Yazmak Yaşamanın Neresi

Yazmak Yaşamanın Neresi

Yazmak Yaşamanın Neresi

07.10.2016 - Bilal Can
Yazmak Yaşamanın Neresi

Yazının bir tür yansıtma aracı olduğu gerçeği, insanları birikmişliğin verdiği o tereddütlü bekleyişten kurtarır. Yazı, bir tür arınma, tortulaşanın dışarıya okunması, derdin dile getirilmesi, suskuların çığlıklara karışması olarak ifade edilebilir. İnsan neden yazar? Sorusuna cevap arar isek verilen ön cevapların bu soruyu açıklamaya yeteceği kanaatindeyim.

Birikmişlikler. İnsanlığın dünya üzerinde yaptığı belki de en iyi işlerden biridir. Bu, biriktirmenin sürekli iyi bir anlamı olduğu genellemesine götürmemelidir. Biriktirmenin iyisidir insan, çöp bile olsa, kendine yapışandan kolay kolay vazgeçemez.

Biriktirdiklerimiz olmasaydı… Bu belki de “dünya olmazdı” genellemesine götürebilir bizi. Çünkü insan biriktirdikleriyle insandır. Heybesine dâhil ettiği iyilikleri, güzellikleri, hatıraları, acıları, hüzünleri, sevinçleriyle. İnsan bu biriktirdiklerinin bileşkesi, özlediklerinin özüdür. Yazmak, işte bu biriktirme telaşının bir armağanı sayılabilir insan için. Dünya’nın tarihini okuyabildiğimiz satırlar bize milyonlarca yıllık bir hikâyeyi yansıtıyor. Kutuplardan ekvatora, dağlardan ovalara, denizlerden çöllere varasıya her yerden bir esinti sunuyor elimizdeki metinler.

Arayışın o tatlı telaşesi içerisinde susuzluğumuza su, açlığımıza katık oluyor. Okumanın doyurucu bir nitelik taşıdığını bilmem söylemeye gerek var mıdır? David Lodge’nin Yazıdaki Yaşamlar adıyla dilimize çevrilen eser işte bunları düşündürttü bana. Yaşanmışlık izlerinin sunulduğu sayfalar ömrünün büyük kısmını yazıya vermiş birinin ellerinden sayfalara tutunmaya çalışıyordu. Biraz anlama acısı çekerek, eserin yazı, eser, okuma, ekseninde bir yazarın birikimlerinin yansıması olarak okunması gerektiği kanaatindeyim.

Lodge’den Kısa Bir Öneri

Aytaç Ören tarafından dilimize kazandırılan eserinde Lodge, edebi eserlere yönelik değerlendirme/yazı yazma biçimlerini iki yolu olduğunu aktarır.

David Lodge’ye göre birinci yol; “edebi okuma isteyen roman, şiir, oyun ve kurgusal olmayan kitap “biçimine” ağırlık vermeyi amaçlar. Çünkü bu eserler, bilgi araçları olmalarının yanında edebi çalışmalardır. Edebi biçim – çok önemli olmasına rağmen- sadece sözsel şekille değil aynı zamanda yapı sorunlarıyla da ilgilenir- örneğin hikâyenin anlatıldığı bakış açısı veya açıları zamanın işlenmesi gibi” (Lodge, 2016:9). Bu tarz bir okuma, derinlemesine bir “biçimsel okuma” olarak da anılabilir. Yazının arkeolojisini yaparak onun edebi ağırlığıyla ilgilidir. İkinci yol ise daha çok içerik ve yazının anlaşılması ve değerlendirilmesi şeklinde olabileceğini ifade etmektedir.

Yazılı eserlere yaklaşım biçimleri ele alındığında Lodge’nin bahsi geçen değerlendirme biçimleri “edebi okuma isteyen şiir gibi” eserlere yönelik yaklaşım biçimi bir tür “okuma biçimselliği” dâhilinde anlaşılabilir. Şiire düz bir metin gibi yaklaşmanın yanlışlığının yanında hikâyenin ve diğer düz yazı tarzındaki metinlere de şiir gibi okuma yaklaşmanın yanlışlığı “okumanın biçimselleştirmesi” dâhilinde ifade edilebilir. Bu bakımdan her türü kendi alanı içerisinde bir okuma biçimiyle yapılmalıdır.

Yazıdaki Yaşamlar

David Logde

Hece Yayınları

224 Sayfa

Bilal Can - 07.10.2016

,

1347

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin