herkes her şeyi bilir çünkü.) Haberiniz olmaksızın bütün yurt sizi bir yazar olarak görür. Över ve kıskanırlar. İlk gençliğin verdiği bu duygu durumu kekre bir tat gibidir. Olgunlaşmayan bir meyvenin tadı… Tam da buradan çıkmadır; yazarak “büyük adam” olunabileceği düşüncesi. Bu motivasyonla lise birdeki edebiyat hocasının zorlamasıyla mesela Felatun Beyle Rakım Efendi okursunuz. Roman okumanın, dil kullanımıyla ilgili seçenekleri artıracağını hesap ederken, kendinizi Ahmet Mithat Efendi’nin kurguya ara vererek sunduğu ansiklopedik bilgiler ve yanlış batılılaşma yorumlarıyla baş başa bulursunuz. Muhtemelen sizler de benim gibi bu bölümleri atlamışsınızdır. Öte yandan bu malumatfuruşluk gizlice yazdığınız metinlere de sızıverir ve kendinizi Meydan Larousse, Büyük Larousse, Yurt Ansiklopedisi falan tararken bulursunuz. Neticede yazar hatta büyük yazar sıfatları bir aura gibi etrafınızı kuşatmıştır. Deneysel metinlerinizde herkese öğretilecek bilgiler vardır, en başta sizin öğrenmeniz gerekir elbette. Bu süreç kötü bir okuma yazma, iyi bir eğitim sürecidir.

Düşlerinizi, hayallerinizi somut hale getirmektir belki en basit isteğiniz kötü bir süreçte. Belki de kaleminize verdiğiniz, vermek zorunda kaldığınız rüşvettir bu saçmalıklar. Kalem işlevsiz kalmasındır mesele! Kalem yazıda gerektir çünkü. Yazar bunalımlarını da kapsayan çakma bohem tavırlar, sahte saplantılar, kırsal kurnazlıklar, zekâ oyunları, halüsinasyonlar ve kâbuslar… Durumu bir şekilde izah etmek mümkündür, yeter ki yazacak malzeme olsundur. Sonra bir gün bir hocanız size bir kitap ya da dergi verir okumanız için. Yeni hayat oradan başlar. Okursunuz ve hayatınız değişir. Çünkü kelime ve anlam için kapı aralanmıştır. “Biz evvela kelimeleri öğreniriz. Sonra yaşadıkça teker teker manalarını.” (Tanpınar, 2017)

Hikâye Yazma Ve Yaprağın Düştüğü Üzerine

Malumdur, edebi metnin sosyal bir olay olduğu çokça kabul gören bir varsayım. Bu varsayımı tersinden okumayı öneriyorum: her sosyal olayın edebiyatta karşılık bulma potansiyeli vardır. Bunu bir imkân olarak görmek sanırım edebiyatın yaşanandan kopmasını engelleyecek bir eşik, bir tampondur.

Hayat şartlarının hoyratlığı her insan gibi yazarı da bir noktaya getirir. Bu nokta sosyal etkileşim kanallarının açılması açısından olduğu kadar, bunun sağlamasını yapabilirlik açısından da önemlidir. “Her ne kadar yazar kendini kimi zaman toplumdan soyutlamış bile olsa, eserindeki imgeler ve/veya anlamlar, içinde yaşadığı toplumun imge ve anlamlarıdır.” (Can, 2015). Toplumun imge ve anlamlarından birine ya da bir kaçına ait bir noktayı tayf şeklinde yazarın fark etmesiyle kurgu başlıyor. Bazı metinleri okuyan bir okurun; hayatı, biçimler, görüntüler şeklinde metinde görmesiyle beraber, hikâye yazmanın kolaylığı üzerine fikir beyan edebileceği aşikârdır. Ancak kurgu içinde sözünü ettiğimiz biçim ve görüntüleri yerli yerine oturtmak kolay değildir. Hikâye bu anlamda şiir kadar zor bir edebi türdür. Kolay görünmekle birlikte benzerinin söylenmesi zordur. O yüzden fikir beyan etmenin benzerini yazmaya yetmediği de ortadadır. Diğer taraftan bazı metinleri okuyan kişinin nefesi kesilir, nutku tutulur. Böyle bir metin yazmanın “nasılı” üzerine akla sığmayan çıkarımlarda bulunur. Oysa; “Yazarın, eseri trans halindeymiş gibi mi yoksa katışıksız bir bilinçlilik durumunda mı yazdığı bizi hiç ilgilendirmez; bizi sanatsal açıdan ilgilendiren sadece ve sadece, ortaya çıkan sonuçtur.” (Kaya, 2019)

İsmail Demirel çok yönlü ve üretken bir yazar. Son kitabı (sanırım 9.) “Yaprağın Düştüğü” (Demirel, 2021) Ocak Ayında Pruva Yayınlarından çıktı. 11 hikâyeden mürekkep ve 83 sayfa. Enfes bir kapağı var. Konuya vukufiyeti zeminin altı olan biri bile sırf kapağın güzelliği için bu kitabı alır.

Kitaptaki hikâyeler kabaca iki farklı özellikte. İlk bölüm genellikle klasik hikâye formunda. İlk 40 sayfada yer alan Ahenk, Kaplambağa, Ms, Yaprağın Düştüğü Dal ve Bilgi Küpü hikâyelerini bu bakış açısıyla değerlendirebiliriz. İzleksel olarak bakıldığında; hepimizin bildiği, yaşadığı ve rahatlıkla aynîlik kurabileceği anlatılar. Masum ve parçalı aşklar, öğrenciliğin zorlukları, dergi çıkarma eskizleri, çocukluk anıları, çaresi olmayan hastalıklar, aile bağları ve 15 Temmuz darbe girişimi… Bu beş hikâyeden sonra farklı bir değerlendirme gerektiren ikinci grup-üst kurgulu anlatılar başlıyor. Yeri gelmişken kısaca üst-kurguya değinen bir alıntı yapalım: “Üstkurgusal eserin sürekli çelişki prensibi ve çatışma üzerine kurulmaya yatkın olduğunu söyler. Üstkurgunun yaratma, eleştiri, yorumlama ve yapısöküm kavramlarını buluşturan bir gerçeklikle bir arada tuttuğu anlatılır. Üstkurgu eser, kendi reddiyesini içinde taşır. Bu tür romanlar, romana geleneğin diline karşı kendi ifade etme şeklini koyar. Edebi eserlerde kurgunun kendi varlığını yansıttığı, hatta okura gösterdiği görülür. Buna üstkurgu denir. Üstkurgu, okurun bir kurgu okuduğunun farkına varmasıdır. Kurgu sunulurken onunla birlikte kurgunun da nasıl yapıldığı yani kurgunun kurulma süreci ele alınır.” (Erdoğan, 2017)

İkinci grupta değerlendirmemiz gereken anlatılar aynı zamanda geniş ve çok yönlü hikâyeler. Hikâye kahramanlarının olduğu kadar, yazar-okur-konu komşu, aracılar, dergi editörlerinin bakış açısı ve okur görüşü de anlatıya yansıyor. Aynı zamanda kurgunun hikâyesi ve özet de veriliyor. İsmail Demirel’in hikâye uzamı açısından önemli bir kitapla karşı karşıyayız sanırım. Klasik hikâyeleri gibi üstkurgulu hikâyelerinde de izlek tamamen bizi anlatmaya devam ediyor, olmayacak zorlamalara girmiyor. Bunları, birçok kitapta metinlerarasılığı zorlayarak türler arasılığa hatta zamanlar arasılığa (modern ve post modern unsurlar aynı anlatıda) rastladığım için rahatlıkla söyleyebilirim.

Hâsılı İsmail Demirel hikâyelerinde hayatın akışkanlığı ve dağdağası içinde çoğu zaman fark edemediğimiz, insanların yaşamak durumunda kaldığı, darmadağın ruh hallerinin yol açtığı çeşitli sonuçların sade ve etkili bir dille aktarıldığına şahit oluyoruz. Yazar bu aktarım sırasında dili naif şekilde ve inceltip kullanarak, okurda uyarıcı etkiyi oluşturuyor ama gerçekliği bir şamar gibi okurun suratına çarpmıyor. Bu bölümün girişinde ifade ettiğim şekilde “her sosyal olayın edebiyatta karşılık bulma potansiyeli vardır”. İsmail Demirel hikâyelerinde durum bariz şekilde ortada duruyor. (Özellikle 15 Temmuz ve mülteci meselesi). Karakterlerinin arayışı aynı zamanda sosyolojik olarak genelin arayışına denk düşüyor. Kullanılan dilin yaşayan Türkçe oluşu, dil hatasına neredeyse hiç rastlanmaması kitabın önemli artılarından. İzleksel olarak yapılan incelemede de bu toprakların önemli değerlerinin sıralandığı görülüyor. Toplumun en büyük çimentosu olan birlikte olma, dostluk, paylaşma, aile bağları hikâyelerde ince ince işlenmiş. Bu hikâyeleri elbette tavsiye ediyorum. Son söz olarak İsmail Demirel hikâyelerinin inceliklerden örülü olduğunu söyleyeceğim. İsmail Demirel’in bu çizgide –ki inceliklerin yok edildiği bir çağdayız.- devam ve ısrar ederek incelikleri yazmayı sürdürmesini umuyorum. Sanırım üç farklı hikâyede yazarın araya girdiğine, taraf olduğuna da şahit oldum. Bu durumu üstkurgulu hikâyelerde kullanılan tekniğin gereği, tekniğin ise edebî metnin temel taşı olması hasebiyle kabul, klasik hikâyelerde ise anlatıyı sekteye uğratması gerekçesiyle (ve kişisel olarak o bölümleri okumayı sevmediğim için) reddediyorum.

Kaynakça

Can, B. (2015). https://www.academia.edu/.

Demirel, İ. (2021). Yaprağın Düştüğü.

Erdoğan, E. (2017). http://www.kitaphaber.com.tr/ustkurgu-ustkurmaca-uzerine-k2807.html.

Kaya, N. (2019). Yazma Cesareti. İthaki.

Tanpınar, A. H. (2017). Sahnenin Dışındakiler. İstanbul: Dergah.

Ethem Erdoğan - 06.08.2021

,

361

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin