Yenilgiden Dönemeyen Adam: Osman

Yenilgiden Dönemeyen Adam: Osman

Yenilgiden Dönemeyen Adam: Osman

Yenilgiden Dönemeyen Adam: Osman

Doğuştan şanslı insanlar vardır hayatta. Yaşamın engebeleri ile pek yüze yüze kalmaları gerekmez, zaten altın tepsi ile kendisine sunulmuş bir dünyanın nesinde zorluk arayacaktır ki kişi? Eksiksiz görünen hayatların kocaman karadelikleri vardır, bu deliğe doğuştan sahip olanlar, yaşamla girdiği kavgada hazırbulmuşluk düzeyi yüksek olanlara nazaran daha cevvaldir tartışmasız.

Ayfer Tunç’un son romanı Osman, kendi kuşağının mirasyedilerini anlatıyor bir bakıma. Bir eli yağda bir eli balda hayatların çöküş hikâyesi olarak karşımızda. Şayet coğrafi olarak bu tarz hayatlara benim gibi sadece yeşil çam filmlerinden aşina iseniz ilk başlarda bir parça sıkılmanız normal. Ancak ilerledikçe ve Osman’ın hayatına girdikçe kendinizi ona acırken buluyorsunuz.

Ayfer Tunç Yeşil Peri Gecesi ve Kapak Kızı ile devam ettirdiği üçlemesini şimdilik Osman’la tamamlamış görünüyor. Ancak Osman ilk iki kitaptan bağımsız olarak çok rahat okunabilecek bir roman. Tunç’un karakter üzerinden inşa ettiği romanlar daha çok kıyıda köşede kalmışların hayatı bir bakıma. Yeşil Peri Gecesi’nde Şebnem silik bir karakterken Kapak Kızı’ında tam merkezde. Osman da Kapak Kızı’ında üzeri örtük bir kişiyken kendi adını taşıdığı eserde tam merkezde.

Eser postmodern anlatının tekniklerini kullanıyor, Osman’ın günlükleri ve onun hayatını yazmak için Osman’ı tanımaya çalışan bir gazetecinin röportajlarından oluşuyor. Ancak yazar röportajları yapan gazeteciyi öyle silik bırakmış ki eserde ne adı var ne sanı. Bilinçli bir eylem olduğu muhakkak. Bu bakımdan Tunç’un romancılığı güçlü bir tekniğe dayanıyor. Çünkü Osman gibi zayıf, hayatın zorlukları karşısında ne yapacağını bilemeyen bir karakterin içine en iyi günlükleri ile sızılırdı. Çünkü dışarıda esamesi okunmayanların içlerinde kopan fırtınalar en iyi kendilerine has günlüklerde hissedilir. Bu bakımdan günlük tekniği ile yazmak kesinlikle başarılı bir seçim. Öte yandan sadece günlük formunu kullansa idi Suzan Defter’de olduğu gibi böylesi hacimli bir eserde akıcılığı sağlamak kesinlikle sıkıntı olurdu. Çünkü röportajın yapıldığı kısımlar esere, hızlı okuyabilmek ve sürükleyicilik açısından ivme kazandırıyor. Eserde göze çarpan bir diğer unsur da oedipus kompleksi.

İntihar mı Ecel mi?

Eser Osman Koryürek’ın piyanist olarak çalıştığı gece kulübünden çıkışta bir kamyonun altında kalıp ölmesiyle başlar. Her ölüm bir başlangıçtır hem de dikkat çekçi bir başlangıç. Osman kamyonun önüne kendi mi atlamıştır yoksa bu ölümün nedeni sadece bir kaza mıdır? Gazeteci karakteri neredeyse Osman’ı sorduğu herkese onun intihar edip edemeyeceğini soruyor. Bu sorunun cevabını burada vermeyeyim ki meraklıları esere doğru yol alsın.

Baba- Oğul Çatışması

Osman hayata bir sıfır galibiyetle başlayanlardan. Babası nüfuslu bir üniversite hocası, annesi eğitimli ve en önemlisi Osman aileden varlıklı bir kişi. Ancak babası Necmi Bey’le yıldızlarının hiç barışmadığı da aşikâr. Necmi karakteri klasik olarak kendi başarısından daha üstününü evlatlarından bekleyen bir babadır, Osman’ın kardeşi Teoman her ne kadar çıkarları gereği babasının suyuna gidiyorsa Osman o derece zıttır. Necmi Bey, oğlu Osman’ın ünlü bir piyona sanatçısı olmasını arzu eder mesela ama Osman’ın gönlü daha çok gitardadır. Osman annesinin ölümü ile birlikte kendisine kalan mirastan payına düşeni babasının karşı çıkmalarına rağmen alır ve ayrı bir eve çıkar bundan sonra Osman’ın asıl özgürlüğü başlar. Hiç bitmeyecek gibi harcanan paralar, lüks zevkler, gece hayatları… İnsan okurken hakikaten bir yerde bir insan bu kadar mı yarını düşünmeden yaşar diye soruyor. Tamam, yaşadığımız an bugün de, bugün dünün yarınıydı sonuçta!

Eserde Osman’ın Necmi Bey’i anlattığı çoğu satırda bir kızgınlık var, bu kızgınlığın ana sebebi ise annesinin kaybı olarak karşımızda. Annesinin kanser oluşunu babasına bağlıyor çoğunlukla Osman. Çünkü Necmi Bey her ne kadar kelli felli bir profesör olsa, köksüz ailesine bir soyluluk hikâyesi uydurarak anlatsa da –ki Osman’ın ismi biraz da bu soy ve kök merakından geleneksel olarak konulmuş bir ad olarak durur karşımızda- karısına şiddet uygulayan bir erkek. Bu nedenle yatak odalarındaki perdelerden içeri pek ışık sızmıyor. Özellikle Osman’ın Necmi Bey’in ölümü ile ilgili tuttuğu günlük oedipus kompleksi meselesinin aşikâr bir şekilde okurunun önüne serildiği yer. Çünkü bu ölümde Osman’ın da payı var ancak ufacık bir vicdan sızısı bile yok Osman’da bu konuyla ilgili. Kendine göre epeyce haklı sebebi olsa da, Necmi Bey o telefonu ettiğinde uyumak yerine yanına koşmalıydın Osman, sana kızgınım burada!

Bir Kuşağın Ön İzlemesi

Osman, doksanlar gençliği için ayrı bir anlam içeriyor. Kırklı yaşlarını sürenler ve özellikle İstanbul- Nişantaşı gençliğine aşikâr olanlar ayrı bir zevk alacak bu eserden. Hedefsiz bir okun tüm hızına rağmen sadece toprağa saplanışı hüzünlü bir şeyler anlatacak okuruna. Menfaatin iki kardeşin arasını nasıl açtığına, zeki ve zevkli olmanın her zaman için insan hayatını kurtarmaya yetmediğine, paranın her derdin devası olmadığına inanacak bir kez daha okur.

“Korku insanı zayıf düşürüyor.” yazmıştı Osman günlüğüne. Belki de korkmadan yürüyüp geçmek gerekir bu hayattan ama mümkün mü? Çocukluk dediğimiz o zehirli elmanın kokusu her yaşta burnumuzdayken hem de! Osman’ı okurken Yalom’un kulaklarını çınlatmadan olmazdı dedim evet “Çocukluk insanın ana vatanıdır.”

Osman’ın son sayfasını çevirdiğinizde, eser boyunca kızdığınız kişi bir anda üzüldüğünüz kişiye evrilecek.

Daha başka olabilirdi belki, hayatın kara delikleri seni bu kadar çabuk yutmasaydı. Daha başka olabilirdi Necmi Bey saçlarını bir kez olsun okşasaydı. Daha başka olabilirdi Osman, kardeşin Teoman’ın dini imanı para olmasaydı! Ancak böyle oldu işte yaşam güzellik perdesi ardından bakıyor gibi görünüp karanlık yüzünü gösterdi sana, “Anlatmak yaşamaktır.” Derken yaşadın belki de sadece kim bilir. Şimdi herkes senin için “ The weeping song” dinlesin, belki iyi gelir.

Osman

Ayfer Tunç

Can Yayınları

504 Sayfa

Gülnaz Eliaçık Yıldız - 20.11.2020

,

1209

Gülnaz Eliaçık Yıldız Hakkında

Gülnaz Eliaçık Yıldız

1987 yılının Aralık ayında Yozgat’ta dünyaya geldi.  Doğduğu bu şehirde yaşamaya devam ediyor. 2008 Yılında Yozgat Bozok Üniversitesinde Bilgisayar Teknolojileri ve Programlama Bölümünü, 2016 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme bölümünü, 2020 yılında da yine Bozok Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 2011 yılından beri Kitaphaberde kitap değerlendirme yazıları yazıyor.

Yazı çalışmaları; Bir, Şehrengiz, Serencam, Kün Edebiyat, Yedi İklim, Ayraç, Berhava, Mâi, Hayal Bilgisi, Mahur Beste, Yolcu, Siyah Sanat gibi süreli yayımlarda yer aldı.

2016 Eylül ayından beri evli. Şimdilerde bir oğula anne, okumaya âşık bir dünyazede!

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin