“YETKİN DÜŞÜNCE” DERGİSİ, “ÖZGÜRLÜK VE TESLİMİYET”

“YETKİN DÜŞÜNCE” DERGİSİ, “ÖZGÜRLÜK VE TESLİMİYET” DOSYASIYLA YAYIN HAYATINA BAŞ

“YETKİN DÜŞÜNCE” DERGİSİ, “ÖZGÜRLÜK VE TESLİMİYET” DOSYASIYLA YAYIN HAYATINA BAŞLADI

09.02.2018 - Alıntı
“YETKİN DÜŞÜNCE” DERGİSİ, “ÖZGÜRLÜK VE TESLİMİYET” DOSYASIYLA YAYIN HAYATINA BAŞLADI

Mustafa Tekin editörlüğünde ve İlimyurdu Yayıncılık /Mana Yayıncılık sahibi Latif Kınataş’ın imtiyaz sahipliğinde Ocak 2018’de yayın hayatına başlayan Yetkin Düşünce dergisi, “hakikatin kaynağına yolculuk” alt başlığıyla okuyucunun karşısına çıktı. Editörün ifadesiyle “uzun zamandır Türkiye’de yaşanan fikri durgunluğa” bir son vermek ve “fikrin tüketilmesine” direnmek amacıyla yola çıkan bu dergi, “entelektüel ve fikri çabaya odaklanarak yetkinlik ve hakikate ulaşmak üzere sürekli bir yolda olma haline göndermede bulunmaktadır.”

Derginin ilk sayısındaki dosya konusu olan “özgürlük ve teslimiyet” kavram çifti, farklı yazar, araştırmacı ve akademisyenlerin yazılarından oluşan bir çalışma ile incelenmektedir. Mustafa Tekin’in kaleminden çıkan ilk yazıda “özgürlük ve teslimiyet” konusu, kavramsal bir analize tabi tutulmuştur. Özgürlüğün ne olduğu meselesine değinilen bu yazıda, özgürlük ile “sorumluluk, hak, din, başkaldırı, aydınlanma” gibi kavramlar arasındaki ilişkiler irdelenmiş, özgürlüğün bir reddediş olup olmadığı ya da başkaldırının bir özgürlük olup olmadığı tartışılmış, postmodern dönemin özgürlükle ilgili vaat ve imkanları sorgulanmıştır. “Özgürlüğün Yarattığı Sıkıntı: Ontoloji İçindeki Ontolojisizliğimiz” başlığını taşıyan Mehmet Günenç’in yazısı, Antik Yunan’la modern dönem arasında gidip gelerek özgürlüğün ontolojik yönünü ele alıyor. “Özgür olduğumuzu bize bildiren Benlik düşüncemizdir” yazara göre. “Bu anlamıyla ne yaptığının değil ne olduğunun bilincinde olmak söz konusudur. Ne var ki insan olduğunun bilincinde olmak bir şeyler yapmayı gerektirir. İşte bu bir şeylerin yapılmasıyla insan kendisini özgür kılacağını sanar.” Yazar konuyu güncel durumla da ilişkilendirerek sözlerini şöyle tamamlar: “Dikkat edilmesi gereken nokta, yayılmaya devam eden özgürlük düşüncesinin dinimiz içine nasıl sirayet edebileceğidir. Çünkü çağımız dinin özgürlüğü yerine özgürlüğün dinine doğru kaymaktadır.” İlhami Güler’in yazısında “insan özgürlüğünün önündeki muhtemel üç engel” olarak “baba, toplum ve tanrı” tasavvurları incelenmiştir. “Özgürlüğün Bugün İmkân(sızlık)ları” başlıklı yazısında Muhammet Özdemir, “Ortadoğu ve Türkiye gibi modern dönemde henüz yeterince gelişememiş coğrafyaların insan davranışlarından izlenebilen özgürlük beklentilerinden hareketle bir çözümlemede bulunmayı” hedeflemiştir. Bu çerçevede Türkiye’deki insanların özgürlük sorunları ile çağdaş ülkelerin insanlarına ait özgürlük sorunları arasındaki farklılığa dikkat çeken yazar, makalesinde “Müslüman toplumlardaki özgürlük beklentileri ile özgürlük kavramını yaratan modern ve çağdaş pratikler arasındaki anlamsal ve fonksiyonel uyuşmazlıklara” değinmiştir. Ümit Aktaş “Köle Efendi Diyalektiği Üzerinden Özgürleşme ve Maduniyet İlişkisi” başlıklı bir yazısıyla dergide yer alıyor. Yazarın “özgürleşme” ile “bağımsızlaşma” kavramları arasında yaptığı karşılaştırma, dikkat çekici. Bunun dışında Habil-Kabil öyküsünden Talut-Calut hikayesine kadar bir dizi Kur’ân kıssasına değinen yazar, özgürlük bağlamında Fanon, Gandi ve Foucault düşünceleri arasında karşılaştırmalar yaptıktan sonra, Kur’ân kıssalarının “tarihsel veya kutsal anlatılar olarak değil de toplumları değiştiren devrimci/dirilişçi öyküler/aforizmalar olarak” okunması gereğine işaret ediyor. Tarih ve kültürün insan özgürlüğündeki belirleyiciliğini inceleyen Cağfer Karadaş, Kur’ânî bir perspektifle konuya yaklaşıyor. “Kaçınılmaz Teslimiyet Türleri Arasında Aklın Özgürleşmesi” başlıklı yazısında Muhammet Çelik, aklı özgürleştirme ve hakikatin kaynağına doğru yol alma süreçlerinde yerliliğin veya bilimin ölçü alınıp alınamayacağı meselesini tartışmış, insanın sınırlara olan ihtiyacına vurgu yapmıştır. Abbas Pirimoğlu “Özgürlük ve Secde” adlı yazısında “Özgürlük nedir?” başlığı altında Kant, Sartre, Heidegger, Kierkegaard ve Habermas gibi filozofların konuyla ilgili düşüncelerine değindikten sonra “özgürlük” ve “hürriyet” kelimeleri arasında bir mukayese yapıyor. Daha sonra özgürlükle irade arasındaki ilişkiyi inceleyen yazar, Nietzsche ve Gabriel Marcel gibi filozofların görüşlerini ele alıyor. “Özgürlük Pedagojisi” başlıklı yazısında Kadir Canatan, “Eğitim ya da pedagoji, özgürleştirici bir eylem midir? Yoksa insanı, kontrol altına alan ve tutsak kılan bir faaliyet midir?” sorularını yöneltip, bu soruların cevabını arıyor. “Bir akademisyen olarak sadece akademik özgürlüklerin önünü açmak için bir yol aradığını” söyleyen ve “ülke olarak özerklik ve özgürlük gibi terimlerle ilgili sorunlarımız” olduğuna inanan İsmail Taş “Akademik Özgürlük” başlıklı yazısında “üniversite kurumlarında akademik uğraş içinde olanların özgürlüğü” problemini ele alıyor. Hemen ardından Atilla Yayla’nın “Liberalizm ve Din Özgürlüğü” yazısı geliyor. “Düşünün ki” diyor yazar, “İslam on dört yüzyıldır yaşayan bir din ve bu din ne devletlerin ne de kamu otoritelerinin sayesinde yaşamıştır. Dinleri yaşatacak olan, o dine inanan kimselerdir.” Mustafa Öztürk’ün yazısında “teslimiyet” kelimesinin İslam kelimesiyle olan akrabalığı, Kur’ân’da geçen ifadeler eşliğinde incelenmiş, ardından Rab-Abd kavram çiftleri üzerinden İslam dininin teslimiyet isteyen tarafı vurgulanmıştır. Daha sonra Kur’ân’da geçen “Rab edinmek” ifadesinden hareketle, tarihsel süreçte insan özgürlüğünü kısıtlayan yönelimlere dikkat çeken yazar, ayrıca Sünni inanç esaslarındaki “kader-şer” meselesine, “Eş’ariyye, Selefiyye ile Şafii, Maliki ve Hanbeli usulcülerinin çoğunluğunca benimsenen hüsün-kubuh anlayışına” değinmiştir. Şaban Ali Düzgün, “Özgürleştirici ya da Köleleştirici Güç Olarak Din” başlıklı yazısında “Bu özgürleştirici gücün, tarihsel koşullara uyum göstermek suretiyle, köleleştirici güç olarak iş görmesi mümkün müdür?” sorusunun cevabını arıyor. Mehmet Evkuran’ın yazısında ise “Müslüman dünyasında iktidar, otorite ve özgürlük” konusu ele alınmış, özgürlük “varoluşsal, politik, etik ve estetik” bir sorun olması yönüyle incelenmiş ve Müslüman dünya açısından bunun ahvali sorgulanmıştır. Mesut Karaşahan’ın “Gönüllü Köleler: Özgürlük mü Zor, Esaret mi?” başlıklı yazısında küreselleşme çağındaki özgürlük sorunları incelenmiştir. Köleliğin tarihi, köle ticaretleri ve köleliğin kaldırılması süreçlerinin ele alındığı bu yazıda, Eski Roma’dan Çarlık Rusya’sına kadar bir dizi zaman ve mekanda köleliğin nasıl işlediği aktarıldıktan sonra, günümüzdeki köleleştirmenin iktisadi ve insani boyutları vurgulanmıştır. IMF üzerinden sıkboğaz yapılan ülkelerdeki ekonomik bağımlılıktan, her yıl fuhuş pazarında alınıp satılan binlerce insanın yaşadığı krize kadar birçok konuya değinen yazar, özgürlük ve kölelik probleminin küreselleşen dünyamızda nasıl bir hal aldığını görmemizi sağlıyor. Daha sonra Ayşe Yaşar Ümütlü’nün yazısında “kölelik ve kölecilik” kavramları teslimiyet bağlamında ele alınıyor. Polat S. Alpman ise “Türkiye’deki İslamlaşma sürecinin kritik meselelerinden biri olan özgürlük ve bireyselleşme krizinin İslamcılık hareketi içerisindeki paradoksal durumuna” işaret etmeyi amaçladığı yazısında, “özgürlük bahsinde İslamcılığın söylemlerinin eklektik” olduğunu savunuyor ve bir İslamcılık eleştirisi yapıyor. “Özgürlüğü, Müslümanların ya da dar grup, cemaat yapılarının özgürlüğüne indirgeyen, onların haklarının (ve günümüz Türkiye’sinde imtiyazlarının) tanınmasını kişisel özgürlük ve bağımsız birey olmakla ilişkilendiren bu bakış açısı, İslamcıların egemenliği altındaki siyasal ve sosyal alanın çoraklaşmasına ve İslamcılığın seslendiği Müslüman öznenin buharlaşmasına neden oldu” diyen yazar, “bireysel hak ve özgürlükler” meselesine indirgemeci yaklaşan İslamcılığın en sonunda Türkiye’de “sağ ideolojilerin en sağına” yerleşmeyi başardığını savunmaktadır. Daha sonra Mustafa Çevik’in “Seküler Demokrasi’den Farklı Olarak Müslüman Demokraside Özgürlüğün Ahlaki Temeli” başlıklı yazısı geliyor. Ardından “doğal özgürlük, siyasal özgürlük, tüketim toplumu” gibi konuların incelendiği ve Hacı Duran imzasını taşıyan “Özgürlüğün Tüketimi” başlıklı yazı geliyor.

Başlığı itibariyle dosya konusu dışında gibi görünen ama aynı zamanda dosya konusuyla da ilişkili olan Atasoy Müftüoğlu’nun “Tarihsel Sorumluluklar Almak” başlıklı yazısı, “günümüz tarihinin, ideolojik ve ırkçı amaçlarla, ticari amaçlarla kötüye kullanılması karşısında, İslam dünyası toplumlarının ve kültürlerinin tarihsel çapda, çok büyük sorumluluklar alması gerekiyor” ifadeleriyle okuyucuyu sarsıyor. Şu ifadeler de oldukça ilgi çekici: “Bir yanda, Avrupa bitiyor, çöküyor, tükeniyor şeklinde bir propaganda dili kullanılırken, bir diğer tarafta Avrupa kavram ve kurumlarına bağlılığımız tartışılamaz bir biçimde sürüyor. Irkçı ve ideolojik bir evrenselliğe maruz kalan bütün toplumlar, kültürel kişilikleri olmayan, kendi Özgün kültürel anlamlarını, varoluşlarını temsil edemeyen toplumlara dönüşüyor. (…) Aynı şekilde, Kürt halkının birbirinden farklı resmi milliyetçilikler ve ideolojiler (Arap-İran-Türk) aracılığıyla kuşatılmış, baskılanmış ve yönlendirilmiş olması, Kürt halkını da kültürel/politik parçalanmaya sürüklemiş, bu parçalanmalar nedeniyle de, kimi çıkarlar adına araçsallaştırılmalarına ve yabancı güçlerin himayesine açık hale gelmelerine neden olmuştur.”

Dergide dosya konusuyla ilgili iki de söyleşi var. Bunlardan ilki Tarık Ramazan’la ikincisi John L. Esposito ile gerçekleştirilmiş. “İslam’ın özgürlükle hiçbir sorunu yok fakat Müslümanların var” diyen Tarık Ramazan, “İnsanları fikirlerini belirtmekten alıkoymamız gerektiğini düşünüyoruz” diyor ve sonuçta “özgürlüğün Müslüman ülkelerdeki eksik unsur olduğunu” açıkça belirtiyor. Ayrıca Tarık Ramazan “market özgürlüğü ile manevi özgürlük arasındaki farka” vurgu yapıyor. Bunlardan birincisi “sahip olmak” üzerine, ikincisi ise “var olmak” üzerinedir. Özgürlük probleminde Esposito’nun işaret ettiği nokta, bu problemin bir yönüyle “Müslüman ülkelerde sıkıyönetim hükümetlerinin bir problemi olduğu” ve diğer yönüyle de “siyasi ve dini çoğulculuğu geliştirme başarısızlığının bir problemi olduğu” şeklinde öne çıkıyor. Söyleşiler Fatih Yaman tarafından yapılmış ve S. Zülal Afacan tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

Derginin Kültür-Sanat köşesinde Remzi Rana, “Buğday mı Nefes mi?” başlıklı yazısında Semih Kaplanoğlu’nun Buğday adlı filmini inceliyor. 2017’de gösterime giren Buğday’ın düşünsel boyutuyla ele alınışı, dosya konusuyla da bir uyum arz ediyor bence. Kültür-Sanat köşesinin diğer yazısında Z. Hülya Aytulum ise 15. İstanbul Bineali’nin düşünsel sanatsal bir kritiğini yapıyor.

Dergide yer alan kitap kritikleri de dosya konusuyla paralellik arz ediyor. Osman Dertli, M. Müctehid Şebusteri’nin İman ve Özgürlük adlı kitabını; Zehra Öğüt, Aliya İzzetbegoviç’in Özgürlüğe Kaçışım adlı kitabını, Hamit Temiz ise Erich Fromm’un Özgürlükten Kaçış adlı kitabını incelemiş bu yazılarda.

Bu ilk sayısı 280 sayfa olan dergi, üç ayda bir yayınlanacak.

Alıntı - 09.02.2018

,

1105

Alıntı Hakkında

Alıntı
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin